Gülüşlerine bebek masumluğu katılmış, hüzünleri mezarlıklardan ağır bir adamsın.
art blog(derogatory)
The Stonewall Inn

Product Placement
d e v o n
Interview Vampire Daily

Origami Around
official daine visual archive
Xuebing Du
No title available
𓃗
occasionally subtle
ojovivo
Cosimo Galluzzi
No title available

pixel skylines
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
No title available
Cosmic Funnies

tannertan36

PR's Tumblrdome

seen from Burkina Faso

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from South Korea

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Chile
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
@assolistinbiri
Gülüşlerine bebek masumluğu katılmış, hüzünleri mezarlıklardan ağır bir adamsın.
Başkalarının hayatına burnunuzu sokmakla zamanınızı harcıyacağınıza kendi hayatınızdaki sorunlara çözüm bulmakla zaman geçirseydiniz şimdiye çözülmemiş derdiniz kalmıcaktı.
Bak bu söyleyemediklerimiz var ya, öldürür bizi.
Selam, ben Kaan. Aslında ilk kez böyle bir şey yapıyorum. Belki de bunları anlattığımda ön yargılı birçok insana rast geleceğim. Sorun değil. Yine de yazmak istedim bütün bunları.
Birkaç yıldır yazıyorum ve yazdığım cümleler “mutsuz insanlara” yönelik. Aslına bakarsanız diğer insanlara yazmak da güzel olurdu ama “yazmak” bir amaca hizmet edecekse en iyisi birilerinin yaralarını sarmak olur diye düşündüm. Birilerine iyi gelmekten daha güzel ne olabilir ki?
Başlarda içimden geldiği gibi yazarken birden insanlara gerçekten de iyi gelen bir yanım olduğunu fark ettim ve bunu yıllar içinde geliştirmeye karar verdim. Bu süreçte bir tane roman yazdım. O roman şu anda raflarda. Fakat herkes ulaşamadı. Çünkü bir sürü sorunla karşılaştık. Sonra ben de ücretsiz kitaplar yayınlamaya başladım. Çünkü benim için önemi olan tek şey yazdıklarıma birilerinin ulaşmasıydı. Yazmak üzerine herhangi bir çıkarım olmadı.
Ücretsiz olarak yayınladığım kitaplara herkes ulaştı, okudu ve çok güzel geri dönüşler aldım. Ama sosyal medya ile aram pek iyi değildir. Yazdıklarımın daha çok insana ulaşmasını istiyorum. Fakat bu konuda ne yapacağımız hakkında herhangi bir fikrim yok. Bu yüzden bu postu yazıyorum.
Bu postu yazmaktaki amacımı merak ediyorsunuz değil mi? Ya da herhangi bir çıkarım olup olmadığını… Aslına bakarsanız bu postu dikkat çekmek amacıyla yazıyorum. Çünkü art niyetli bir çıkarım yok. Yalnızca dikkat çekebilirsem birilerinin beni fark edebileceğini ve yazdıklarımın daha fazla insana ücretsiz olarak ulaşabileceğini, böylece daha çok insana iyi gelebileceğimi düşündüm. Çünkü insanlara iyi gelmeyi ve hayatlarını olumlu olarak etkilemeyi seviyorum.
Garip bir şekilde birilerine dokunmak, yaralarını sarmak, acılarını hafifletmek, bunun çabasını vermek ya da bunu başarmak bana iyi geliyor. Çünkü başkalarına iyi gelerek iyi hisseden insanlardanım. Bu yalnızlığı onlarla paylaşmak hem okurlarıma hem de bana çok iyi geliyor. Bundan en az onlar kadar ben de eminim. Çünkü bunu hissediyorum.
Bu postu kendimi bir nebze de olsa açıklamak ve yazdıklarıma bir göz atmanız için yazdım. Yazdıklarımı Instagram hesabımda tutuyorum. Ücretsiz kitabıma da Instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. Amacım kesinlikle “beni takip edin” demek değil. Yalnızca bir girip göz atın ve okuyun. Eğer severseniz beni okumaya devam edersiniz. Fakat sevmezseniz aynı duyguları paylaşmıyoruz demektir. Sorun değil. Herkes herkesle aynı duyguları paylaşmak zorunda da değil.
Aradığım şey “takipçi” değil. “Fenomen” olmak hiç değil. Bunlar bayat numaralar. Sevgi samimiyetten doğuyor çünkü. Bunlara gerek yok. Aradığım şey tam olarak benimle aynı duyguları paylaşabilen insanlar. Çünkü benim en iyi yapabildiğim şey onlara iyi gelmek. Bunu bilmenizi istiyorum.
