Yazmaya devam ediyordu yine. Her zamanki haliyle kulağında müzik, elinde kalem. Gerçi günümüz modernliğinde kalem artık parmaklarımız, kağıdımız bilgisayar ekranında beyaz bir sayfa. Derken kapı çaldı, içeriye giren annesiydi. Annesi onun okuma sevdasını seviyor ve okumasını özellikle de üniversiteden mezun olduktan sonra iyi bir iş sahibi olup güzel bir hayat yaşamasını istiyordu.
-Ne yapıyorsun Mithat oğlum? diye sordu annesi.
Mithat yine yazmaya dalmış, yazarken aklından geçen kelimeleri sıraya dizip kağıda döküyordu adeta. Yeri geliyor aklından geçenleri yazıyor, yeri geliyor kalbinde birikmişleri döküyordu kağıda. Annesini duymamıştı.
-Oğlum Mithat? diye yineledi annesi.
Mithat ufak bir sarsılmayla kendine geldi, annesine dönerek:
-ha, anne sen misin? Kusura bakma fark etmemişim.
Yazarlık da böyle bir şeydi. Yazarken insan dünyaları unutur, kendini hayallere kaptırırdı. O kadar güzel gelirdi ki, insanın gözüne bir daha hiç ayrılmak istemezdi insan, kendi dünyasından.
- kaptırmış gidiyorsun oğlum, beni fark etmedin bile. Ne yapıyorsun bakalım?
Mithat kendini kaptırmış hararetli bir şekilde yazıyordu. Annesini duymaması normal çünkü hızlı düşünen birisiydi. Cümleleri aklında sıralayıp yazarken veya söylerken eksik cümle kurması da bunun sebebiydi, düşünceli olmasından.
- öyle anne, aklımdakileri kalbimden süzüp kağıda aktarıyorum. Günlük hayatta dinleyenim olmadığından içimdekileri kağıtlara döküyorum.
Mithat'ın pek bi arkadaşı yoktu. Toplasanız bir eli bile geçmez. Ama yine de her insana karşı saygılı, herkese karşı kibar birisiydi adeta. Annesi böyle bir çocuktan çok memnundu.
- anladım oğlum, yazını yazmaya devam et. Sana çay ve bisküvi getirmiştim sadece. Ee, okul nasıl gidiyor?
Karantina süreciydi, e haliyle uzaktan eğitim devam ediyordu. Bu süreçte iyi gitmemesi normal ama Mithat "iyi gidiyor" diye yanıtlamıştı.
- iyi gidiyor anne, merak etme bi sıkıntı yok. Hocalar sisteme yüklüyor ben de ordan bilgisayara indirip yapıyorum ödevleri.
Mithat fazla detaycı birisiydi. Her ne kadar kısa konuşmaya çalışsa da karşısındaki insana bir şeyler anlatırken onun daha iyi anlamasını istiyordu. E, insanlar artık dinlemeyi bile unuttular. Artık neredeyse birbirimizi duyamaz, aklımızda kurduğumuza inanır olduk. Siz siz olun, dinleyin. Çünkü dinlemek, karşımızdaki insanı anlamaya çalışmanın en iyi yoludur.
Aleksandr Zerowski, Sahaf Dükkanı