saat üç
bir gün yeniden yazmaya başlayacağım aklıma gelmezdi. yıllar önce belki de kendime en iyi gelen şeyi kendimle yüzleşmekten korktuğum için bıraktım. hayatım hep korkarak geçmiş benim hep güçlüyüm sanarken. herkesten korkmuşum, herkesi kaybetmekten korkmuşum. zarar görmekten, başa dönmekten, üzülen taraf olmaktan, kalbimin kırılmasından korkmuşum. ama hep kendimi bıraktığım yerde buluyorum. sürekli başa dönüyorum. hep bu değil miydi istediğin, sevilmek. sevdiğin kadar. belki imkansız ama gördün. kısa bir süre de olsa görmüştün. istediğin evet buydu mutluydun bozulmasındı ya doğru olan oysaydı, bir şeyleri zorla oldurtmaktı kendini kandırıyordun. istediğin bu değildi evet kim isterdi ki böyle olmasını. ama yoruldun ve bir şeyler yapacak cesaretin yok. kimsenin kalbini kırmadım ağır konuşmadım ama bana yapılırken bir an olsun düşünülmedi. unutmayı çok isterdim. hatıralarımı değil. o sözleri, o sözleri duyup sabaha nasıl çıktığımı. unutmak isterdim. her defasında büyüdün öğrendin dedim. bu sefer ipler senin elinde. sonra olmadığını gördüm, ortada ip yokmuş meğer. hiçbir zaman bende de olmamış. ipi kesen ben olmak hiç istemedim bir gün pişman olurum diye kalp kırarım diye hep benim canım yansındı. canımın kıymeti hiç yoktu. hayatıma aldığım herkesin, hayatında her şeyden ve herkesten önemli sorunları vardı kendi dertlerimi yaralarımı önemsemeden hep destek olmak istedim sarmak istedim. sonra ne mi oldu kimisinde bunalttım kimisin de yorma beni irem oldu. belki de kendi çıkmazım da hep istediğim buydu. ya da bilmeden hep kendi sonlarımı kendim yazıyordum. belki de önce kendimi bulmam gerekti. gittiğim yere kadar gitmesi sonra terkedilmem gerekmiyordu. ama her defasında bunu ben seçtim ve yine ben seçtim. verdiğim kararı yaşıyorum hatta sonuçlarını. ve en önemlisi de ben bu hikayeyi ve sonunu çok iyi biliyorum.










