Uyurken
Kuşlar uyurken, Dalların hışırtısı sokağın şarkısı olmuş, Ağlayacak kimse yok, mesaisi bitmiş yatağına dönmüş herkes. Çünkü biz, kuşlar uyurken öpüşürdük. Çünkü biz kuşlar, uyurken öpüşürdük
Cosmic Funnies
Lint Roller? I Barely Know Her
sheepfilms
Stranger Things
d e v o n
$LAYYYTER
TVSTRANGERTHINGS
NASA
Three Goblin Art
i don't do bad sauce passes

pixel skylines

Kiana Khansmith

shark vs the universe
Peter Solarz
h

No title available
Misplaced Lens Cap
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

⁂

oozey mess

seen from United States
seen from T1
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Italy

seen from Finland

seen from United States
seen from United States

seen from Canada
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from T1
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from Germany
seen from United States
@cemalturgut
Uyurken
Kuşlar uyurken, Dalların hışırtısı sokağın şarkısı olmuş, Ağlayacak kimse yok, mesaisi bitmiş yatağına dönmüş herkes. Çünkü biz, kuşlar uyurken öpüşürdük. Çünkü biz kuşlar, uyurken öpüşürdük
1206/2
Camlarında çiçek, Ellerinde sazdım, Dudağında ıslık, Saçında ıslaktım. Küçüğüm yumuşacıktı ellerin, Kırmızı topukların boşvermişti. Yavrum ne güzeldin.
1206
Yavrucuğum, İçimin alevi söndü, Közünü rüzgar götürdü, Yavrucuğum beni boşver. Gri küllerin arasında kırmızı beneklerdim. Söndüm
Vatan
Geceyi bir şiirle noktalıyoruz, Gün doğar öğlen olur, Tüm karanlık çekilir bir gün, Yurdun her karış toprağında Gözlerinden kıvılcımlar saçan genç kadınlar ve adamlar, Ben eski padişahlara ve yenilerine küfrederim. Seninle yalancıktan kol kola gireriz. Teşekkür ederim ve marşlar söyleriz. Devrim yakın, vatan sana minnettardır sevgilim.
A benim !
A benim yorgunluğum, Öğlen uykum, Çiçekliğim. Gecemin sesi, Ay ışığım, Pencerem. Ne özledim bilemezsin.
Gel
Tanıdığım tüm evsizler sakallıdır, Tüm işsizler, Sen beni koparıp attığından beri Hiç bir 4 duvara evim diyemedim.
Kadınla
Yürürken bir yaprağı kopardın, Yazık günah ama hala saklarım.
Sayılar
Dayanamadım ağladım, Bir nebze yabancı bir yerdeydim, İnsanlar yalandan sordu etti, Dedim ki sevgilim öldü. Yalan da sayılmaz ama işte, N’oldu dediler ? Tereddüt etmeden söyleyiverdim. Sevgilim öldü. Eylül ekim falandı, Sen yoktun, Üzüldüm. İçmiştim. Dedim ki öldü işte.
Kuzey Işıkları
Kesilmiş saçlarından kuzey ışıkları, “Seni Terkedeceğim.” diyor bir adam bilmediğim bir radyo istasyonunda, Ellerinin üstünden öptüm, Boynun ve çenenin kavşağından, Islak asfalttan ve kuru topraktan yürüdüm, Yansıyan ışıklardan, Şehir seslerinden, Tramvaylardan, Raylardan, Senden, Kaçıyorum.
Beyaz at ile prens.
Prens babasının günahlarından boğulmuştu, Atını alıp uzaklara gitmiş, Peşinde geçmişin hayaletleri, Kılıcı kınından çıkmış yalandan, Bir bilemedin iki kere. Prens atıyla dost idi, Binmeye kıyamaz beraber gezerlerdi, Kadınlardan korkarak sık ormanlardan geçtiler, Adamları korkutarak. Bir kente vardılar, eskiden devasa duvarları, Atlar için meydanları ve güzel sarayları varmış, “Bir kent vardı burada.” dediler, Eskilerden. Şimdi yorgunluğun ve vahşi doğunun çöllerinde, Atıyla dost prens yürüyor güneş tepesinde, Bir köylü ıslığı ve sevap çeşmesi arar etrafta, Otluklarda tanınmayan kuş sesleri. Dizlerine kadar kaçıp kurtulma hastalığına yakalanmış, Etrafında kemikten çelikten köprülerle. Etrafından dolaştı dağın. Kemikten bacaklarını çelikle törpülerken.
