Elimdeki kitaplar bitti, çaylak hatası yapıp incecik alsam da uzun süre gezdiler yanımda. Bir süredir kuraklık yaşıyorum bu konularda.
h

Jar Jar Binks Fan Club
Lint Roller? I Barely Know Her

Love Begins

gracie abrams
Sade Olutola
Show & Tell
he wasn't even looking at me and he found me
Misplaced Lens Cap
Keni
The Stonewall Inn
Claire Keane
ojovivo
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
Sweet Seals For You, Always
Interview Vampire Daily

No title available
One Nice Bug Per Day

Kiana Khansmith

No title available
seen from Spain
seen from United States

seen from United States
seen from Venezuela

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Canada
seen from Russia

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Australia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Canada
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
seen from Canada
@avdotya-romanovna
Elimdeki kitaplar bitti, çaylak hatası yapıp incecik alsam da uzun süre gezdiler yanımda. Bir süredir kuraklık yaşıyorum bu konularda.
Ağzımda köhne bir tat var. Penceremden bakınca hayal meyal bir yıldız görünüyor. Belki de hayal ediyorum. Diğer şeylerle beraber. İlk ben ölmeliyim. Vıcık vıcık dramatiklik akıyor üstümden. Ama herkesten önce başarmalıyım bunu. En büyük korkum bu olabilir. En son ölmek. Çok komik olurdu bir yandan. Bu kadar dilime dolamışken 170 yaşında gezsem ortalarda. Korkunç. Bir yıldız görebiliyorum camımdan, gökyüzü açık gibi. Bu saatler geçirmesi en zor saatler. Keşke bizde de yakılma adeti olsa. Toprakta istiflenmek bana göre değil, gübre olmak. Yaşamım gibi bir anda yanıp sönmek isterim. Küle dönüşmek. Unutulmaktan çok korkarım. Sevgilimin başkasını sevmesinden, annemin artık 3 çocuğum var demesinden, kardeşlerimin onlara cevap vermeyişimin sebebini biliyor olmalarından -eh artık ölü olacağımdan. Bankalara borcumu ödeyemeden gitmekten, kimseye bağışlayacak bir şey bırakamamaktan. Sonra bir kere olsun Rusya'ya gidemeden ölmekten ve İtalya'ya ve Paris'e. İskoçya'ya. Penceremden bir yıldız görünmüyor sanırım. Hayal etmişim. Kitabımı tamamlayamadan gitmek kötü olurdu, sonunu merak eder dururum kesin nihayetinde meraklı biriyim. Sanırım bir yıldız görüyorum. Perdeyi çektim. Artık tereddüt yoruyor beni, beslemiyor. Diğer her şey gibi.
İnsanın bir evi olmalı değil mi? Bu sefer dört duvar olan evden bahsediyorum. Bazen o dört duvarın değerini küçümsüyoruz. Kapısını kapattığımızda bizi dışarının korkunçluğundan koruyacak, yalnız kalabileceğimiz dört tane duvar. Tüm kariyer fikrimin buna yönelik olması bazen çok sığ hissettiriyor. O çok değerli gençlik yıllarımı gerçekten birkaç tuğla için mi feda ediyorum? Neden bu kadar zor anlamıyorum. Bu ilkel istek bazen tüm hayatımı kaplıyor, sanki vahşi yırtıcılardan kaçıp mağarasına sığınmak isteyen eski çağ insanlarından biriyim. Bir dilek hakkım olsa bunu mu dilerdim? Bilemiyorum.
Sıkı sıkıya tuttuğunuz ucunda ne olduğunu bilmediğiniz bir halatı ne zaman çekiştirmeyi bırakırsınız? İp avuçlarınızı kesince mi? Ya da kan ter içinde ipin bir milim bile yaklaştığını sezemediğinizde mi? Yoksa o ipin ucundakini görmek için deriniz sıyrılana kadar devam mı edersiniz uğraşmaya? Bir şeyler için çabalamayı ne zaman bırakmamız gerekir? Uğraşıp emek verdiğiniz bir şeyin size kazandırması için sabır ölçeği nerede durmalı? Bilemiyorum. Belki de tek çıkar yol o halattan bir urgan yapmaktır...
Her şey olağanca zorluğuyla ilerliyor. O kadar yavaş ki olduğumuz yerde duruyoruz gibi. Saatin tüm tik takları duyuluyor. Hani köylerde geceleri duyulan duvar saatinin sağır edici sesi gibi. Sonra geriye dönüp bir bakıyoruz, o çok özlediğimiz dünler yalancı güzelliğiyle çok uzaklarda kalmış. Nefes almak için şöyle bir kaldıralım kafamızı diyoruz bu sefer yaşamanın vicdan yükü biniyor ensemize. Yapmadıklarımız, yapamadıklarımız, tüm başarıların burukluğu ve başarsızlıkların o boğucu havası. Kafamızı eğip devam etmek zorundayız. Her ne yapıyorsak onu sürdürmeliyiz. Ya da sürdürüyormuş gibi beklemeliyiz. Her yalancı umutla doğrulmaya kalkışımızda daha beter acır kamburumuz. Ama biz akıllanmayız. Her umut kırıntısına bağlanırız. Beklemiyormuş gibi bekleriz bir şeyleri. Ama bize kalan sadece izmaritler, birkaç buruşuk kağıt bir de çok eski günlerde herhangi bir kitabın arasında unutulmuş küflenmiş bir papatya.
