2010-2014 Tumblr'ını ne kadar özlediğimi anımsıyorum. İnsan melankoliyi özler mi? Özler tabi. İnsan kıymetini bilemediği her anı özler ve özleyecektir de.

Andulka
No title available

No title available
Alisa U Zemlji Chuda

祝日 / Permanent Vacation

No title available
occasionally subtle
hello vonnie
Peter Solarz
$LAYYYTER

Janaina Medeiros
Cosmic Funnies

shark vs the universe
YOU ARE THE REASON

JBB: An Artblog!
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Lint Roller? I Barely Know Her

No title available
taylor price

titsay
seen from Mexico

seen from United States

seen from Türkiye

seen from Kenya

seen from United States

seen from Canada
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Germany

seen from Netherlands
seen from Türkiye

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from Italy
seen from Netherlands
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Canada

seen from United Kingdom
@ahmetayik
2010-2014 Tumblr'ını ne kadar özlediğimi anımsıyorum. İnsan melankoliyi özler mi? Özler tabi. İnsan kıymetini bilemediği her anı özler ve özleyecektir de.
“Her zaman” demişti oğlan… Ve her zaman birlikte olacağız. Aklına gelen ilk karşılaştırmayı kullanarak, “biz Kanada kazları gibiyiz” demişti oğlan, o sıralarda aklı hep kuşlardaydı. Kazlar hayatlarında bir defa evlenirler. Eşlerini yaşamlarının başlarında seçip ardından hep birlikte yaşarlar. İkisinden birisi ölür ya da başına başka bir şey gelirse, ötekisi bir daha hiç evlenmez. Yalnız kalan başını alıp bir başka yere gider ya da sürüyle yaşamaya devam eder, fakat öteki kazların arasında hep bekar ve yalnız kalır. “Ne acıklı” demişti kız. “Öbür kazların arasında yaşayıp yine de yalnız kalmak. Herhalde, başka bir yerde tek başına yaşamaktan daha da acıklıdır”
Life is all about taking things in and putting things out. . #self #memories #moments #portrait #tb #songoftheday #songofthemoment #TelefonTelAviv (Beyazıt) https://www.instagram.com/p/B_-GgEvgKw518J23u6jwUHQkHbHxeFu2B1AXl00/?igshid=19zc5khq995yr
“Ve kalanın, gidenden bir farkı olsun diye, özlemek denen şeye inanmayın”
TAŞ
Bulutlar geçti gökyüzümden. Baktığım aynalar aynı değil. Herkesten kaçtım, sana koştum. Ve bulutlar hızlandı, nehirler aktı. Sen de taş olamadın o nehirde; olsaydın nehir götürmezdi seni. A.A “Recycle” Fall ‘11
İnsan, adeta anbean yalanla ve kendini kandırmayla hayatını sürdürüyor çünkü sahip olduğu ömrü isyan etmeden ya da delirmeden geçirmenin başka bir yolu, bu zaman ve coğrafya hapishanesinden bir kaçış olmadığının bilincinde olsa da olmasa da farkındaymış gibi davranıyor. Kaçışı olmayan bir şekilde bir gün öleceğini bilerek yaşadığı her günü öleceğini bilerek ve hiçbir zaman ölmeyecekmiş gibi yaşamak zorunda olan tek canlı olmasının da bunda etkisi büyük. Ancak bir gün çıkmak zorunda kalacağı o kapıdan kendi kararıyla bir anda çıkıvermek yerine bu kısıtlarla ve yalanlarla yaşamasının tek sebebi ise muhtemelen bilinmezlik ve bildiğine güvensizliktir. Bunun dışında ise yaşadığı her günü beklemek ve bir anda hayatına son vermek arasında karar vermeye ayırmak yerine unutmayı ve bir şekilde öleceğini bildiği için o güne kadar böyle bir karar vermek yerine kendisine bunu unutturacak hikayeler, uğraşlar ve halledecek sorunlar bulmak meşgul. İnsan bugüne kadar yaptığı her şeyi, unutmak için yapmıştır.
