Efe, Batı Anadolu'da yaşamış farklı sebeplerden dolayı mevcut düzene başkaldırmış kişilere denilmektedir. Genellikle İzmir, Aydın, Muğla, Denizli ve Burdur yörelerinde görülmüşlerdir. Selçuklular zamanında Aydın ve Teke yöresindeki koruma görevlilerine efe denirdi. Zeybek sözcüğünün bugün bile Özbek Türkmenlerince kullanıldığı söylenmektedir.
Efelerin ilk ortaya çıkışı Anadolu’daki Celali isyanı dönemine rastlamaktadır. 16. yüzyıla kadar Osmanlı, ordu ve devleti fetihlerle finanse edebiliyordu. Ama değişen ticaret yolları ve fetihlerin azalmasından dolayı bu finansmanı halktan sağlamak istemiştir. Halkın o dönemde söylediği ”Ekmede yok, dikmede yok, yemede ortak Osmanlı,” sözü durumu özetlemektedir.
Şah İsmail’in kışkırttığı Türkmen isyanına karşı uygulanan baskılar ve devletin etkinliğinin azalmasıyla, yerel yöneticiler kişisel hırsları için halktan daha fazla vergi toplamaya başlamışlardır. Kuyucu Murat Paşa gibi idarecilerin de isyanları şiddetle bastırmaya çalışmalarına karşı halk kendi kendini korumaya çalışmış ve Celali isyanları ortaya çıkmıştır. İşte efeleri ilk kez bu Celali isyanlarında Osmanlı yönetimine karşı çıkarken görmekteyiz.
Efeler genellikle toprakları ellerinden alınan köylülerden oluşmaktaydı. Bu kişiler, geçim kaynakları olmadığından dolayı eşkıyalığa yönelmiş ve dağlara çıkmışlardır. Ticaret kervanlarına ya da yerleşik halka saldırıp, ganimet elde etmek üzerine bir düzen kurmuşlardı. Ama efelik, Celali isyanlarından sonra farklı bir karaktere bürünmüş ve bir halk hareketi halini almıştır. Özellikle 1800lerde yaşamış olan Atçalı Kel Mehmet Efe’den sonra kendi içerisinde kuralları ve kaideleri olan bir düzen oluşmuştur. Bu haliyle biraz Avrupa’daki şovalyeliğe ya da Japonların samuraylarına benzetilebilir.
Efelikte bazı kademeler bulunmaktaydı. Bir efenin grubuna dahil olmak isteyen kişi öncelikle kızan olur ve efenin yardımcıları konumunda olan zeybeklerden eğitim alırdı. Daha sonra zeybek ve kendi grubunu kurabilirse de efe ünvanını alabilirdi. Kızan olmak isteyen kişi, efeye bağlı kalacağına dair uzunca bir yemin eder. Silahını efenin ayağının dibine bırakır ve yeminden sonra efe uygun görünce alabilir.
Bir efenin her zaman güçsüzü koruması gerekir. Bu sayede halk tarafından sevilir ve müfrezeye karşı kendisini koruyabilir. Efe yoksul gençleri evlendirir, halkın sıkıntılarını çözmeye çalışır, zalimlik yapan devlet görevlilerini ya da ağaları yola getirir. Mesela halkın kullanımı için köprü ya da çeşme yaptırması için yöredeki zenginleri zorlar. Böylece halkın ihtiyaçlarını gidermiş olur.
Günümüzde efe ya da zeybeklik sadece yöresel oyunlarda kendini göstermektedir. Özellikle Ege bölgesinde sevilen zeybek oyunları düğünlerde sık sık oynanmaktadır. Efe oyununun Orta Asya’dan gelen Şamanist bir ibadet olduğuna dair iddalar mevcuttur. Efe oyununa başlayan önce bir sınır çizer. ”Buralar benden sorulur der. Sonra da oyun başlar. Eller bir ağacın dalları gibi zirveye yükselir, ulu ağaçları simgeler. Sonra da Şamanist inancın bir gereği olarak dağlara yükselir. Onun göklere bakışı, diz çöküşü, sıçraması, toprağa diz vurması ayrı bir anlam taşır. Doğaya saygı, doğayla bütünleşmenin, ondan gelip ona dönüşün bir simgesidir.