Eğer bu postu reblog yaparsanız çok sevinirim. Bu sadece bir rica. Size hiçbir şey kaybettirmeyeceğine ve birçok insana iyi geleceğime inanıyorum. Buna inanmasam bu postu yazmazdım aslında. Beni buna okurlarım inandırdı. Hatta onların bu postu yazmam konusunda ısrar etmesiyle yazdım bu postu. Reblog yaptığınızda insanlar belki Instagram hesabıma uğrayıp yazdıklarıma bir göz gezdirir, bilemiyorum. Emin de değilim. Sadece denemek istedim. Instagram hesabımı da buraya bırakıyorum. Benimle aynı duyguları paylaşan insanlarla karşılaşmayı çok isterim. İnanıyorum ki reblog yaparsanız karşılaşacağım.
Yazdıklarıma göz atmak isteyenler için Instagram hesabım: wmkaandogan
Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar. -Tolstoy-
Selamlar arkadaşlar. Hoşgörünün, nezaketin hayli azaldığı günümüzde buna sebep olan şeyin adâb-ı muâşeret kurallarını bilmemek olduğunu düşünüyorum. Siz de görüyorsunuz ki gittikçe daha da kopuyoruz birbirimizden. Daha da tahammülsüzleşiyoruz. Zaten yapılması gereken davranışları yapmayıp, yapanları olağanüstü bir şey yapmış gibi görüyoruz. Çünkü bilmiyoruz. Daha da kötüsü merak etmiyoruz. Sizin için adâb-ı muâşeret kuralları başlığında okuduklarımdan, izlediklerimden kısaca bazı kuralları derledim. Buyrunuz. Okuyun, okutun efendim.
* Yürürken elleri cebe koymayın, yalpalayarak ve sallanarak yürümeyin. Bu nezaket kurallarına uygun bir davranış değildir.
* Keza asık suratla, çalımla ve gururla yürümek; değnek yutmuş gibi kasılarak adım atmak kibar ve görgülü insanlara yakışmaz.
* Her zaman takdim edildiğinizde ya da tanıştırıldığınızda ayağa kalkın.
* Konuşurken karşınızdaki insana bakın, başka bir şeyle ilgilenmeyin ve kollarınızı kavuşturmayın.
* Eğer utangaç biriyseniz bunu kabul etmekten ve söylemekten çekinmeyin. Dürüstlük insanları rahatlatır.
* Normal hızda konuşun. Ne çok hızlı ne çok yavaş.
* Konuşmayı bitirirken geçerli bir neden öne sürün ve kişi ile konuşmadan keyif aldığınızı belirtin.
* Hiçbir zaman “lütfen” ve “teşekkür ederim” demeyi unutmayın.
* Öksürürken ve esnerken ağzınızı elinizle kapatmayı unutmayın ve hemen elinizi yıkayın. Bu hem görgü hem temizlik kuralıdır.
* Karşınızdakine iltifat ederken samimi olmaya özen gösterin. Karşılaştırma yapmaktan ya da değerlendirmeden uzak durun. (Örn: “Kazağının ne kadar eski olduğunu düşünülürse, gayet iyi duruyor.”)
* İltifat aldığınızda fazla mütevazı olmayın ve iltifata iltifatla karşılık vermeyin. Basit bir “teşekkürler” hem yeterli hem de kibar olacaktır
* Birisini eleştireceğiniz zaman karşınızdaki kişinin duygularını göz önünde bulundurun ve kişi ile özel konuşmaya özen gösterin. Yakıştırma yapmaktan kaçının ve sorunu kişiselleştirmeyin.
* Biri sizi eleştirdiğinde sakin olun ve savunmaya geçmemeye özen gösterin. Eğer kişi sizi insanların içinde ve kabaca eleştiriyorsa içgüdüsel olarak tepki göstermek isteyebilirsiniz fakat en iyisi basitçe “Düşünceni bana özel olarak iletmeni tercih ederdim.” demenizdir.
* Sizi yanlışlıkla arayan olursa hangi numarayı aradığını nazikçe sorun. Yanlış yeri aradığınızda nazikçe özür dileyin.
* Telefonla konuşurken bir yandan bulunduğunuz yerdeki başka biriyle konuşmayın.
* Birini aradığınızda önce ona konuşmak için müsait olup olmadığını sorun.
* Telefonu kim ettiyse konuşmayı onun sonlandırması gerekir. Eğer son vermeyip sözü uzatıyorsa makul bir bahane bulup daha sonra aramak üzere kapatın. Ama daha sonra mutlaka arayın.
* Toplu taşıma araçlarında uzun süre, yüksek sesle telefon görüşmesi yapmayın.
