Kafayı yiyeceğim, biriyle konuşmaya ihtiyacım var. Hiç tanımadığım ve belki de hiç tanıyamayacağım biriyle. Ama öyle de yorgunum ki kendimi anlatmaya...
taylor price
Game of Thrones Daily
Cosmic Funnies
tumblr dot com

shark vs the universe
Sweet Seals For You, Always
todays bird

❣ Chile in a Photography ❣
noise dept.

Kaledo Art

Andulka
I'd rather be in outer space 🛸
Peter Solarz

JVL

@theartofmadeline
$LAYYYTER

JBB: An Artblog!
One Nice Bug Per Day

Janaina Medeiros
h
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Albania
seen from Brazil

seen from Albania
seen from Brazil
seen from France

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Tunisia
seen from United States

seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from China

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Malaysia
@benonlardankactim
Kafayı yiyeceğim, biriyle konuşmaya ihtiyacım var. Hiç tanımadığım ve belki de hiç tanıyamayacağım biriyle. Ama öyle de yorgunum ki kendimi anlatmaya...
inanıyorum, bir gün benim günüm de gelecek.
Uzun cümleler kurmak istedim. Aynı cümleyi tekrarlarken beynim her defasında , buna engel olmak istedim. Kurulacak çok cümle var farkında değil misin canım kızım ? farkındasın. Bak ben söyleyemediklerim söylediklerimin üzerine devrilirken ama altta kalan her nasılsa benmişken can çekişiyorum bu ağırlığın altında. Çok acıyorum can kızım. Çok acıyorum. Bir şeyler yapmak , ruhsuz kelimelere can vermek , hayatımı bir çiçek gibi görüp sulamak istiyorum. Çok mu şey istiyorum ? Ben bu hayatın neresinde , nasıl tutunurken hayata , uzaydan bakıldığında bir yer kaplamadığımı bildiğim halde bu dünyada dilimi kanatan sessizlikten kesmek istiyorum soluğumu.
Çok şeyim var anlatılacak. Hiçbirini dile getiremiyorum. Bir girdabın içindeyim, boğuluyorum. Meriçteyim, karşıya geçemiyorum.
Sarıp sarmaladığım sorular ve hiç veremediğim cevaplarla ben ne yapacağım bilmiyorum. Belki de kendi kendine kalmak felakettir. Felaketimi yaşıyorum.
Immanuel Kant. "Geri dönüş imkansızdı." Geri dönüş genellikle hep imkansızdı. Peki bu imkansızlık neden hep bize?
Ayağımı sallamayı durduramıyordum . Bir yerlerde birileri ölüyordu, bir yerlerde birileri acıdan kıvranarak ağlıyordu. Bir yerlerde birileri... Birileri, cezaevleri... "İç ses, bu bahsi kapa."
-1.40PM
Bu kitabın o filmle alakası yoktu. Bu hayatın o insala alakası yoktu. Kimin neyle, neyin neyle alakası vardı ki?
Ama çayın mutlulukla bir alakası vardı. O kesindi. 3. bardağını bıraktı masaya. Masaya bırakılan her bardak yalnızdı biraz.
"Evet kızım, dünyada çok acı var."
Hoca çok konuşuyor. Gözlerim dolu dolu. Bir kanun maddesi okusa hıçkıra hıçkıra ağlayacağım. Ağlamanın bir çare olmadığını bile bile hıçkıra hıçkıra ağlayacağım. Gözyaşına susamış gibi kana kana ağlayacağım.
Allah’ım, ben içimde birikmeyi vazife edinmiş bu hüzünle nasıl yaşacağım?