Sevgilim.
Toprak ayaklarımın altından kayıyor, Yıldızlar devr-i daiminde, Karanlığın bir kaçışı vardı anlatamam, Sevgilim sel gibi, alıp götürür beni.
Farkhunda, 27 yaşında bir Afgan kadınıydı. Öğretmen olacaktı.
19 Mart 2015 tarihinde bir caminin önünde muska satan bir molla ile tartışmasının bedelini bir grup öfkeli erkek tarafından linç edilerek ödedi. Taşlar ve sopalarla feci şekilde dövüldü, yerlerde sürüklendi, bir çatıdan aşağı atıldı, arabayla çiğnendi ve benzinle yakılarak can verdi!
Üstelik o insansıların arasında bütün bu vahşetin her saniyesini videoya çekenler vardı, ibreti âlem için bütün dünya görsün ve korksun diye. İslam’a yönelik her eleştirinin yakıp kavurucu bir öfke ile karşılık bulacağını, buna cüret edenlerin sonunun ne olacağını herkes bilsin diye… Yüreği yetenler Youtube’dan aynen izleyebilir.
Peki, ne yapmıştı Farkhunda? O, bir molladan kötülükleri kovmak için muska satın alan kadınları bunlara para vermeyin, bunların İslam’da yeri yoktur diye uyarmıştı sadece. Çocuğu olmayan, hastalıklarından kurtulmak isteyen zavallı insanların kâğıt parçalarından medet ummasını doğru bulmuyordu. Bunu gidip o caminin önünde o din satıcısıyla tartışma cesaretini göstermişti Farkhunda. Bedelini canıyla ödeyeceği o karşı duruşu sergilemişti.
Kesesini doldurmak için küçük kâğıt parçalarına dua yazıp insanlara hap gibi din satan o mollanın bir kadının cüreti karşısında afallayıp “Kuran yaktı bu kadın” iftirasıyla ortalığı velveleye vereceğini ve bunun sonucunda oraya toplanan bir grup hayvansı tarafından vahşice linç edileceğini bilebilir miydi? “Ben bir Müslüman’ım ve Müslümanlar Kuran yakmaz” diye feryat etti ama dinletemedi. Vahşeti durdurmak için çevredeki polislerden yardım isteyen birkaç doğru düzgün insanın aldığı cevap ise, boş verin bu da İslam düşmanlarında ibret olsun şeklindeydi. O öldürülürken, bedeni paramparça edilirken öylece bekledi polisler.
Sonra babasını aradılar. Gel, kızın bir ‘günah’ işledi al götür dediler. Öyle ya, bir din satıcısın sahtekârlığını yüzüne vurmaktan daha büyük bir ‘günah’ olabilir miydi? Hakkında bir sürü palavra uydurdular. Akli dengesi bozuk bir kadın Kuran yaktı dediler. Oysa onun istediği hurafelerden ve din bezirgânlarından arındırılmış bir dindi ve bunu dile getirme cesaretini göstermişti, hepsi bu.
Ama umdukları gibi olmadı. Farkhunda’nın parçalanmış ve yakılmış bedeni binlerce Afgan kadınının öfke seline dönüştü. Yüzlerce yıldır süren bu erkek düzenine, alınmaya, satılmaya, tecavüze uğramaya ve aşağılanmaya karşı Farkhunda’nın ölü bedeninde hayat bulan bir öfke seline. Kadınları hayattan silen, zindanlara hapseden o molla düzenine inat Farkhunda’nın cenazesi binlerce kadının omuzlarında yol aldı. Ve o kızı yetiştiren baba istedikleri gibi kızından utanmadı, onu lanetlemedi. Ailesinin soyadını Farkhunda olarak değiştirdi!