* Biriyle başbaşa oturduğunuzda muhabbetin başında veya ortasında telefonunuzu elinize alıp bir zahmet sosyal medya hesaplarınıza bakmayın. Karşınızdaki insan siz ordasınız diye var!
*Eldivenle tokalaşmayın. Bu samimiyetsizlik göstergesidir. Ve ayrıca dışarıda biriyle konuşurken gözünüzde güneş gözlüğü varsa çıkarmanız gerekir. Göz teması çok önemli.
* Küfür etmek zaten görgü kurallarına aykırıdır fakat özellikle kalabalık ortamlarda, erkeklerin bir bayan yanında, yüksek sesle küfür kullanması daha rahatsız edicidir.
* (Erkekler için) Bir ortama ilk girdiğinizde kadın kişisi selam verir veya elini uzatırsa tokalaşmak için karşılık verilir. İlk erkekler selam vermez. Aynı şekilde daha önceden tanıdığınız bir kadınla yolda karşılaştığınızda hanımefendi size selam vermeden selam verilmez.
* Önemli bir durum söz konusu değilse kimseyi sabah 9dan önce, akşam 9dan sonra aramayın.
* Sofrada, yemeğin tadına bakmadan tuz atmayın. Bu, yemeği yapan kişiye saygısızlık olur.
* Birisi okumanız için kitabının bir sayfasını gösterdiğinde yahut telefondan bir fotoğraf/resim açtığında yalnızca gösterdiği kısmı okuyun, gösterdiği fotoğraf/resime bakın. Telefondaki diğer fotoğrafları ve kitabın diğer sayfalarını karıştırmayın.
* Bir sohbette söyleyecek çok şeyiniz olabilir, çok heyecanlı da olabilirsiniz fakat ne olursa olun konuşan kişinin sözünü bölmemeli, sözü bitmeden konuşmamalısınız.
* Biri defalarca hapşırdıgında her seferinde “çok yaşa, iyi yaşa, sağlıklı yaşa vb” demeyin. Bu kişinin gerilmesine sebep olur.
* Lokanta yahut restoranda yemeğinizi yedikten sonra garson masayı toplamaya geldiğinde yardım etmeyin. Bu her ne kadar kibar bir davranış olarak görülse de esasında “yetersizsin” anlamına gelir.
* Dışarı çıkmadan önce mutlaka deodorant kullanın.
* Bir yiyeceğinizi paylaşmak istediğinizde, böldüğünüz parçanın büyük olanını ikram edin.
* Bir mekana girdiğinizde selam vermekten çekinmeyin.
* Bir başkasının bebeğine, çocuğuna dokunmayın. Sevmek isteyebilirsiniz fakat bebekler en ufak bir şeyden hastalık kapabilir ve dokunmanız annesini rahatsız edebilir o yüzden dokunmamanız daha uygun olacaktır.
* En önemlisi, birisinin annesine her ne sebepten olursa olsun laf edilmez! Anneler sizin kızgınlığınızında, esprilerinizinda, alay cümlelerininizde kullandığınız küfürler değildir.
Son olarak da nezaketin bulaşıcı olduğunu bilmelisiniz. Yalnızca yapılan kötü şeyler değil, iyi güzel şeyler de örnek alınır, özenilir. Girdiğiniz ortamın nasıl olduğunun bir önemi yok, önemli olan sizin adâb-ı muâşeret kurallarını öğrenmeniz ve bunları huy edinmenizdir. Kimi nasıl etkileyeceğinizi bilemezsiniz :). Sevgilerle…
Sen bensizliği göze alabiliyorsan ben sensizliğin amına bile koyarım.
“Biri gelip tüm çiçeklerini kurutunca ona teşekkür edemezsin; onu def edersin.”
— Ben Aderezo (via benaderezo)
Hayat öyle bir otobüs yolculuğu ki önünde gitmen gereken belki on belki yirmi belki de elli durak var. Ama kaç durak sonra inersen in varacağın yer aynı. İneceğin yer aynı olduktan sonra hangi durakta indiğinin ne önemi var? Yolculuktan çok sıkıldığımda, çok bunaldığımda daha fazla devam edecek gücüm kalmadığında istediğim yerde inebilirim. Bu benim elimde. Yolculuğu bitirmek benim elimde. Yolculuğu kısaltmak benim elimde…
Güzel bir anımı bırakmak istedim.
Mahallede çocuklar oyun oynuyor ama hafta içi göremiyorum onları, hafta sonları hava iyi oldukça dışarıda oynuyorlar. Bende arada oynuyorum onlarla, piknik falan yapıyoruz bazen, yiyecek şeyler alıyorum onlara hoşlarına gidiyor. Onlara göre yanında bir büyük olunca oyunların keyfi bir hayli artıyor tabi. Bizim çocukluğumuzda da öyleydi. Mahallede çocuklar arasında kızlara erkekler futbol maçı varmış. Eğer kızlar kazanırsa, erkekler kızlarla “evcilik” oynayacakmış. Erkekler kazanırsa da kızlarbir daha “ bizimle evcilik oynayın” demeyecekmiş.
