Gerçek edebiyat her zaman kaybedenleri anlatır.
he wasn't even looking at me and he found me
🪼

tannertan36
NASA

PR's Tumblrdome
Cosmic Funnies
No title available
official daine visual archive
🩵 avery cochrane 🩵
$LAYYYTER
I'd rather be in outer space 🛸
Keni
trying on a metaphor
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
ojovivo
Show & Tell
taylor price
art blog(derogatory)
sheepfilms
Misplaced Lens Cap

seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Canada

seen from United States

seen from Italy

seen from United States
seen from Germany

seen from Singapore

seen from United States
seen from Greece
seen from Italy

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Vietnam

seen from United States

seen from United States

seen from France

seen from United States
@akillibir-deli
Gerçek edebiyat her zaman kaybedenleri anlatır.
Fransa'nin en guzel yerinden bambaska bir açiyla Eyfel Kulesine baska bir gorusle beraber rengarenk renkleri esliginde icimizi ferahlatarak sunan bir fotograf.
"Ben niye başımı çevireyim? Onlar soyunmasın" diyen genç erkekler ile "Ben niye örtüneyim? Onlar bakmasın" diye genç kızlar olduğu sürece "Bu ülkede toplumsal huzur hiçbir zaman kurulamayacak".
Yoksul bir adamdı. İstanbul'un adı “Gül” ile başlayan bir kenar mahallesinin bakla sofa nohut oda gecekondusunda… Ama düşleri zengindi.
Sevinçleri, umutları, sevdaları, Anıları zengindi. Gül satıyordu Beyoğlu'nda her akşam. Düş satıyordu. Sevinç satıyordu, umut ve sevda bir de… Bir de hüzünlü anılarını ve karşılıksız aşklarını… Her akşam deste değil, tek tek. Akşamın karanlığı Beyoğlu'nun saçaklarını aydınlattığında elinde bir deste gül ile kaldırımları mekân tutuyordu. Genç kızlar, onun gül kokusuyla Taksim'den Tünel'e iniyordu. Delikanlılar, onun rüzgârıyla süslüyordu genç kızlara çapkın bakışlarını. Dolapdere'nin, Kasımpaşa'nın arka sokaklarından çocuklar, onun sevinciyle geçiyordu gecenin ve çocukluğun tünelinden… Adını sordum. “Gül” dedi, başka bir şey demedi. “Eski zamanda olsa, bir şair vardı, o olsaydı her akşam bütün güllerimi alır, Beyoğlu'nun bütün kızlarına dağıtırdı.” “Şimdi” dedi, “şairler ne gülün kokusundaki hüznü anlıyorlar, ne bir sevgiliye yakıştığını…” Bir hüzün anıtı olarak duruyordu her akşam Taksim ile Galatasaray arasında… Bir sevda, bir sevinç, bir umut anıtı… Yaşanmamış gençliğinin, gönlü kırık anılarının, yoksul hayatının, zengin düşlerinin toprağında beslediği; sevdasının ve sevincinin, umudunun ve hüznünün suyu ile suladığı günlerden derlediği güllerden satıyordu. Oysa ne Beyoğlu farkındaydı adamın; ne akşam sattığı güllerin kokusunun… Dün akşam, Refik Durbaş da bir gül aldı. Bir konfeti misali Beyoğlu'nun üstüne attı yapraklarını. Bütün bir Beyoğlu ve akşam ve o ana kadar yaşananlar ile anılar bir gül yaprağı istilasında kaldı. Güle kesildi hüzün de, sevinç de… Anılar ve umut da… Sevda ve sevinç de… Düşler ve düşlere sığmayan aşklar da… Akşam Beyoğlu'nun üstüne kapandı. Beyoğlu hüzünlü anılar misali düşlerin üstüne… Adam, hâlâ gül satıyordu.
Refik Durbaş, Menzil s.192-93-94 “Düş Satıcısı” Fotoğraf: André Kertész, Muguet Seller, Champs-Élysées, May 1st, 1928
ehehe ͡° ͜ʖ ͡°
See the date the place…maybe this was taken the night that BlueBlue was conceived
http://iglovequotes.net/
Aslında insanları şarkılara benzetebiliriz.Bazılarını defalarca dinlerken bazılarını da hiç dinlemeye tahammül edemiyoruz bile.Ya da defalarca dinlediğimiz o çok sevdiğimiz şarkıdan bir süre sonra sıkılıyoruz.Oysa ki ne güzel hissettiriyordu o melodiler bize.