Tarih boyunca bir çok efe ortaya çıkmıştır. Bunların içerisinde en meşhur efeleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;
Atçalı Kel Mehmet Efe (1780 - 1830): Efeliği, eşkiyalıktan çıkarıp, kurallar koyan ve bie düzen getiren ilk efe olduğu kabul edilir. Aydın’ın Atça kasabasında doğmuştur. Çocukluğuyla ilgili bir anlatıma göre bir gün cılız bir köpeğin kendisinden iri üç köpeğe karşı gelip, ellerinden kurtulduğunu görür. Bunun üzerine kendisinin de Osmanlı yönetimi karşısında ezilen halka yardım ederek, güçlü Osmanlı’dan kurtulabileceğini düşünerek dağlara çıkar ve efe olur. Yanlız efeliği kendi için değil halk için yapacak ve Aydın isyanı (1829) olarak bilinen ayaklanmaya önderlik edecektir. Aydın’da tüm devlet otoritesini bitirmiş ve kendisine “vali-i vilayet, hademe-i devlet, Atçalı Kel Memet ” diyerek para bastırmış, Aydın ve civarını yönetmiştir. Ama 1830 yılında Osmanlı kuvvetleriyle girdiği bir çatışmada öldürülmüştür. Bu gün memleketi Atça kasabasında bir heykeli bulunmaktadır.
Yağdereli Sinanoğlu Efe: Aydın, Yağdere köyünde doğmuştur. Babası yörenin yörük beyidir. Bir gün köye gelen Osmanlı’nın vergi toplayıcıları toplanan buğday, arpa ve hayvanların az olduğunu söyleyip Sinanoğlu’nun babasını köy meydanda hakaret edip döverler. “Havalar kurak gitti, beklenen mahsul olmadı, halk yoksul durumda” deseler de dinlemezler. Ellerinde ne var ne yok tümünü alıp giderler. O zamanlarda on sekiz yaşında olan Sinanoğlu bu durumu içine yediremez. İki arkadaşını da alarak vergi memurlarının geçeceği yola pusu kurar, onları öldürüp dağa çıkar. Halktan da büyük destek görür. Halk, elindekini durmadan alan, oğlunu askere götürüp getirmeyen Osmanlı’dan bıkmıştır.
Sinanoğlu’nun askerleri yedi, sekiz binlere ulaşır. Aydın’a ele geçirip 1828-1832 yılları arasında beş yıl yönetir. İzmir’den tehditler gelince orayı da almak için yola çıkar. Türk askerleri Sinanoğlu’na silah atmaz. O da Türklere ateş etmez. Bunu bilen Osmanlı Arnavutlardan özel birlikler oluşturarup, ellerine günün en modern silahlarını vererek üstüne yollar. Çarpışa çarpışa Yağdere’ye kadar çekilen Sinanoğlu ayağından ağır yaralı olarak ele geçirilir.
Başkaldıranlara örnek olsun diye çevredeki tüm insanlar İsabeyli, Atça arasındaki (Eski Nazilli-İzmir yolu üzeri) Tombalı çeşmesine elli metre uzaktaki yerde toplanıp halkın gözü önünde idam edilir. Sinanoğlu, kendisini idam edecek çingeneyi bir tepme ile yere yıkıp, ayağı altındaki masayı da tepmeyle vurarak, kendi kendine idam olayını gerçekleştirir. Aşağıdaki türküye konu olmuştur;
“Arnavutlar atar atar vurmaz,
Sinanoğlu işvahından duramaz,
Efenin mermisi hiç adres sormaz,
Aman efem Osmanlı’dan dost olmaz.”
Çakırcalı Mehmet Efe (1872 - 1911): İzmir, Ödemiş, Türköne köyünde doğmuştur. Babası da eski bir efe olan Çakırcalı, yöredeki Boşnak Hasan Çavuş’un annesi ve akrabalarına işkence yapmasından dolayı dağa çıkmış ve efe olmuştur. Uzun yıllar Osmanlı’yı uğraştırmış, çok defalar kendisi için af çıkartılmasına karşı düze inmemiştir. En sonunda Nazilli tarafında Karıncalıdağ’da öldürülmüştür.
Ölmeden önce zeybeklerine “eğer ölürsem kafamı kesinki beni öldü bilip, size zarar vermesinler” demiştir. Zeybekler de dediğini yapmışlar ama müfreze tarafından bulunan cesedinin ilk karısı tarafından teşhis edilmesiyle öldüğü anlaşılmıştır. Adına bir çok türkü yakılmıştır. En meşhuru ise;
“Mezarımın taşı Bozdağa karşı
Üstünün toprağı gözümün yaşı
Çakırcalı Memedi vurdular akşama karşı
Uyan anam uyan gör neler oldu
Çakırcalı dağ başı kan ile doldu”
Danişmentli İsmail Efe (1878 - 1946): Aydın, Efeler ilçesi Danişmend köyünde doğmuştur. Milli mücadele yıllarında çok faydalı hizmetleri olmuştur. Milis binbaşı rütbesiyle Anzavur ayaklanmasını bastıran grubun içerisinde yer almıştır.
