he wasn't even looking at me and he found me
RMH
AnasAbdin

JBB: An Artblog!

Origami Around
Keni
Jules of Nature
Sade Olutola
DEAR READER

ellievsbear

roma★

#extradirty
art blog(derogatory)

Kiana Khansmith
wallacepolsom
Monterey Bay Aquarium
NASA
Today's Document
Xuebing Du
styofa doing anything
seen from France

seen from United States
seen from Italy

seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from Germany

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Germany

seen from Malaysia

seen from India
seen from Indonesia

seen from France

seen from Malaysia
seen from China

seen from Russia
seen from Paraguay

seen from Türkiye
@bama-b0y
HAYATIN PROVASI OLMAZ
Kaçırdığımız sabahlara ciddi bir özür borçluyuz
beraber uyanmadığımız bütün sabahlar
bir şey eksikti vardı yeryüzünün haberi
yanımızda başka bedenler
aklımızda başka hayaller
ama aynı güneş aynı gökyüzü
ve sen büyürken kimselerin fark edemediği yerlerde
gözlerini anlamsızca dikerken en yükseklere
durmaksızın seni düşündüğümü söylemem doğru olmaz.
Ama günün başka kimselere anlamlı gelmeyen anlarında
bazen onu elli geçe mesela
bazen ikiye altı kala
çorabımın tekini ararken ya da
kaç yumurta kıracağımı düşünürken tavaya
mütemadiyen seni düşündüğümü söyleyebilirim.
Sevgilim denmez artık uzaktaki sevgiliye
sevgilim denmez çok ayıp ama sevdiğim diyebilirim
sevdiğim belli olmaz saçma sapan bir zamanda
bir çocuk gülüşünde ya da eski bir türk filminde
farkında bile olmadan aklına gelebilirim..
Bir aslanı gün boyu takip etseydiniz ve aslanın yaşamak için verdiği mücadeleye tanık olsaydınız günün sonunda bu aslanın bir ceylanı yakalayıp yemesi sizi mutlu ederdi.
Aynı hikâyeyi ceylanı takip ederek başlasaydınız ve ceylanın yaşamak için verdiği mücadeleye tanık olsaydınız günün sonunda bu ceylanın bir aslan tarafından yenmesi sizde bir öfke uyandırırdı.
Yani başlangıç noktasını farklı seçersen aynı olay kişide 2 farklı yargı oluşturabilir. Bu yüzden kişinin içindeki adalet duygusu hangi hikayeyi ne kadar süreyle takip ettiğine bağlıdır.
Meğer ne tuhaf şeymiş kavuşmak! Şimdi ben Uzak ülkelerin birinde Çocuk bahçelerinde oturmuş, Ya da üçüncüsünde bir trenin Limon, üzüm, portakal Yerken yanımdakiler Ya da Yağmurlu bir gece yarısı Bir garda Tren beklediğim zaman Kavuşmayı düşünemeyeceğimden korkuyorum
Yangın
Dışarı çıkıyorsanız dikkat! çiçeklerle karşılaşmayın Ya da koklamayın onları, iyisi mi yüzünüzü örtün şapkanızla Ya da düşünmeyin hiç, ben bakin öyle yapıyorum Neden diyeceksiniz, insandaki sevgiliyi eskitiyor bu çiçekler Güneşe benzetiyorlar adamı, masaya vurmuş koyun bulutlarına Pek tuhaf! ben de sahanda yumurtayı kıskanırım Beni seviyorsanız dikkat! köşe başındaki camcıya sorun O ne derse doğrudur, dalga geçmeyin adamla Ustelik beni sevmek haşlanmış pirinçleri beyazlatır Gunaydin! Sabahlariniz gibidir beni sevmek, horuzun renkleri gibidir Beni sevdiniz mi yangindir artık parmaklarınız Sizi görmüyor muyum dikkat! trenlere çikolata yediriyorum Bunu her zaman yapıyorum, akılla oynamak yani Öyle trenler var ki insani şımartıyor Çıkıp kuruluyorum pencere yanına gel keyfim gel Gidip duruyorum böylece, adimi bileceksiniz çok ülkeli adam Üstelik daha kalkma saati gelmeden trenlerin. Sokağa dökülüyorsam dikkat! bu da doğrudur oldukça Bir kanunu vardır belki, ya su içmişimdir ya da yıkamışımdır yüzümü Olmayacak şey mi niye bakmayayım denizlere En akilli tarafımdır balıkla deniz tutmak. Bir cümle tuhafsa dikkat! pek tuhaftır insanin tırnak çıkardığı Sonra da boyadığı, ne demeli sonra da kestiği Korkum yok ben güpegündüz rakılar boğazlıyorum Gözlerimi batırıyorum ıstakozlara Oh ne güzle şişenin de bir anlamı oluyor böylece Kim konuşuyor ben konuşmuyorum. Bir gün çok yürürseniz dikkat! sinekler şehirde kalıyor Butun taşıtlar paslanıyor ayrıca Pencereli yıldız, misafirli oda, bol bol öttürüyorsunuz onları Çünkü kırlara çıkıyorsunuz, şemsiyenizi bırakın ayıp Bana parmağınızdaki çiçekleri gösterin. Bir yere kapanıyorsanız dikkat! yanınızda olsun elleriniz Kim ne der bakindi iste durmadan ellerinize Dünyayı dolasan damarlar içinde En kemikli taraflarıyla zencileri döversiniz En kirli yerleriyle çat kapı fakir mahalleleri Ayıptır yani insan elini temiz tutmalı biraz. Bir gün olumu beğenmeyecekseniz dikkat! ölmeyin kolayla Kadınlara sarkıntılık edin, hoşa giden bardaklar satın alin Ya da bir aptalın yalnızlığını secin, çiçek sulamakla olsun bu Tıkır da tıkır isleyen apartmanlar vardır ya, sakin ha Ya da her sabah Göğe bir yüz metre kollarınızla.