Olayın ardından hem Afganistan’da hem de bütün dünyada tepkiler çığ gibi büyüdü. Afganistan’da açılan soruşturma neticesinde 26 kişi tutuklanırken 13 polis açığa alındı. Arkası gelir mi, gerçekten suçlu olanlar adalet önünde hesap verir mi, bilinmez. Türkiye’de ise gündemin seçim nedeniyle yoğun olmasından mıdır, yoksa artık her türlü katliama karşı bağışıklık kazanmış olmamızdan mıdır bilmem Farkhunda olayı yeterince gündeme gelmedi. Hâlbuki üç beş sahtekâr politikacının seçim zırvalarını tartışırken Farkhunda’nın katliamına verilecek anlamlı bir tepki için pekâlâ vakit bulabilirdik.
Sanıyorum artık alıştık. Bir otele sığınmış insanların diri diri yakılışını TV’den izleyerek büyümüş bir nesil değil miyiz? Kim bilir kaçıncı izleyişimiz bu insanları vahşice katledilişini.
tüylerim diken diken oldu bu ne Allah belanızı versin
sik kafalı amk beyinsizleri
Bunların günden güne modernleşmesi gerekirken vahşileşiyorlar, tiksiniyorum her birinden. Ölümü dahi hak etmiyorlar. Bunun ortaçağdaki “cadı” iftiralarından hiç bir farkı yok anlıyor musunuz? Bu topluluk dünyanın düz olmadığını kabul etmemek için de insan kesti, bu topluluk yıkılan heykeller için insan kesti, yakılan kağıtlar için insan kesti, kendilerinden bir kadın erkek kıyafeti giydi diye kesildi, tanrıların sözlerini çarpıtıyor diye adam kestiler, kurban olarak dahi adam kesti bu topluluk. Ve bu saydıklarımın hiçbiri kendini diğerlerinden üstün görüyor, diğerleri ile aynı kefeye koydurmuyor. Hepsi aynı oysa, hepsinin içindeki bencilce, iğrenç korku onları bu hâle getiriyor. Bunlara verilecek en güzel ceza hepsini ıssız bir adaya doldurmak çünkü dünyanın hatta evrenin en büyük cezası kendileri zaten. Ne yemek, ne su verilip, yavaş öldüren bi hastalığın kitle imha bombasını atacaksın sonra. Bırak sürünsünler. Hemen ölmeleri bunlar için ödül olur zira.
Bu kadınların erkeklerden çektiği, bu insanlığın dinlerden çektiği nedir arkadaş ?
Ah!
Varoşlarda birileri ateş eder geceye, Ben karanlıktan vurulurum, Bi uyanırım ki tüm aşklarım oyunmuş, Bi uyanırım köpükler dahil tüm deniz yalan, Sonra tekrar ateş ederler geceye, Yıldızlar parçalanır, Çiçekleri ezerler, Elim de bir buketle sıraya geçerim. Çiçeklerim ezildi. Darma dağın arkasında düz ovalar uzanır belki, Göremeyiz. Ev sahibini bastırırım, Siz uyuyun ben sadece bir kaç esrarlı tablo çalacağım, Ve çocukluğumun yalanlarından sıyrılıp en iyi arkadaşlarıma bırakacağım sizi, Merak etmeyin emin ellerdesiniz. Demin evlerdeydim şimdi sokaklarda, balkon altlarında, geçmişin işlemeli kahve tabaklarına bakıyorum ve sigaralar söndürüyorum. Düşündüm de düşüm dünden eskiymiş, Ne yani ?
Geceye
Bana kızıllaş, Bana mavileş, Sevişelim, Serin geceye.
Derinde
Kasıkların sıcaktı ve nefesin rüya kokardı, Yok artık o ışıklar caddeler yağmur kokan asfalt, Bensiz nasıl yürürsün şaşılacak iş. Uslu bir çocuğun gizliden gizliye annesine küsmesiyim, Ses çıkarmam ama yer ederim. Derinde. Dizlerinin üzerine düştüğün kaldırımlar olayım, İz bıraktım Derinde.
Topukları Kırmızı
Bak topukları kırmızı, Seni o kadar özlüyorum ki, Ağlayasım geliyor. Birşeyleregüldüğümdesuçlulukduyuyorum. Bir şeylere gül düğümler çözülsün. Benim urganım umudum gelin. Merhabalar olsun, Müjgan Merhabalar olsun.
Beyaz
Beni bir tek sen anlardın, Bembeyazdın. Ayağında kırlangıçlar, Eteğinde sonbaharla, Bana bir tek sen aldandın, Bembeyazdın.