,
Monterey Bay Aquarium
tumblr dot com
One Nice Bug Per Day

Discoholic 🪩
Cosimo Galluzzi
we're not kids anymore.
occasionally subtle

oozey mess

No title available
AnasAbdin

@theartofmadeline

No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
No title available

★

titsay

Love Begins
almost home
TVSTRANGERTHINGS
$LAYYYTER

seen from Germany

seen from Lithuania
seen from Switzerland
seen from Germany
seen from United States
seen from Canada

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Singapore
seen from Malaysia

seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from South Africa
seen from Sweden

seen from Poland
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
@darhejiroke
,
“Kalb, bomboş bir arazide rüzgârların oraya buraya savurduğu bir kuş tüyüne benzer.”
özlenen
“Uzaktan göründüğümüz gibi değilizdir biz. Bazen biz, bizi bile bilmeyiz.”
Sanat ve imkân
Yetenek, Allah vergisidir. Her şartta, her imkanda ve her imkansızlıkta, kendini az veya çok, şöyle veya böyle gösterir. Ancak insanlık için büyük yapılar olarak anıtlaşan eserler, yeteneğin dışında, bir de o yeteneğin değerlendirilmesi, kendini dışa vurmasında gerekli ortam ver araçların sağlanmasıyla gün yüzü görürler, gün ışığına çıkar ve realitenin sert yaşantısına alışabilirler.
Büyük yeteneklerin, dehaların, imkanlı toplumlarda ve bu imkanı ona hasredecek çevrelerde ortaya çıkması mutlu bir rastlayış, daha doğrusu ilahi bir lütuftur. Bundan mahrum olan yeteneğin, dehanın hiçbir şey yapamayacağını söylemek istemiyorum. Bir şeyler yapacaktır mutlaka. Ama boyut, hacim ve çap bakımından imkanların yeteneğe, dehaya kazandırdığını yitirerek.
Sanatta, edebiyatta ve düşüncede “öncü"ler vardır, bir de” zirve"ler vardır. Belki zirve olacak bir yetenek, ona uygun bir ortama denk gelmemesi yüzünden öncü durumda kalabilir. Gerçi onun onuru ve değeri de “zirve” nin onur ve değerinden aşağı değildir ya.
“İmkân” derken rahatlığı, kolaylığı kastetmiyorum. Sanatçı, her şartta ve imkânda, yine de bir çilenin adamıdır. Çilesini çekmeyen ve doldurmayan deha, deha değildir. Benim üzerinde durduğum imkân, sanatçının günlük yaşantısı, geçimi için ona sağlanan imkân değil,daha çok “ibda” zamanı gereksindiği imkânın ona verilmesidir.
Bu imkân her zaman için maddi bir imkân da olmayabilir. Kimi özgürlüğe, kimi araştırmaya, kimi maddi imkâna ihtiyaç duyabilir. Ya da dönem dönem şuna veya buna.
Demek istiyorum ki, ipek böceğinin kozasını örmesi için dutluk lazımdır. Dutlukları yok ederseniz ipek böceği de, ipekçilik de zamanla kaybolur gider… Ya da, bugün olduğu gibi, sentetiğe suni ipekçiliğe döner.
Mimar Sinan'ın, Baki'nin Kanuni devrine rastlamasını tesadüf olarak kabul etmek mümkün değildir. Goethe'ye Weimar'da sağlanan imkânların da Faust'un özünde olmasa bile ortaya çıkışında bir payı vardır. Firdevsi'ye de Gazneli Mahmud, sarayda bir pavyon vermiş ve ülkenin tüm kütüphanelerini emrine tahsis etmişti. Kanuni, başka, hiçbir zafer, başarı ve işle değil sadece Baki'yi keşfedip değerlendirmekle, Mimar Sinan'ın kendi çağında yaşamasıyla övünüyordu. Hüseyin Baykara da, Ali Şir Nevaı ve daha nicelerini değerlendiren bir hükümdardı.
Elbet sanatçı çilesi, bu imkânların ona sağlanmasını da umursamaz. Hatta ondan hoşnut bile görünmez. O yüzdendir ki Firdevsi, saraydan sıkılıp kaçacaktı. Goethe onca saygı ve sevgiye rağmen, çevresince anlaşılmadığını söyleyecek ve sık sık İtalya'ya inecek, İtalya serazatlığını anıp duracaktı. Ve rivayete göre de, Sinan bazen ortadan kaybolacaktır. Ve Baki, koca hükümdarın O'nu el üstünde tutmasına rağmen :
Minnet Huda'ya, devlet-i dünya fena bulur Baki kalır sahife-i alemde adımız
diyecektir. Deha, taştan, topraktan, tabiattan ve toplumun kürek kemiğinden bir şeyler koparan güçtür. Elbet, zaman zaman kendisine dönüp, kendi kendinden de bir şeyler koparacaktır. Her ibda, büyük bir tüketime dayalıdır. Eğer tüketecek bir şey bulamazsa, deha kendini tüketir. Hem de kimsenin ve hiçbir şeyin tüketemeyeceği şekilde ve kadar. (Diriliş, 1983)
Sezai Karakoç
kalplerin manevi tabibi Allah Resulünün kalbe dair şifa dağıtan sözlerinden birisi; “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi/doğru/düzgün olursa bütün vücut iyi/doğru/düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.”
Hêviya min kulîlka binê berfê
Umudum karın altındaki çiçekte
:)
kendime karşı kalbim çok kırık.
Bizim karşı evin çatısında bir genç var, paçalı güvercinlerini uçuruyor her gün böyle..
"bir yaprağın kıpırdayışında, bir telin ihtizâzında eğer siz tevhîdi duymuyorsanız, o zaman okuduğunuz eserde de hiçbir şey duyamazsınız. ben bunları duyarak, o âleme geçerek, okumaya çalışıyorum, okuyorum. işte o tesir oradan geliyor."