Bilinmezliğin asil gururu asılı omuzlarımda, giderken seni bulma gururu okşuyor ruhumu, vardığımda orada olmama fikrine değmiyor bile zihnim. Gerçeğini bilmediğim bir yolun hayaliyle aşıyorum yolumu, inan başka bir hayale değmeyecek benliğim.

PR's Tumblrdome
No title available

ellievsbear
Cosimo Galluzzi
Sade Olutola
sheepfilms

bliss lane
Lint Roller? I Barely Know Her
RMH
art blog(derogatory)
Cosmic Funnies
The Bowery Presents
Doug Jones
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Phantogram Three

@theartofmadeline
Noah Kahan

❣ Chile in a Photography ❣
Color Me Curious

Discoholic 🪩

seen from Türkiye
seen from Malaysia
seen from Japan
seen from Germany
seen from Greece

seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from Malaysia

seen from Argentina

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Malaysia

seen from Greece

seen from United States
seen from Canada
seen from United States
seen from United States

seen from Brazil
seen from Canada

seen from United States
@bloodycandymine
Bilinmezliğin asil gururu asılı omuzlarımda, giderken seni bulma gururu okşuyor ruhumu, vardığımda orada olmama fikrine değmiyor bile zihnim. Gerçeğini bilmediğim bir yolun hayaliyle aşıyorum yolumu, inan başka bir hayale değmeyecek benliğim.
Yolumun sonu seninle başlamış gibi. Sanki hiç bitmeyecek bir sona adımlıyoruz seninle. Nerede başladığını değil nerede biteceğini değil sadece ne zamana kadar devam edeceğimizi düşündüğümüz bir son, sonu belli.
Bıraktım kendimi uzunca bir yolun başında. Vardığım son beni mutlu eder mi bilemedim. Kendimi de seninle unuttum o noktada. Şimdi bir yolun sonunda hiç tanımadığım bir insan var karşımda, yüzü hiç mutlu olamamış, seninle hiç tanışmamış gibi
İnadımın kara gömleğini dolunayın sırtına giydirdim. Bir kez daha gökyüzünde seni dilemeyeceğime dair andımı içtim. Sözümü verirken elimi bastığım ikimizin geleceğine dair ettiğim dualardı. Bu gece sadece senden değil kendimden de vazgeçtim.
İçimde yeşeren en ufak umudumda senin tohumlarına sarılıyorum. Umudum sen olmasan da yalnızca senden medet umuyorum.
Beni düşünüyor musun diye soruyorum kendime. Saatler hayır cevabını veriyor ama kalbim devam ediyor atmaya. Biliyorum içten içe sen layık görmesen aşkını, yaşamayı hak eder mi bedenim? Hak arar mıyım bu hayata?
Bu gönül senindir, ister öldür istersen de güldür. Acısız olsun kâfi gelir ruhuma. Senin elinden akan kanıma da sözüm geçmez, gülümseyen dudaklarıma da.
Sigaramın ateşinde yanıyorsun yine bir gece. Zaman kadar acımasız, onun gibi bencil olduğunu düşünüyorum. Ellerime dokunup, öylece çekip gittiğini ve bir daha geri gelmeyeceğini bilerek benzetiyorum seni zamana. Ben ise geçmiş gibiyim. Seni dünümde taşıdığım gibi, yarınımda da göreceğimi biliyorum. Geçmiş her zaman olduğu yerde duruyor, bazen tebessümle anılıyor, zaman onun üzerinden akıp gitse de hala onun izlerini taşımaktan utanmıyor. Bir daha dönülemeyecek bir yol olsa da, arkasına bakmaktan kendini geri alamıyor. Alamıyorum.
Zehir demişler adına, ana rahminde can bulan ilk kandır insana. Doğduğu aslı inkar edene cennet vaad etmişler. ruhunda gezinen panzehir kimine lütfedilmişken, kimi zehretmiş bedenini, uğruna can bulduğu hayatına.
Zehir demişler insana. Bir ömrü yok saymaya adamış. Cehennemin layık görüldüğü bebeğe, hiç yakışır mı ?
Saatler yıkılıyor üzerimize, günler haftalar ve aylarca. Yılları doldurduğumuzu bilmeden kovalıyoruz akrebi, yelkovanı. Kaybettiğimiz şeyin zaman olduğunu anımsıyoruz belki zaman zaman, kaybımızın sıla olduğunu bilmeden.
İbadetim ve sevabım. Dualarımda yalnız sen var, yalnızca senin yüzün. Derdim ve günahım. Yakarışlarımda bir tek sen var, bir tek senin zehrin.
Ağlamamak için tebessümün dokunduğu dudaklarını görüyorum. Haykırmamak için ustaca konuştuğun sessizliğini dinliyorum. Tek bir şey duymamak adına içinden mırıldandığın şarkıların sözlerini duyuyorum kendi kulaklarımda. Yanı başımda dururken sen, sen olamadığın her halini ezbere biliyorum.
Bir kafese kapatmışsın günahlarını, her yolunun sonunda orada göreceğini bilerek fakat hep sırtını dönüp yok saymayı dilemişsin. İçinde bir günah kırıntısı bırakmamış, sevaplarına yormuşsun ruhundaki boşluğu. Oysa ruhuna kazınmış en büyük günahın, bütün iyiliklerini de o kafeste unutmanla.
Her günahın beyaz lekesidir içindeki iyilik. Her iyiliğin ortasındaki katran karası mürekkepte gizlidir günahın. Biri tutsaksa diğeri özgür kalamaz, ruhun tutsaksa eğer bileklerinde ki kelepçeyi senden başkası takmış olamaz.
Başka bir tende seni arıyorum oysa sen beni bulalı çok oldu.
Başka birinin omuzlarına giydiriyorum senin ruhunu, çıplak görmek istemediğim binlerce adam dolu gözlerimin arka odası.
Kendime yaşattığım en büyük ihanetin resmisin yine de boş bırakmıyorum duvarlarımı.
Bana artık ne seni hatırlatır bilmiyorum. Hangi bakış, hangi koku, hangi ten ısıtır yüreğimi avuçları arasına alarak? Ne seni unutturur onu da bilmiyorum. Hangi kor ateş yakabilir canımı senin tutuşturduğun küçük bir kıvılcım gibi?
Susuyorsun, dudaklarını bastırmışsın birbirine sıkıca, sanki açılsa ölümü fısıldayacaklarmış gibi.
Zevkle işlediğim günahımda doyuruyorum şeytanımı, hiçbir sevabın bu denli mutlu etmeyeceğini bilerek. Dudaklarım arkasından ettiğim dua kızdırıyor belki tanrıyı, onun cezası olmalı bu zevkin sonunda biteceğini bilerek yaşamak.