“Bu dünya sizi öperek boğmaya çalışan erkeklerle dolu.”

roma★
Misplaced Lens Cap
Show & Tell

No title available
Cosmic Funnies

Love Begins
hello vonnie
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
styofa doing anything
Peter Solarz

tannertan36
Jules of Nature
Keni

Discoholic 🪩

Kiana Khansmith
No title available
$LAYYYTER
Game of Thrones Daily
NASA
he wasn't even looking at me and he found me

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from Belgium
seen from Malaysia

seen from Saudi Arabia
seen from Saudi Arabia

seen from United States
seen from Romania

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
@dear-black
“Bu dünya sizi öperek boğmaya çalışan erkeklerle dolu.”
Kısacık yaşamında eserleri ve yaptıklarıyla adını modern Fars şiirinin en önemli şairleri arasına yazdıran; oyuncu, yönetmen, ressam, şair ve yazar Füruğ Ferruhzad'ı aramızdan ayrılışının 59. yılında saygıyla anıyoruz.
Kendine en ağır yükü aradın: bulduğun, kendindi.. Kendini sırtından atamadın!"
Geriye hiçbir şey kalmayacak senden; ne nüfus kütüğünde bir ad ne de belleklerde yaşayan bir anı. Geçmişten silindiğin gibi, gelecekten de silineceksin. Hiç var olmamış olacaksın!"
1984, George Orwel
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
...ama şimdi kim kandırabilir sizi
bir ölünün hayat kokan ağzını öpmek için...
...gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak...
...denizin kederini anlatacak dili yok, dedim ve devrildim,
böyle sürdü uzun yıllarım düştüm, sustum,
içimden geçirdim, evi oldum sol yanından yaralı bir salyangozun ve komşusu ağlayan bir ağacın. yeryüzü, ah yeryüzü diyerek gürültüsüne de alıştım kapladığım yerin. ..
sadece bir baş dönmesi kaldı şimdi ömrümden.. ..
ağaç anlatabilir kendini yağmura, hiç değilse fısıldayabilir-bunu biliyorum.
kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av, uçsa bir ömür boynunda vebal.
ve kimim ben, düşe kalka dolaşan yorgun ruh, dolaşık gönül, som gurur?
ve kim, beni omzumdan öpüp o siyah yolculuğa çağırır?...
"Ağlamalar duyuyoruz, sessizliği tercih ettiğimizde. Fakat bize tıpkı o acılar gibi ağırlıklar yükleniyor, kendimizin acılarından daha fazla olan yükler ile birlikte geliyorlar."
... Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden Omzunuzdan vaveyla heybesini atın Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek Ağız dolusu gülmeden taşlıkta...
“İnsan hep başkalarına karşı savundu kendini. Başka insanlara, doğaya karşı. Durmadan doğaya karşı güç kullandı. Sonuç; güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil. ‘Teknik ilerleme’ dediğimizin bize getirdiği tek şey konfor oldu. Bir tür hayat standartı. Ve bir de gücü korumak için gereken şiddet araçları. Vahşiler gibiyiz! Mikroskobu cop gibi kullanıyoruz. Hayır, yanlış. Vahşiler maneviyata daha çok önem veriyor! Önemli bilimsel bir buluş mu yaptık, onu hemen kötülüğe alet ederiz… Hayat standardına gelince, bir zamanlar bilge bir kişi gerekli olmayan şey günahtır demişti. Ve eğer bu doğruysa uygarlığımız baştan aşağıya günah üzerine kurulmuş demektir. Maddi ve manevi gelişmemiz arasında bir dengesizlik söz konusu… Kültürümüz bozuk. Yani uygarlığımız. Temelde bir bozukluk var, oğlum. Belki de sen sorunu birlikte irdelememizi ve çözüm bulmamızı önerirsin. Geç olmadan bunu yapmalıyız. Geç olmadan…’’
#Offret- #AndreyTarkovski
Sesleri alıp gittin, kalmadı renkler etrafta...
Bugün aklıma yazısız ve çizgisiz bir resim geldi, Taranta - Babu!
Ve benim, birdenbire yüzünü değil, gözünü değil, senin sesini göresim geldi,
Taranta - Babu; "Mavi Nil" gibi serin, yaralı bir kaplan gözü gibi derin sesini senin!
"...bazen hayat sarıyor beni, belimden kavrayıp yukarlara kaldırıyor - sevecen bir baba gibi.. hatta bazen baktığım yüzlerde iyilik dolu bir şeyler buluyorum o zaman parmağıma doluyorum bir ipliği geceleri bunları anımsamak, bu güzel seyleri düşünmek için belki. kim çekip alıyor parmağımdan o ipliği? ilk karanlık çökerken sokaklara? onunla elimi, ayağımı kim bağlıyor?..."
"Yeryüzünde yaşayabileceğimiz bir sürü yer olduğu halde o kadar sıkışıp kaldık ki..."
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım...
“Ne diye benim ruhumun ahengini bozdun?”