Yazları onun yanında olamamaktan nefret ederdim. Daha doğrusu onun yanında olamamaktan mı Ayvalık’ta olmamaktan mı nefret ederdim şu an tam anımsayamıyorum. Oraya kaçtığım hafta sonu şu sıralar benim kabusum oldu. Diğer insanlardan kaçmak istediğimizde beraber Çamlık’taki iskeleye kaçardık. Orası küçüklükten beri benim sığınağım haline gelmişti, benim zamanı durdurabildiğim, evreni duyabildiğim yerdi benim için. Ne zaman bir şeylerden kaçsam ne zaman bunalsam, yalnız kalmak istesem ya da saatlerce boş boş oturmak istesem oraya kaçardım. Ama senden sonra orası bizim yerimiz olmuştu. Bu sefer en sevdiğimiz şaraptan bulamayıp yerine sevmediğimiz ucuz biralardan almıştım. Bir şeylerin yanlış gideceğini bundan bile anlamam gerekirdi. Ne yazık ki o sıralar kördüm. Yok, aslında kör değildim fakat gerçeği görmek, görebilmek beni korkutuyordu.Yaptığım en iyi şeyi yapıp kaçıyordum sanki yakalanmayacak gibi. O zamanlar aptalmışım. Gerçi şu anda da bir farkım yok. Hala kaçıyorum. Birkaç aydır görüşmüyorduk habersiz gelip evde bulamayınca doğruca sahile gittim. Tahmin ettiğim gibi oradaydın. Beni görünce verdiği tepkiden de anlamalıydım. Gerçekten bazen aklımı nerelerde olduğunu geriye dönüp baktığımda hala daha anlam veremiyorum. Bazı hareketlerimin bu dünyada varlığı gerçekten hala benim için hayret konusu. Bazen kitlenip kalıyorum sanırım. Benim gözlerinin içine bakmama rağmen senin bir defa bile bakmamandan sonra artık konuşmanın bir anlamı olmadığını anlamıştım. Şaşırtıcı da olsa anlamıştım. Kumun soğuğunda biraz oturduktan sonra konuşmaya başladın ve benim kafama dank etmeye başladı bir bir gerçekler. Lanet olsun ki, konunun gittiği yer belliydi. Gözlerimin içine öyle bakakaldın ki bir kelime daha etmedin. Daha sonra çalmayı sevdiğin şu şarkıyı söyledin. Diğer seferlerden farkı bana bakarak değil uzaklara bakarak söylüyordun. Her zamanki gibi güneşin üzerimize vuran ilk hüzmeleri uyandırdı ve dün gece yarım kaldığın işi bitirmekte kararlı şekilde kaldığın yerden devam ettin.
“Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun, bunu hiçbir zaman sorgulamadığını biliyorum. Ama artık buralar benim için yabancılaştı. İki hafta sonra gidicem... Bakma bana öyle dayanamıyorum. Beni anladığını biliyorum sadece görmek istemiyorsun. Buralar beni öldürüyor. Bundan sonrası için ilk defa kafamda bir şey yok. Kendimi bir süre akışa bırakacağım ama kesinlikle yakınlarda olmayacak bu. Senden benle gelmeni isteyemem, istemiyorum da zaten. Benden nefret edemeyeceğini de biliyorum. Senin de hayatta yoluna koyman gereken şeylerin altından kalkamayacağın hale gelmeden önce problemlerini halletmeye başla. Nolur benim hatrım için bunu yap. Bu sefer hikayemiz galiba kaldığı yerden devam edemeyecek. Bu sefer diğer seferler gibi değil. Nolur beni affet. Şimdi değil ama en azından ölmeden beni affedebileceğini bilmeliyim, yoksa bu beni öldürmekten beter yapar.”
Bu kez diğer seferler gibi bitirdiğinde ağlamıyordu. Sanki karşımdaki o değildi. Son kez sarılmak için yeltendiğinde geri çekilmek zorundaydım, çünkü o hamleyi yapan benim evreni’m olamazdı. Böyle bir şeyi aklından geçirdiğinde bile gözleri dolar, kendinden nefret ederdi. Ne olduğunu anlamamıştım, aradan geçen zamana rağmen hala anlamıyorum. Son kez öpmeye yeltendiğinde dudaklarımı kanatacak kadar sıkmasaydım keşke. En azından bu bile beni bir süre avutmaya yeterdi. Gerçi avutsa nolacak.. Daha doğrusu ne kadar avutabilirdi ki?
Ömrümün sonuna kadar orada oturacak kadar sevdiğim Çamlık’taki iskeleye o günden sonra her gittiğimde eskisi gibi beni güvende histtirmedi. Halbuki dünya üzerinde senden sonra sevdiğim ikinci şeydi oradaki güven hissi. Sana en çok bunun için kızıyorum. Sen gittikten sonra orada o şarkıyı kaç defa dinledim bilmiyorum. Sadece anlamaya çalıştım. Acaba şarkının içinde miydi gerekçen. ...
Hayatı galiba anlayamayacağım. Geçen gün uyandığımda dilime o şarkı dolanmıştı. Ama şimdi şimdi gitmeni anlıyorum. Aynı şeyleri ben de hissediyorum. Tekrar haklı çıktığın için senden nefret ediyorum. Bir taraftan da seni affediyorum sanırım. Galiba özlüyorum da.