O günler çok eskide kaldı. Kendi köşemde sessizce memnun kalabildiğim, huzurumturak şeyler hissettiğim. Kendi bindiğim dalı keseli çok oldu. Artık kendi yalnızlığımda barınamıyorum. Satırlar çekemiyor beni içine, kendimi kaybedip bir gecede 4, 5 film de izleyemiyorum. Performatif bir okuyucu oldum, kimse izlemese de görmese de. Kendime karşı bir performans sergiliyorum. Kafamın içinin samanla dolu olmadığını, değerli olabileceğimi kanıtlamaya çalışıyorum kendime. İkna olamıyorum, bir anlam ifade ettiğime, hala hayatta kalabilmiş olmamın bir önemi olduğuna. Kendi üstümden sürekli bir küf kokusu alıyorum. Yıkanıyorum, parfümlere bulanıyorum gitmiyor. Bir zamanlar canlı olan bir şeyler ölmüş olmalı içimde. Kafamın içinde saman değil yeşil yeşil küfler taşıyorum. Çürümüş bir ruh. En azından bir zamanlar canlı bir şeyler taşımış olmakla avutmaya çalışıyorum kendimi. Ne bayat bir fikir.
Yeni bir yazarla tanıştım. Guillermo Rosales. Aslında buradaki biri geldi aklıma okurken ama direkt söylemeye çekindim. Felaketzedeler Evi' ni okudum bu arada ama yazarın kendisi de ilginç.
Yeniden hissedebilmek mümkün mü? Akışta kalmak. Boğulmadan öylece durmak. Bu rutinin dişlilerini durdurmak için ne gerekiyor? Hayat yok burada, kitaplarımın sayfaları bile sararmış, kül kokuyorlar. Çoktan yanmış, sönmüş bir şeylerin külü. Çoktan yaşanmış belki de bitmiş bir hayatın külleri. Benden geriye kalan tek şey bu mu? Satırlar akıp gidiyor gözlerimden, bir şeyler izleyeyim diyorum sahneler gelip geçiyor. Her şey çok monoton. Hissedemiyorum. Sevildiğimi hissetmiyorum, sevdiğimi de. Mutluluk da ve hatta mutsuzluk. Sadece boğuluyorum. Yeniden hissedebilmek mümkün mü? Her şey akıp giderken o nehrin dalgalarına yetişebilmek? Nefes alamıyorum.
Sizi Mochi ile tanıştırayıım. Kendisi 6 aydır benimle ve şu an ergenlik döneminde oluyormuş sanırım. İstemediği halde kucağıma aldığım için benimle küstü ve kaçıyor. Tam bir asi ergen. Sürekli overthinkliyor böyle. E kimin tavşanı. Ve ona instagram açtım manyak gibi. Benden çok takipçisi var. Tuhaf bi şeymiş tavşan instagramı yönetmek. Birsürü tavşan arkadaşı ekli. Benden çok arkadaşı var :(
Renkler vardı Gülfem
İç bayıcı = ben
İtinayla kaçınız.
Gece yürüyüşlerini kestim, biraz zorunlu olarak. Artık geceleri mahallenin delisi gibi gezmiyorum. Sonra sigarayı hala bırakamadım, malesef. Biraz çirkinleştim, hafiften kilo aldım. Artık saçlarımı boyamıyorum. Okumalarım azaldı. Düşüncelerim arttı. Gezmeyi azalttım. O da biraz mecburiyetten oldu. Hala kahve delisiyim. Ve tavşan beslemeye başladım. Adı mochi.
Neyse arayı biraz daha kapatalım. Sanki çok umurunuzdaymış gibi. Ben geçen zamanda çok şey oldum. En garibi güvenlik görevlisi olmamdı. Gerçekten çok tuhaftı. İnsanı delirtecek cinsten bir iş, düşünmeye çok vakit oluyor. Sonra çok mutsuz oldum ve duramadım. Yine. Sonra esnaf oldum. Baya trendyol yemekte falan sipariş yollayan cinsten. Ve yorum bağımlılığı gelişti bende. Acaba tüm işletmeler öyle miydi? Güzeldi ama kısa sürdü. Aslımda çok hikayem de birikti. İlk sipariş geldiği an, ilk yorum geldiği an. Değişik ve güzel bir şeydi. Şu an ne olacak bilmiyorum.
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var. Ama bu kadar başarısızlıkla dolu bir halden nasıl kaçılır? Gidecek bir yerim yok, kalacak bir yerim de. Kimsesiz hissediyorum. Hiç kimse artık bana yakın gelmiyor, kendim dahil. Umutla beklediğim tüm haberler olumsuz sonuçlanıyor. Hislerim kötüleşiyor giderek ve karakterim. Uğursuz hissediyorum.
Başarısızlıklarla dolu bir hayatın sönük senfonisi. Reenkarnasyon vardır umarım, bu kadar aptalca yaşayanlar için şart.
Yükseklerde uçmak çok güzel bir şey. Tabi daha düşmeden düşmekten korkmuyorsan. Uçarken uçmayı düşünmeli insan, düşerken de düşmeyi. Düşmekten daha kötü bir şey olabilir düşmenin korkusu ya da düşeceğin zamanı kollamak. Düşünce düşüp düşmediğine emin olamamak. Acına konsantre bile olamıyorsun. Sadece düşüşün devam edip etmeyeceğinden emin olmaya çalışıyorsun. Her şey neden bu kadar berbat. Sürekli.
İlk ve Son dizisini ilk izlediğimde saçma bulmuştum ama ama öyle bir hale geldim ki kendimi öyle bir ilişkinin içinde buldum.Bırakmak çok zor.Aylar sonra böyle bir konuyla buraya giresim geldi.Aşırı dolmuş,darlanmış hissediyorum.Ve yalnız.