Demirci Mehmet Efe (1883 - 1961): Aydın Nazilli, Pirlibey köyünde doğmuştur. Askerde Ermeni bir yüzbaşıdan yediği dayaktan dolayı firar etmiş ve Yörük ali Efe çetesine katılmıştır. Okuma, yazması yoktur. Çok fazla ahkam, usül bilmediği söylenir. Devlet görevlileriyle istediği gibi konuşur, sadece Denizli müftüsü Ahmet Hulusi ve Mustafa Kemal’e saygı duyar ve emir alır. 1920 yılında yaptığı “Denizli Baskını” çok konuşulmuştur. Denizli’de bulunan gayri müslimlerin ve bazı devlet görevlilerinin Denizli’yi İtalyan ya da Yunanlılara teslim etmek istemeleri üzerine adamı Sökeli ali efe’yi Denizli’ye yollamıştır. ama Sökelinin öldürülmesi üzerine hiddetlenip, Denizli’ye baskın yapmış ve yüzlerce kişiyi öldürmüş, Denizli’yi de yakmıştır (detaylı bilgi).
Milli mücadeledeki yararlılıkları olmasına karşı düzenli orduya katılma tekliflerini reddederek Çerkez Ethem ile birlikte isyan etmiştir. Yine de Çerkez Ethem gibi düzenli orduya silah sıkmamış, bir müddet sonra teslim olmuş ve adamları terhis edilmiştir. 1961 yılına kadar Aydın Karacasu’da yaşamıştır.
Yörük Ali Efe (1895 - 1951): Aydın, Sultanhisar’da doğmuştur. 19 yaşındayken Alanyalı Molla ahmet Efe’nin çetesine katıldı ve kısa sürede yükseldi. Milli mücadele yıllarında Yunan kuvvetleriyle çetin mücadelelere girişti. Aydın yöresini Yunanlılardan kurtarmıştır.
Yörük Ali Efe gerçekten çok kibar ve kuralları olan bir efeydi. Hiç bir zaman halka zulmetmemiş, sadece vatan müdafasını düşünmüş gerçekten erdemli ve zarif biriydi. Hatta bununla ilgili olarak kendisini ziyarete gelen genç bir hanımın silahından ürktüğünü farkedince, cebinden ipekli bir mendil çıkararak tabancasını örttüğüne dair bir hikaye bulunmaktadır. Kendisi için halk tarafından türküler yakılmıştır;
“Şu dalmadan geçtin mi
Soğuk sudan içtin mi
Efelerin içinde Yörük de Ali'yi seçtin mi
Hey gidinin efesi, efesi efelerin efesi”
1960 yılında tedavi için gittiği Bursa’da vefat etmiştir.
Emir Ayşe Efe (1896 - 1960): Aydın, İmamköy’de doğmuştur. Eşi Mustafa Çanakkale cephesinde şehit düşmüştür. Yunanlıların Aydın’ı işgal etmeleri üzerine Sancaktar ali Efe grubuna katılmış ve yunanlılara karşı savaşmıştır. Daha sonra Yörük Ali Efe grubuna katılmış ve Milli Mücadelenin sonuna kadar savaşmıştır. Mustafa Kemal tarafından İstiklala madalyasıyla ödüllendirilmiştir.
Ayşe Efe’nin aşağıdaki sözleri vatan için neler yaptığının kanıtı gibidir; “Bazı kadınların içinde bir pehlivan, bazı erkeklerde de korkaklıktan dolayı kadın gizlidir. Kemer elindir, çizme ayağın, börk başındır. Mademki burası bizim vatanımız biz de bu vatanın olmalıyız”
http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=1605
http://omertakak.blogcu.com/efelik-ve-zeybekler-hakkinda-kisaca/97343
http://omeraksahan.blogcu.com/efeler-yasasi/3967595
http://imamkoy.com/index.php/koyumuzun-kadin-kahramani-cete-ayse/
http://www.aydinatca.com/milli-mucadeleye-katilan-efeler.html
http://www.sadettindemirayak.com/arastirmalar.php?c=2
http://www.aydinyerel.com/sinanoglu-efe/