Bağlantı/Kopma süreci
No title available
Jules of Nature

if i look back, i am lost
wallacepolsom
AnasAbdin
Keni
Today's Document

@theartofmadeline
Lint Roller? I Barely Know Her

No title available

Love Begins

Kaledo Art
dirt enthusiast
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
cherry valley forever
h

Andulka
🪼

titsay
styofa doing anything

seen from Iraq

seen from Malaysia
seen from Spain
seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from Belgium

seen from Malaysia

seen from Israel

seen from Macao SAR China

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Singapore

seen from Russia
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Belgium

seen from Singapore
@gulnida
Bağlantı/Kopma süreci
Bulgar Kilisesi/Zenit 122, Fuji 200
.şubatikibinonsekiz
Gaziantep/2017
by: ayşe kübra gürel
Banu Özyürek’in Bir Günü Bitirme Sanatı kitabında geçen bir öyküyü seslendirmeye çalıştım.
Birçok temsil var etrafımızda, ezberletilmiş, karşı konulamayacak zannettiğimiz dogmaları, ahlakı değil ahlakçılığı yıkmaya çalışan kadın çalışmalarından. Bunları edebi bir metnin içindeki tiradlar olarak okuduğumuzda daha şık ve sevimli duruyor. Kitap üzerinde daha çalışmak istediğim birçok alan var. En fazla etkilendiğim, yani etkilenmekten kastım bir farkındalık oluşturması, öyküleri farklı alanlarda çalışmaya gayret ediyorum. Bu da böyle acemice buraya bıraktığım bir iş olsun.
Sevgi-Hürmet.
Bizim dünyamıza çok uzak çağlardan gelmiş bu ağaç gibi, çok uzak çağlara umut olabilmek dileğiyle soruyorum bunu. Şiir insana ne güzel kapılar açıyor.
İçimde hiç bilim insanı olamayacakmışım gibi bir his.
Kárhozat / Bela Tarr
iyi de.
Biliyorsunuz. İngilizce’de karşı tarafa bu cümle iki ifade biçimiyle kullanılıyor. İlki bildiğiniz üzere anlamını içerirken, ikincisi kibirli bir kendini bilmişlikle kullanılıyor.
-You know man.
Hadi amaa, hepimiz bu kadar yabancı dizi izlemişizdir.
Herkesin ve her şeyin değişen ve gelişen “interaktif” çağ üzerine konuştuğu ama, belki de birincil tüketicilerin kendi yaşam alanları hakkında belirli bir duygusal yada mantıksal tez sunamadıkları bir çağ geçişi sıkıntısından bahsediyorum. Giriş kısmının ilgi çekici olması adına; instagram, snapchat, twitter, facebook, hadi uzun süredir erişim yasağı olan tumblr’ı da katayım. Bu mecraların hepsine belirli kullanıcıları, ciddi emekçileri arasında olan biri olarak “bireysel cephanelik” ismini vermeye karar verdim. Yani bıçak yerine telefon, bomba yerine bilgisayar, tabanca yerine fotoğraf makinesi vs. kullanıyoruz artık. Düşünce yargılanmaları, paylaşım tutuklanmaları, duygu linçleri geçiriyoruz. Örneğin aynı ifadelerde bulunmak istemediğimiz durumlarda, kendi düşüncelerimizi ifade etmekten linç edilmek korkusuyla uzaklaşıyoruz. Sürekli dile geldiği üzere, her yaş grubunun dahil olduğu bir medya alanı mevcut. Medya alım veya yayım farketmiyor. Anlatmak istediklerimizi kelimeler yerine fotoğraflarla paylaşmaya başladık. Bir nevi tembellik alıştırmaları. İyi de diyorum hiç mi iyi. Tamam da hiç mi? Çok da erken sayılmayacak yaşlarda hayatıma dahil olan sosyal paylaşım uygulamaları bana ne yaptı diye düşündüm. Hatta uzun zaman birileri tarafından sosyal mecralarda olduğum için kınandım, telef olunan olarak görüldüm. Yazmak ve işlemek eylemleri için evine kapanıp depresyona girmenin, yada karış karış dolanıp gözlem yapmak gibi eylemlerin de bu çağla birlikte geride kaldığını düşünüyorum. Çünkü artık gitmek istediğim yeri başına # ekleyip instagram arama butonuna yazdıktan sonra, o yerin yalnızca sokaklarını, tarihini, kültürüne izlemek bir yana dursun, insanların evlerine hatta odalarına kadar girebiliyorum. Yani hepimiz Black Mirror izledikten sonra bir süre bilgisayarlarımızın kameralarını bantlamış insanlarız. “Mabetten dışarda bağırsaklarınızı göstermeyin” diyen Pisagor bugünleri görseydi, bizim nacizane söylenmiş atasözlerimize hak verirdi diye düşünüyorum. İyi de. Ne için, neden, ne amaçla kullanacağız bu mecraları. Bu cevapları söylemek yerine uygulamak gerekiyor.
