RMH
Sade Olutola
Not today Justin
Noah Kahan
noise dept.
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Lint Roller? I Barely Know Her

Product Placement

Kiana Khansmith
The Bright Sessions
Fieri Frames
sheepfilms

roma★
$LAYYYTER

shark vs the universe
YOU ARE THE REASON

gracie abrams
Game of Thrones Daily
Show & Tell
I'd rather be in outer space 🛸

seen from Belarus

seen from United States

seen from Kenya
seen from Indonesia
seen from Chile

seen from China

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Belarus

seen from Switzerland
seen from Malaysia

seen from United States
seen from Italy
seen from Kenya

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Belarus

seen from United Kingdom
@buaralarpekbileyla
Bazen kendine gelmen için, başkalarından gitmen gerekir. Uzaklaşmak, özgürlüktür..
Charles Bukowski (via sokaktakiyazar)
Bu miraçta Kimse inanmayacak Kollara. Ayakların bildiğine Kimse inanmayacak. Küçük bir çocuğun Çölleri aşması Ve karşılaşması Tanrıyla. Cevaplar gizlidir evet. Ama vardır.
Bejan Matur, Kader Denizi s.31 ‘II.Bölüm’ Fotoğraf: Bahman Ghobadi'nin 2004 yapımı, “Turtles Can Fly” (Kaplumbağalar da Uçar) filminden, (Hiresh Feysal Rahman).
Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini farkettim.
Umay Umay (via leylamimecnun)
Allah geciktiriyorsa, güzelleştiriyordur…
Geçmişle bugün arasında Tek bildiğim kendimdir. Ve kendim, belki hiç bilmediğim Nasıl da eskimiştir..
Metin Altıok
Bir kitapta, “kader büyüktür, fakat Allah kaderden de büyüktür” yazıyordu. Bu cümleyi hiç unutmadım. Ve bu cümleyi, hep şu şekilde mırıldandım: Dünya büyüktür, fakat şiir dünyadan da büyüktür.
İbrahim Tenekeci
küçükken kimse duymasın diye ağladığında ağzını kapatan o kız, büyümüş ölürken bile susmuş.
Untitled by Abílio Dias Olympus Trip Fuji Superia X-TRA 400
İnsan hayatın bir yerlerinde ölüyor aslında.Ruhuyla arasına yaşamak kadar uzun bir mesafe giriyor.Ölüyor insan ve yeniden diriliyor.Umut etmek için diriliyor, başlayabilmek için diriliyor, doğru dürüst bir tek cümle kurabilmek için diriliyor işte. Sonra...Sonrası karanlık.
I karabasan gibi gırtlağımıza çöken her vedanın ardından bağırsak da sesi duyulmayan kadınlarız biz oysa her şey ne kadar da basitti bir elmayı ağır ağır soyar gibi üfleyip soğutur gibi geceyi birkaç bıçak darbesi ve bir soluk yeterdi dört nala sevişmek için*
oysa her şey belki de fazla basitti kuyu olduğunu bilen bir kadın için karmaşık işlemler rakamsız denklemler yoran ıslıklar dik yokuşlar gerekliydi belki ne kadar direnirse o kadar ışık saçan bakır bir teldi mesela benim saç telim ve toprak çok asildi.
II bizden hızla gidenlerin sebep olduğu kazalarda eksilen kadınlarız biz evet her gidiş bir kazaya zemindir muhakkak her kaza dökülmeye müstakil ve meyil ve bu yüzden eksiğiz, kimimiz elsiz kimimiz dilsiz kimimiz kimsesiz kimimiz saçlarını kaybetmiş kimimizin bacağı dizlerinden itibaren kesilmiş sürünüyor istemsiz
