bırak şunu artık diyenler yanından ayrıldı, sen iyiki bırakmadığınla kaldın.
bad news arkadaşlar

blake kathryn
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Jules of Nature
Peter Solarz

if i look back, i am lost
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

Product Placement
Cosmic Funnies
d e v o n
No title available

titsay
One Nice Bug Per Day
he wasn't even looking at me and he found me
Acquired Stardust

Kaledo Art
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
No title available
Keni
occasionally subtle
I'd rather be in outer space 🛸
seen from Trinidad & Tobago

seen from China

seen from Malaysia

seen from Canada

seen from Ukraine

seen from Japan

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@beirah
bırak şunu artık diyenler yanından ayrıldı, sen iyiki bırakmadığınla kaldın.
bad news arkadaşlar
Bir kaç cümlene ihtiyacım var bir şeyler der misin, dağıldım.
ses, uzay boşluğunda hiç kaybolmaz demişlerdi de inanmıştım. insanın içi; uzayın derinliklerinden de derinmiş, şaşırdım.
elinden geleni yaaapppmıştın
kuytular sayıklıyorum
ve şimdi boz
-kır eşelenmiş toprağımın parkelerini
bütün çıplaklığıyla parmak uçlarının incittiği-
nasıl olur nasıl olur!!
al benden bu hayreti
içimde bir zamanlar açmış o bahara sakla.
o bahar, bu bahar değil
bir zamanlar diktiğin fidelerin ayeti,
binbir mezara denk
içimi arşınla, hadi durma bir yenisini daha ek
ne elim ne sesim isimlere uzanmıyor
kuytular sayıklıyorum
tuttuğum yas bu değil
ah değil, yemin ederim bana vah değil
susuzum sus sus sus diyerek boğuluyoğğrmm
ipsiz sapsız bir körfezin ağzında.
çoktan yok olmuş bir çağdan şimdiki bahara,
su taşınmaz desen de ne fayda.
dönüyor çark, dökülüyor diş,
belli belirsiz bir rüyanın aydınlığıyla
kuytular sayıklıyorum
bir ahın arkasına saklananlara
yası unutup arkasına yaslananlara
mevsimlere adanmış aşklara binlerce dua
“beni terk etmeyeceğin bir yaşta çiziyorum seni”
iyi hissetmenin manası değişti.
yerini kazıdığını sandım bi an, öyle acıttı, oraya ulaştığını sandım, oraya ulaşabileceğini sandım, oraya ulaşılabilir sandım. ben bile ulaşamıyorum, bir yer barındırıyorum ki ben bile ulaşamıyorum, bendeki ona ben bile ulaşamıyorum.
birden bire gelen sen duygusunu titremelerle karşılayabiliyorum ancak. ne yaptın bana, nasıl kendimden geçebiliyorum da senden bir türlü geçip gidemiyorum.
Bir anne olacağımın bilincine varıp diğer tüm kadınları terk etmem gerektiği düşüncesiyle yüzleşmeliyim. Sigarayı, alkolü ve bazı şairleri bırakmalıyım. Şiir gibi kadınları son bir sevişmeden sonra çarşaflarımın içinde boğmalıyım. İyi bir anne olmalıyım. Bir kız çocuğum olmalı.
hassiktir
elimi kanatıyorum, ne demek olduğunu biliyorsun bunun. uzunca bir süre bakıyorsun, kanın durması için gereken cümleyi söylemek bu sefer senin içinden koparacak bir kabuğu, kaçınıyorsun. bu yüzden etrafında dolanıyorsun, yaranın diyelim şimdilik. senin ağzından çıkacak her şeye tamamım, gözlerim kocaman açık. ne dersen o olacağım, neden vazgeçersen bütün hayatım boyunca onu arayacağım. çok korkuyorsun. açığını bulacak kadar yetişmemden, bazen hiçbir zaman istediğin gibi yetişemeyecek olmamdan çok korkuyorsun. kararsızsın, iki uçta dalgalanıyor yüzün. ne anlamalıyım o güzel yüzünden? önemli mi olsun bu yara benim için yoksa seni güçlü yetiştirmek istedikleri için önemsememeyi öğrettikleri gibi bana da mı önemsememeyi öğreteceksin. beni yetiştiğin gibi mi yetiştireceksin? karar ver çabuk, karar ver çünkü kanıyor elim. yetişmemden evvel açıklarını kapatmak için acele ediyorsun. elim kanıyor sen bakarken, bir şey söyle, bir şey yap yaram için ve ben bütün hayatım boyunca öyle ilgileneyim yaralarımla.