Konya’da çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı birkaç köy vardır. Buralarda yerel halk arasında dengbejlik(ses sanatçıları olarak tanımlayabiliriz) popüler kültür içerisine girer. Dengbejseniz yaşadınız, her çaldığınız kapıdan size ekmek de çıkar yatak da. Herkesçe saygı ve sevgi görürsünüz. Şimdilerde popülerleşmiş blogger, vlogger ve daha nicelerini de böyle görüyorum. İnsanlar saygı ve sevgi görmek, anılmak için ellerinden geldiğini göstermeye çalışıyor, çünkü kırsalda belirli bir yetenekleriyle bir anda göz önünde bulunmak gibi değil artık şehir yaşantıları. Eskiden herkes tarafından tanınmak için en iyi makam cumhurbaşkanlığı koltuğu iken şimdi bir instagram hesabı yeterli oluyor. Bunun da yerinde bir eylem olduğunu düşünüyorum. Yalnız, aktivistliği azaltan bir kullanımcı olmamak şartıyla. Evet söylemlerimiz arttıkça eylemlerimiz azalıyor ve evet kaosu muazzam biçimde yumuşatıp yüceltiyoruz. Gökyüzünün içindeki hür hayvanlar tanımından sibernetiğin içindeki hürlük hayvanına geçiş evrimimizi tamamladık. Artık sürekli birilerinin nasılsın veya nerdesin gibi sorularına cevap vermekle, ilk kez tanıştığımız birine kendimizi anlatmaya çalışmakla uğraşmıyoruz. Öldüğümüz haberini dahi, normalde onlarca belki daha az insan alacakken bu sayede binlerce insan ölümümüzden haberdar oluyor. Ne güzel! İnsanı onurlandıran öldüğünün bilinmesinden başka nedir? Olaya pat diye girip çat diye çıkıyorum ama yeni çağa ayak uydurabilmenin ve sağlıksız gördüğünüz alanın düzelmesi adına bu “interaktif” çağa ayak uydurmak gereğinin zorunlu olduğuna inanıyorum. Yani bireysel azlık ama toplumsal çokluk etkileşimi. Bir de canımızı çok yakmamaya dikkat edersek. İyi de. Tamam az da olsa dikkat edersek.
Mesela, geçen biri ölmüştü, pastaları vardı masada, rengarenk, süslemişlerdi.
Allah’ın rahmeti, toprağın gülü diyeyim.
Zenit 122/ Tudor200
by: ayşe kübra gürel
Safranbolu/2016
zenit122/tudor200
by: ayşe kübra gürel
Kaygusuz şiir ve fikir dergisinin ilk sayısında "Eon" isimli şiir ile ben de varım. Ayrıca popülist şiir vd üzerine de epey kafa yorulmuş yazılar var. Değerli bir sayı olduğunu düşünüyorum. Salim Nacar'ın özenle beslediği uzun ve geniş bir şiirini de okuma fırsatı bulabilirsiniz. Buraya da aktarmış olayım. Sevgiler.
Zor zamanlarda, zambakların suda bıraktığı tedirginliğin aynını ellerimde hissediyor ve suya her zamankinden daha da yakın durmak istiyorum. O zarafetin çizelgesi yaşananları doğrularmış gibi geliyor çünkü, bana kendimden başkasını göstermiyor gibi olsa da üzerinde bir gökyüzü var. İtinalı bir gökyüzü. Taranmış, ince bir gökyüzü. İçinde renkli sepetleriyle insanlara kırmızı elmalar uzatan bir gökyüzü. Sepetimi alıyorum. Burası ne denli şen, diyorum uzak bir kurbağaya.
Konya / Haziran 016.
by: ayşe kübra gürel
Başlangıçta cermeniyeti dil ailesi grubundan çekiştirip azığı arttırabilir tok ilerlememizi sağlayabilirdik, ama bu bizi efsane replikler kurgulamasının dışına çıkarabilir, birlikteliğin ötesine yuvarlayabilirdi. Eskiz olarak bundan muhafaza edinilmek başta sağlıklı bir çokkültür okurunun görevidir diye düşünüyorum. Öyleyse söze dili bağlanmaktan başlayayım. Tanınmış şairlerin hepsi bir mucizeye ait değildir diyebiliriz. Yüce Borges’in dediği üzere : “Yaşını başını almış bir bekar için, sunulan bir aşk, umud edilmedik bir armağandır. Koşulları belirlemek mucizenin hakkıdır.” Peki sevgili Borges, bir hak…
Benim için müthiş bir şair olan, büyük oyuklarla tanık olduğum Nelly Sachs hakkında küçük de olsa bir şeyler söylemek, belki sizi okumaya itmek istedim. Buyrun. Keremke!
pêwîstiya me bi çi heye?
Nazarian*
itiraf.
Karhozat 1988.
“herkes mezara girmeden önce konuşmak istiyor. zaten düştüler,konuşacak zaman kalmadı”
“gün doğmak üzereydi kapıyı kırdım. umduğum gibiydi yine de çarpıldım. inanamadım,o narin bedende o kadar kan olduğuna”
Film-Tavsiye