#mnembaisland
Ölüm, garip, iğrenç, korkunç bir böcek olsa ve yoldan geçen birinin yakasına konsa. Siz de onu görseniz. Yolda durdurup: “Afedersiniz, müsaade eder misiniz? Yolunuzu kestim ama üzerinize ölüm konmuş” demez misiniz? Şöyle iki parmağınızı uzatıp onu fırlatıp atmaz mısınız? Ne mükemmel olurdu doğrusu… (sessizlik) Fakat ölüm bir böcek değil. Bu gelip geçenlerin arasında birçokları onu üzerlerinde taşıyorlar, ama görünmüyor. Onun için de korkusuz, rahat rahat dolaşıp, yarınki, yarından sonraki hayatlarını kuruyorlar. Örneğin ben. (Ayağa kalkar) Bakın, şurada bıyığımın altında, dudağımın üstünde pek hoş duran küçük çiçeği görüyor musunuz? Doktorlar buna ne diyorlar, biliyor musunuz? Oh! Çok hoş bir adı var. Karamela gibi tatlı bir ad: epitelyoma Söyleyin benimle beraber, siz de tadını duyacaksınız. (Söyler) “epitelyumyoma”. Çiçeklere takılan adlara da benziyor değil mi? (Sessizlik) Nedir bu biliyor musunuz? Ölüm. Geçerken bu çiçeği dudağıma yapıştırıverdi. “Hatıram olsun” dedi. Arkasından da şunu ekledi “Beş altı aya kadar gelirim.” (Sessizlik) Şimdi söyleyin bana: Bu çiçek ağzımın içindeyken sakin, sessiz köşemde oturabilir miyim? (Sessizlik) Söylüyorum bunu karıma, soruyorum: “Nedir benden istediğin? Öpeyim mi seni yani?” “Evet, öp beni” diyor. Geçen gün ne yaptı biliyor musunuz? Dudaklarını bir toplu iğne ile delik deşik etti, kanattı, sonra başımı iki elinin arasına alarak beni ağzımdan öptü. Benimle beraber ölmek istiyormuş. (Sessizlik) Salak! (Birden, hırsla) Herhalde evde oturacak değilim. Vitrinleri seyretmeliyim, tezgahtarların el çabukluğuna hayran olmalıyım. Çünkü kafam bir an boş kalırsa çevremdeki bütün hayatı yok etmeyi düşünebilirim. Örneğin sizin gibi son trenini kaçırmış, hiç tanımadığım birini tabancamı çıkarıp şuracıkta öldürebilirim. (güler) Korkmayın böyle bir niyetim yok. Şaka yaptım. (Sessizlik) Bana bir iyilik yapın: Yarın sabah erkenden gideceğiniz o küçük köyün istasyonunda trenden indikten sonra evinize kadar yürüyün. Yolda üzerinde pırıl pırıl kırağı parlayan bir demet yeşilliği koparın, koparın ve sayın. Kaç tane ot koparmışsanız o kadar yaşayacak günüm var demektir. (Sessizlik) Ama ne olur demet biraz kalın olsun. (Güler)
Hayatın bütün bu çok zor ve yanıtsız sorularına verdiği ortak yanıtın dışında bir yanıt yoktu. Bu yanıt şuydu: Günün gerektirdiği şekilde yaşamak, yani unutmak.
Her yanlız kalışımda aklıma gelen Cemal Süreya hayatımın bir parçasıdır. Elma şiirinden bir kesit
Bir yarısı kırmızı bir yarısı yine kırmızı Kuşlar uçuyor üstünde Gökyüzü var üstünde Hatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştun Bir duvarın üstünde Bir yandan elma yiyorsun kırmızı Bir yandan sevgilerini sebil ediyorsun sıcak İstanbul'da bir duvar
Meğer ne tuhaf şeymiş kavuşmak! Şimdi ben Uzak ülkelerin birinde Çocuk bahçelerinde oturmuş, Ya da üçüncüsünde bir trenin Limon, üzüm, portakal Yerken yanımdakiler Ya da Yağmurlu bir gece yarısı Bir garda Tren beklediğim zaman Kavuşmayı düşünemeyeceğimden korkuyorum
Sabahleyin uyanır uyanmaz aklımdaydın. Güldüm. Kalktım. Bunu anlatmaya sana geldim. Ne dersin?
Olur Biter Geçer Gider
Olur biter
Geçer gider.
Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
Olup bitmeyen,
Geçip gitmeyen.
Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama…
Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana.
Sesini duymadığım gün
Yaşanmış değil
Açan çiçek değil
Öten kuş değil
Yüzünü görmediğim gün
İçimde yıldızlar sönük
Güneşler güneş değil
Seni sevmediğim gün
Seni anmadığım gün
Olacak iş değil...