oysa her şey ne kadar da uygundu yaşamak için tabelalar vardı fren vardı direksiyon vardı emniyet kemeri ve trafik ışıkları aşkın en bilindik kuralı nereye gidersen git yan koltukta aşkını taşımaktır ve yanındaki koltuğu ardında bırakmak için önce arabayı parçalaman gerekir biz parçalanan arabaya sıkışıp kalan kadınlarken sizi hangi ambulans kurtardı kim bilir siz gittiniz biz hala eksik, yaralı, kazada kaybolmuş birer kazazedeyiz
oysa her şey yıllarca komada kalan bir hastanın durumu kadar stabildi bizi bulabilirdiniz bizi bu lanet komadan bizi bir üzüm tanesini dalından koparır gibi kolay bizi kurtarabilirdiniz oysa.
III biz her hoşça kal’ın altında ezilen narlarız. sesi sesimize eşken bir başkası ve ateşken bizimle tek ortak noktası rengi olmasaydı keşke biz de yakabilseydik leke bırakmak yerine. oysa her şey bir nara dokunmamakta gizliydi yarasını açmamakta onu dağıtmamakta gizin cazibesi galip geldi olan yine bize oldu değil mi?
oysa perdeyi örter gibi örtebilirdik içimizi öyle narin öyle net öyle tamam evet perdenin ardındaki cam kadar kırılgan olmayı biz seçmedik belki ama perdeyi perdeyi o kahrolasıca perdeyi örtebilirdik / biliyoruz hepimiz
IV biz o hep ertelenmesi muhtemel zor sorulardık kimse çözmeye bizden başlamazdı
oysa her şey ne kadar da çekiciydi zoru seven bir adam için kasıklarımıza saplanan her kama bizi kanatan her bıçak her balta her tırpan aslında örtülmeyen bir perdenin bedeliydi belimize yazılan bir kaderin ilk şiiri gibi bu mısrayı da boş ver en iyisi
V biz dişleri sıkmaktan dökülen kadınlarız bundandır açtığınız hiçbir yaraya ekmek çiğneyip koyamayışımız
oysa her şey dövülecek birkaç zeytine bakardı bir avuç gücümüz kalsaydı. her diken saplandığı gibi çıkmazsa nasıl nasıl neşter isterse nasıl iğne nasıl deşmek isterse orayı bazılarınız saplandığı gibi göğsümüzde kaldı şimdi neşterle deşmektense göğümüzü nefesimizi tutuyoruz ki acıtmayın göğsümüzü
VI aslında nerden baksan “yalnışız” bahar bahçe ya da bir çiçeği belki tatlı bir meyveyi ya da ütopyaları veya cenneti herkes sever ama biz göğsüne saplanan dikenlere aşık kadınlarız. bu yüzden tüm bu ağır adımlarımız. biz o dikenleri broş gibi.
oysa her şey bir aynaya bakmak kadar ağır burada sen de bilirsin onlar da ruhu yaralanmışsa hiç doğmamış olmayı diler insan
-yalan ilk günahsa güvenmek ilk hata bunu da nakşet aklına-
ve susup biraz düşünürsek elmanın hiçbir suçu yok ki neden asırlardır ayırırız teninden derisini? evet güvenmekti düğüm ta hikayenin en başında o elma o dalda kalmalıydı baba, sen ne dersin?
mavi tuğba karademir / yabancı
“Her şeyi anlıyor, herkesi tanıyor, her sorunu kavrıyor, yani kavraya anlaya yaşlanıyordum. Anlamak yorgunuydum. Bu yüzden kimseye kızamıyordum. Kimseden doya doya nefret edemiyordum. Kimseye ağız dolusu küfredemiyordum, kimseye deliler gibi öfkelenemiyordum.”
Murathan Mungan, Üç Aynalı Kırk Oda.
Sonra içime ve hatta dışıma kapandım. Küsmek gibi bir şey. Bir çeşit gölge fesleğeni. Bir çeşit olmayan hayat. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. Bir yığın insan tanıdım ama hep yalnızdım.
Didem Madak.
Bir bütündük parçalandık.Sadece giden kadar değil kalan kadar da eksiğiz. Hangi parçanın bütünüyüz bilinmez ama büsbütün eksiğiz
Buğra Kaan Sermihan
(hayata izbirakin)