Ve utandım.
Biraz yemin ettim arsızca.
Çiğnemek istedim
hayallerini ve geleceğini.
Gökyüzünün maviliğine tükürmek istedim seni
patlayan volkanlar gibi.
Hiçliğine el salladım
kansız bir darbe sabahı gibi.
Korkmadım.
Korkmazdım.
Titriyordu
mürekkep karası gözlerim
ruhuna dalınca.
Özledim seni,
yüzeyine yakın bir yerde
rehin kalınca.
Ölmek güzeldir bazen;
seninle aynı mezarlıkta
ruhuna komşu olunca.
Sabret.
Gönlüm,
gönlünün hizasına varıncaya dek.
Uzaklar kalbine yakın,
suretim gözlerine uzak
kalacak.
“Manası nedir?”
diyeceksin ansızca.
Sonra kelimeler kalacak
sokaklar ortasında;
ıssız
ve barksız.
Düşlere dalıp
yolunu bulamayacaksın.
Çocuk zamanlarının ortasına
düşeceksin.
Biraz ağlayacaksın
derinlerde.
Zihninde saklanan
eli kanlı bir anı
çıkıp gelecek sonra.
“Günaydın”
ya da
“iyi akşamlar”
diyecek belki de
bir tebessüm maskesinin ardından.
Bir sonbahar ölümü tadacaksın.
Kaçmaya mecal,
düşünmeye hayal
bulamayacaksın oysa.
Sense
ıslık çalacaksın,
ağıtlar yakacaksın.
Bense
örselenmiş gerçekliğinin içine
sığınacağım sonra.
Ve öyle bir an gelecek ki
hırpani aşkların doruğunda
savrulacağız.
Adı sanı belli olmayan,
mutlulukları gözlerinden okunan
diyarlarda
ruhlarımız bile kavuşamayacak.
Ξ.
Ruhumun Kayıp Huzuru