Duyduklarımla gördüklerim arasında bir uçurum oluşuyordu. Gün geçtikçe büyüyen bu uçurum, içimin intihar girişimi olma yolunda ilerliyordu. Kendimi o uçurumdan aşağı bırakmamak için zor tutuyordum. Duyduklarım beni sağır, gördüklerim beni kör ediyordu. Ama duyduklarım bile gördüklerim yüzünden bu etkiyi bırakıyordu. Üstelik bu körlük görememe de engel olmuyordu. Aksine hepsi, kalan son sinir hücrelerimi de sanki gözüme batırılmış bir şiş yardımıyla yok ediyordu.
İçimde tekrara kaçan kelimeler, sürekli başa saran şarkılar... İçimde güzel bir cümle yok. İçimde hiçbir şey yok. Gücüm yetse kalemi atacağım elimden, gücüm yok. Hiçbir şeye gücüm yok sanki zaman zaman. Yapmak istediğim hangi şeyi sorgusuzca yapabildim? Hangi şeyi yaparken sadece kendimdeydim? Onun bunun sözü çok yoruyor beni. Bak valla çok yoruluyorum. Sokak jargonuna imreniyorum bu aralar. Jargon, ne hoş kelime. Hiçbir kelime senin kadar hoş değil.
Kafamın içinde susmayan sesler var. Gözümde akmak isteyen ama cesareti olmayan yaşlar. Ruhumda bir sıkışma. Ruh sıkışması diye bir şey varmış. Yeni yaşadım. Dilimin ucunda söylemek istediğim ama bir türlü ağzımdan çıkmayan yüzlerce saklı kelime. Tutup ikisini bir araya getirip cümle kuramadım. Kursaydım belki ruhumu organlarımın arasında can çekişmekten kurtarabilirdim. Kuramadım , kurtaramadım.
Bütün heveslerimizin boğazına kör bir bıçak dayadılar. Bir şeylerin içimizde kırılmasına inat yaşattığımız bütün hayallerimizle büyüyeceğimize olan inancımız tamdı. Yarım bırakıldığı dahilde yarım bırakılacağımızdı buna dört elle sarılmamızı sağlayan. Bu yerden yarım kalamazdım. Gerekirse azalırdım , azaltırdım ama buradan yarım kalamazdım. Zaten vakti geldiğinde azaltılan her ne ise çok da yer kaplamıyormuşuz hayatında. Hayatında yer kaplamadığım bir şeyde var sayılmazdım. Her şey hacmiyle müstesnaydı ya ben onda belki de hiç müstesna olamamıştım.
Kulaklığı takmışım, öyle oturuyorum. Şarkı açmayı unutmuşum. Kafam o kadar dolu ki oturmuş müzik diye zihnimi dinlemişim ve hiç fark etmemişim.
Kelimelerimi, dantellerini çeyiz sandığında saklayan yeni gelin edasıyla tam 4 yıldır ciğerlerimin arasında saklıyorum. “Bir yağsam pahalıya mal olacağım.” diyen Madak gibi, bi aralasam sandığın kapağını, ortalık alev alacak. Kelimelerimi ateşte pişirdim geçen 4 yıl boyunca. İçimin ateşinde...
https://youtu.be/bPTr09KlvTc
Saçlarına yıldız düşmüş koparma anne..
Geçen sene yarı yılda anladım ben Ahmet Kaya’nın burada ne demek istediğini.
Hiçbir şey beni bi’ senin saçlarındaki yıldızlar kadar bi’ de babamın içindeki yangının yansıması kadar büyütmedi.
Evet çok zor zamanlardan geçtik , o zamanlarda yürüyoruz hala daha ama..
Hiçbir şey bu kadar sızı olmadı içime.
Göğsüme geçmişin bir ok gibi saplandığı , ağrıdan uyutmadığı geceler oldu.
Sürgün edildiğim şehrin her sokağında yürürken boğuluyormuş gibi hissettiğim oldu.
Hava aydınlıkken bile içimin karanlığı yetti geceyi yaşatmaya bana her an.
Sabah olmayacakmış gibi de geldi.
Bu yıllar hiç bitmeyecekmiş gibi...
Ama bak yemin ederim anne ,
hiçbiri birinizin her birine dilek tutacağım yıldızları , birinizin de pervalerin düştüğü yangını kadar büyütmedi.
Ne garip değil mi , beni büyüten siz , beni büyüten yine siz...
•October16,12:25AM