Elif, mahallenin güzel kızı. Simsiyah küt saçları var. Gözleri desen kömür karası, güzeller güzeli bir kız çocuğu. Unutmadan iki yanağında da gamzesi var, insanı özendiren bir güzellikten. Bir sürü bebekleri var aslında ama hep mavi elbisesi olan bebeğiyle oynuyor. Onunla oturuyorduk evinin önünde sohbet ediyoruz. Karşımızda da mahallenin delikanlıları futbol maçı yapıyor, bitsin o maç sonra kızlarla olan maç başlayacak.
Yiğit, mahallenin çakır gözlü delikanlısı. Delikanlı dediysem de gerçekten delikanlı. Babası yok. Aslında var ama annesine şiddet uyguladığı için boşanmışlar. Annesi de saklamamış, her şey Yiğitin gözü önünde olmuş. Babasının yokluğunu gözünde yaşa çevirmemek için küçük yaşta adam olmayı öğrenen bir delikanlı.
Her neyse, Elif ve Yiğitten bahsetmek istiyorum. Hani çocukken hissettiğimiz o saf duygu vardır. İlk aşkımız mahalleden olmuştur. Oyun oynarken bir taraftan da onu izleriz. Bazen sırf o aşağıda oyun oynuyor diye apar topar dışarı atarız kendimizi onu görmek için. Yiğit ve Elif aynı mahalle çocukları ve az önce saf duygu olarak nitelendirdiklerimi yapan güzel çocuklar.
Elifle konuşuyoruz o da bebeğinin saçını tarıyor. Bir taraftan da gözü Yiğitte onu izliyor. Ben fark ediyorum tabi ki. Yiğitte futbol topunu hep bilerek Elife yakın yerlere atıyor, almaya geliyor. Son dakikalar sayılır, birazdan erkeklerin maçı bitecek. Elif çok heyecanlı, halinden belli. Yiğitle ilk defa oyun oynayacak ve bu futbolla gerçekleşecek. O yüzden de üzgün birazcık, erkeklerin çok iyi futbol oynadığını biliyor çünkü. Ama üzgün olmasının asıl nedeni “Yiğitin onunla evcilik oynayamayacak, onunla şakacıktan evli olmayacak olmasıymış.” Çocuk aklı işte, saf ve temiz. Ve işte o an! Kızlar sahada. Ama sorsan kaleniz hangisi diye bilmezler öyle gol atmaya çalışıyorlar. Mahallenin delikanlılarında ayrı bir hava tabi. Ben özellikle Yiğit'i izledim. Sürekli Elif'e yakın olan yerde ve ne hikmetse kızların gollerini hep Elif atıyor. Yiğit iyi futbol oynuyor diye arkadaşları topu Yiğit'e atıyor gol atsın diye ve ne çare Yiğit Elif'e veriyor topu. Elif gol attığına değil, Yiğitle evcilik oynayacağına seviniyor belli. Maç bitmek üzere, kızlar maçı kazanamayacak diye düşünüyor herkes. Ama işte mahallenin delikanlıları dedim ya sırf kızlar ağlamasın diye kaybettiler oyunu. Elif'in yüz ifadelerini izliyorum. Yiğitin gözlerinin içine nasıl bakıyor o temiz yüreğiyle. Nasıl atıyordur kalbi tahmin edebiliyorum. Evet sıra evcilik oyununda. Elifin arkadaşlarının hepsi bebeklerini, mutfak oyuncak setlerini her şeyini getirmişler.-aferin size güzel kızlarım- Delikanlılar ise oyuncakları inceliyor, birbirlerine bakıp bakıp gülüyor. Arada laf atıyorlar tabi güzel kızlarıma. Yiğitte hiç ses yok, Elif ne derse onu yapıyor. Elifimin mutluluğunu bir görseniz, tekrar çocuk olasınız gelir. Oyun bitti. Hepsine bir sürü güzel yiyecekler aldım. Elif kendini hâlâ evcilik oynuyor gibi hissetti sanırım “ ben bunları mutfakta hazırlayıp geliyim ” dedi. Yiğit gülmeye başladı ve “ tamam beklerim ” dedi.
Siz çok güzel çocuklarsınız, özellikle sen Yiğit. Küçücük kalbinin içi, kocaman merhametle dolu. Umarım ki hayatın zorluklarına hep o güzel gülüşünü yansıtırsın. Bir erkeğe merhamet çok yakışıyor hep bunun bilincinde olursun inşallah mahallenin çakır gözlü delikanlısı. Sizi birer yetişkin olduğunuzda da birlikte görmek isterim ama bu kez evcilik oynarken değil de gerçekten evli olduğunuzda beni evinize davet ettiğiniz zaman. Sizi seviyorum.
25.02.2018
“susmayı öğrendi içimdeki çocuk.”
— (via bir-avuc-yokluk)
Lacasa de papel 🖤