- Nasıl seviyordun, Hidayet?
- Deli gibi be abi! gün onunla ağarıyordu. Ben susam helvası satarım abi gündüzleri. Cebin de mis gibi simit kokuyor abi. Gün onunla ağarır; onunla kararırdı. Bir dakikam yoktu onu düşünmediğim. Abi, rüyada gibi yaşardım. Her laf gelir gider ona dayanırdı. İnsanlar bana bir laf söylerdi. O ne cevap verebilir, diye düşünürdüm. Bir şey alacak olsam o alır mıydı acaba? derdim. Bir şey yesem içime sinmezdi. Biri yol sorsa o gösterir miydi diye kafama sormayınca ve içimde o, yol göstermeyince aptal aptal bakardım. Bir güzel şey görsem ona göstermezsem, gösteremediğim için zevk alamazdım güzel şeyden…
Sait Faik Abasıyanık, Öyle Bir Hikaye
Haksızsınız ama haklı olmanız lazım. Yaptığınız yanlışı onayacak backup gerek. Ne olursa olsun yanınızda olmaları, sizi gazlamaları gerek. Çünkü onların rolü gereği karakterleri bu. Karaktere çok iyi girerler.
Haklı olmak için tüm şartları olgunlaştırdınız. Bunun olabilmesi için yalan söylemekten de geri kalmadınız, iftira falan da atilabilir keza.
Abrakadabra! Hem suçlu, hem güçlü, hem kurban, hem de katil oldunuz. İşte sizi ve onları aşağılık kılan bu.
Bu yüzdendir ki onlar sebepsiz yüzlerini çevirirler. O yüz çevirmeyi iyi tanırım, kabahat işleyen kedilerin gözleri gibidir gözleri.
Uygar insanlar mutlu olma ihtimallerinin birazını güvenlik önlemleriyle takas etmişlerdir.
Sigmund Freud
Önceleri bir düştü aşk, gülümserdik uyurken; Sonra bir düştü aşk, dudağından kaldırdık kahpelerin. Önceleri bir düştün güzel kız, ağlayarak uyandım; Sonra bir düştün gözümden, şimdi kupkuru gözlerim. Önceleri bir düştüm, hayat bana imrendi; Sonra bir düştüm, anladım: böyle büyürdü her düş.
Pes etmemi bekliyorlardı. Gözlerinden, bakmadığımı sandıkları anlarda yüzlerinde beliren gülümsemelerden belli oluyordu. Onlara bu zaferi tattırmak istemiyordum.
Bir kaya Dalgalar yalarken onu O bakarken kaskatı kalabalıklara Ah, kalbin bulut bulut akan sesi.
Bazı şeylerin gitmesine izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. Onları serbest bırakmak. Gevşek olanı kesmek… İnsanların, hiç kimsenin işaretli kağıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; bazen kazanırız ve bazen de kaybederiz. Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, müziği değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol.
Uyruğunu bul yüreğim, uydunu bul.
İlişki, aşk, sevgi, ilgi, değer, istek, belki evlilik? Adı ne olursa olsun, asla birden bire bitip tükenmez. Tükenemez dostlar, ne kendinizi, ne başkasını kandırmayın. Hele ki size anlatıldığı gibi hiç değildir durumlar. Size anlatılan, düşünmenizi istediğiniz tohumları aklınıza ekmenin tarifidir. Bu tohumlar sizin çaresiz duygularınız karşısında, karşı tarafın soğuk yüreğini ısıtacak ve onun egosunu tatmin edecek kadar ucuzlayarak, pazarda satılığa çıkacaktır. Böylelikle sizin koşulsuz ve çaresiz sevginiz, onun dolabında asılı duracak, istediğinde sırtına alacağı bir şal gibi; çok sıcaklarsa çıkaracak, üşürse tekrar sarılacak. El altında, ama mevsim değişirken ilk kaldırılacaklardan. Durum şöyledir açıkçası; mutlaka kişinin aklı, kalbi, ruhu, gözü, eli ya da bedeni bir başkasınınkine değmiştir. Bu durumda siz ne yaparsanız yapın durumu değiştiremezsiniz. Sevmeyi bırakmayı mı düşünüyorsunuz? Düşünemezsiniz. Düşünmemeye mi çalışıyorsunuz, aklınızdan bile geçiremezsiniz. Peki ya sonra?