Serinlikler - 2. Kitap
Merhaba eski dostum, gizli günlüğüm, eski blogum.
Buraya yazdığım şeyleri çok az kişinin okuması, hatta belki hiç kimsenin - hoşuma gidiyor. Kendi kendine konuşan insanlar artık deli sayılmıyor. Çünkü kulağında bir kulaklık olabileceğini ve telefonun diğer ucundaki kişiyle konuştuğunu varsayıyoruz. Peki kendi kendine yazıp duran, hiç kimsenin okumadığı bir yazar? Deli midir veya kendini çok mu fazla önemsemektedir? Zannetmiyorum. Ancak dünya savaşlarla kavrulurken ve çok fazla ölüm varken okunmamak belki de daha haysiyetli bir varoluş biçimidir. Böyle bir dönemde kim düşüncelerini bir başkasına dayatmaya kalkışabilir ki? Herkes kendi derdine düşmüş vaziyette. Üstelik bu "dert" dediğim şey de hayatta kalma çabası... Büyük bir dert yani. Belki pek çoğumuzun aklından geçirmediği bir dert. Şu devlet adamları nedense "yüce uluslarını korumak için" çocuk öldürmekten büyük haz alıyor ama akıl edemedikleri tek şey şu ki, birbirlerinin odasına girip, silah çekip birbirlerini gebertmeleri. Evet aslında bunu yapabilirsiniz, nasıl olur da daha önce aklınıza gelmez?
Ben yine de utanmadım sıkılmadım ve bir kitap yazdım. Aslında utana sıkıla yazdım ama bunun çetrefelli bir yol olacağını en başından biliyordum. Bu kitapta pek çok hikaye var. Bol bol patron öldürdüm bu kez. Kimilerinde hep başa döndüğümüzü anlatmaya çalıştım ve her birine biraz can sıkıntısı serpiştirdim. Hemen hemen hepsinde bir serinlik olsun istedim. Pencereden giren bir esintiyle veya kulağınızın dibinde size seslenen birinin nefesinden gelen bir serinlik.
Umarım benim varolmayan okuyucularım, bu kitabı severler.