deliler gibi anlatmak istiyorum anları. beni bugünlere getiren, yaşadım saydım bu hayatı dedirten o anları
bazıları böyledir ama, yalnızca biraz olsun dinlenmek için oturur o koltuğa. anlayışı bulamaz da yaratmanın bir yolunu arar
geçmişten bahis açmanın şimdiye zararı ortada, ama bir zamanlar o geçmiş şimdiyken nasıl da yaşıyorduk onları. ne değişti şimdi
deliler gibi korkuyorum bir anı daha geçmişe katmaktan, budur belki cevabı
belki de budur, yaşarken yaşadığını fark etmenin getirdiği sürekliliktir. ‘hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.’ demeye kalmadan her yeni gelen ana, seni daha ileriye taşımasına fırsat verecek bir farkındalığa ev sahipliği yapmakmış. kendi kendinin doyurucusu, bu da geçer tesellisi, kurmaya bırakmadan ana hayal taşıyıcısı olmakmış. her andan beslenmek, en olağanı olağanüstü görebilmek, bardağı oluşuyla kavrayıp şaşırmak. her şeye bir çocuk şaşkınlığıyla yaklaşmak.
öyle olmuştu. birçok masada genellemelere inat bardaklar kavramıştım. boş ya da dolu değil, sudan bağımsız öylece bardak işte diye sayıklamıştım. kişi değişir, kendisi değişmez diyor rehber, kendi gerçeğinde. kendini bölüyor, bir yarısı kişi diğeri ifadesi.
ufuktan belli zaten, yer yarılmış çoktan
herkesin sahip olmak için didindiğine inandığın, bu da yetmezmiş gibi seninkine göz diktiklerini düşündüğün ve senin muhafaza etmeye çalıştığın o en kıymetli şeyin var ya; hani inandığın, uğruna kendini adadığın, ortaya kendini koyduğun. ilk önce korumaya çalıştığın o şeyin senin korumana ihtiyacı olmadığını fark etmekle, senden daha güçlü senden daha erdemli oluşuyla afallamıştın. ellerin yetmezmiş, boyun kısaymış, olmak için uğraştığın her şey çok kez başkalarınca gerçekleştirilmiş falan filan. sonra, buna çok geç gelen savunma mekanizması da denebilir, bi ses sana daha iyisi, güçlüsü, vicdanlısı, erdemlisi, -artık ne arıyorsan- olduğunu söylemeye başlıyor ve o muhteşem şeyin sanki varoluşu senden kaynaklanırmışçasına kayboluyor.
o şey hala orada, tuhaf bi yavanlıkla. ben eskidim çoktan serzenişiyle. sıkılınmış ve değiştirilmiş bi avize gibi baza altında.
ama şimdi o muhteşem şeyin belirsiz. kendinden başka koruman gereken kimse yok. biri için sürdürmediğin hayatının savurganlığı en çok sana dokunuyor. bakmak istemediğin kendine kimden bahsetsen sessizlik
bir şey oldu bana, bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. bir patlama, ani bir fren veya keskin bir dönüş değildi. bir cümle işittim. cümle, koca koca dağları devirme gayesi taşımıyordu. bilmediğim bir şeyi fark ettirmeye çalışmıyordu. aslına bakarsan üzerine düşünmem bile beklenmiyordu. bütün bunlara rağmen o cümleden beri bir değişiğim. anlatabildim mi
aranızdaki her şey bitmiş, uzun bir zaman da olmuş görüşmeyeli. sonra bir broşür geçiyor eline, üzerinde ismi yazıyor ya da sürekli takip ettiğin bir dergide yazısı yayımlanıyor. bakın bu hikayedeki gülümsemenin tarifi yok
sevdiğin de biliyor nasıl sevildiğini de sevilmek de insanın üzerine dert olabiliyormuş, nasıl tanıyabilmiş miyim seni birazcık da olsa
yıllar geçer üzerinden benim derdim hala sensindir ama sana yük olmasın diye insanın sevgisini kendine saklaması nasıldır onu bilir misin
severken her taraftan taşan o yoğunluğu her gün her an kendi haline bırakıp kapıyı çekip çıkmak nasıl bi yük, duyumsadın mı hiç böyle bi yorgunluğu
karşıma geçip seni bugün ben çağırdım derken nasıl da biliyordun benim seni her gün çağırdığımı