Bugün düşünme günü. Napiyorum, neden yapiyorum ve neden yapmıyorum? Ne hissediyorum, niçin ve ne eksik? Nasıl oldurabilirim?
Not today Justin
No title available
$LAYYYTER
wallacepolsom

祝日 / Permanent Vacation

Love Begins
we're not kids anymore.
RMH
🪼
cherry valley forever
noise dept.
No title available

★

Kiana Khansmith
Jules of Nature
todays bird
Claire Keane
Misplaced Lens Cap
occasionally subtle
Peter Solarz

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from India

seen from United States
seen from Russia
seen from Netherlands
seen from Saudi Arabia
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Australia

seen from United Kingdom
seen from Singapore

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States

seen from Italy
@dedikedii
Bugün düşünme günü. Napiyorum, neden yapiyorum ve neden yapmıyorum? Ne hissediyorum, niçin ve ne eksik? Nasıl oldurabilirim?
Saraybosna hatıralarından bir kolaj yapmak istiyorum. Sökülen perdemi dikmek istiyorum. Bulaşıkları halletmek istiyorum. Bitirmem gereken bir kitap var. Bir şeyler mi izlesem? İki saat sonra Mostar miyavlamaya başlar dışarı çıkmak için bu da demek oluyor ki az vaktin kaldı. Spora da bir türlü gidemedim. Kahve yapayım bari. Bugün aslında bit pazarı yokmuş boşu boşuna gidecekmişim iyi ki bunu bilmeden vazgeçmişim. Mop almam lazım. Dur şu gezi rotasında puanlamadıklarımı puanlayayım. Ayağa kalkarsam Hamur oyun oynamak isteyecek az daha oturayım. Nohutu ıslamış mıydım?
Yarın akşam Saraybosna'ya gidiyoruz. Aslında 11 Temmuz'a denk gelmesi için ayrıca bir çaba göstermedik ama öyle denk geldi. Buna seviniyorum. Bu benim ikinci gidişim olacak. İlk seferde gönüllü öğretmenlik yapmak için bir aylık bir kültür projesiyle gitmiştim. Öyle bir bağ oluştu ki Bosna ile aramda, sanki ev hasreti gibi öyle arada hissettirir kendini. 2016 senesiydi tek başımaydım şimdi Yiğit'le gidiyoruz. Çok heyecan verici... Uzun zamandır uçağa da binmiyorum ki çok severim uçak yolculuğunu bu da ilave sevinç oluyor.
Fotoğraftaki kahve fincanları her sene başka bir yerde 11 Temmuz'da Srebrenica'da hayatını kaybeden insanlar için toplanıyor. Projeyi ziyaret edenlerden gelirken bir fincan getirmesi isteniyor. Her bir fincan kaybedilen bir hayatı temsil ediyor. Bunu ilk okuduğumda çok etkilenmiştim durup fotoğrafa bakıp, anlamı düşününce yine derinden bir iç çekiyorum.
Yeni eve taşındığımızda bir vestiyerimiz yoktu biz de gidip bir ayakkabılık aldık. Aldığımız ayakkabılık aslında bir kitaplık, kapakları da 8 kareye bölünmüş ve camlı. Bu dekolteyi nasıl kapatırız dedik...Sonra kedilerimizin patilerinin fotoğrafları dedik sonra büyüttük işi tek tek hayvanların pati fotoğraflarını taradık. Bir süre sonra ayak görmekten bana bir miktar sıkıntı geldi. Koca bir klasör yaptıktan sonra nihayet bu fikirden vazgeçmiş bulunuyorum.
Ancak en sevdiklerim; Fil ve Kirpi. Burada neden üzülüyorum bilmiyorum, üzünçlü bir surat ifadesine bürünüyorum.
Klasik bir dizi-film afiş kaplaması mı yoksa Miyazaki manzaraları mı yoksa siyah-beyaz fotoğraflar mı?
Hala bilemiyorum.
Antalya'da büyüdüm şimdi orta yaşlarımı yaşıyorum. Bu film beni uzun zamandır uğramadığım lise çağı anılarıma götürdü. Her zaman analog olan ilk tercihimdi o zamanlarsa bazı filmlerin sayesinde bu eskici gelenekler parlatılmıştı. Bir arkadaşım vardı onunla Japon filmlerini konuşurduk. İkimiz de Miyazaki hayranıydık. Bir fotoğraf makinem vardı Zenit, geçenlerde bir arkadaşıma hediye ettim çünkü sorununu bir türlü çözemedim. Walkman'im hala benimle çalışma masamda arada sırada ondan dinliyorum. Böyle mi sarılıyorum çocukluğuma? bilmiyorum.
Çok dağıldım. Nasıl başladım, nereye ulaştım. Neyse film güzel, ben sevdim.
‘’Tüm Hayatlar Ne Zaman Aynı Değerde Olmayı Bıraktı?’’
Yıllardır uğramadığım bir yer Tumblr. Kendim için notlar almaya karar verdiğimde aklıma düştü.
Bugün izlemediğim bir Jodie Comer filmi var mı acaba sorusuyla bu filmi atladığımı fark ettim.
O kadar iyi geldi ki bana. Bu çaresizlik nasıl iyi gelebilir? Çünkü bir süredir sanırım ben de böyle hissediyorum.
Hayatımda karşıma çıkan her çaresiz duruma da aynı Sarah gibi yaklaşıyorum. Bir zamanlar daha özgürdük ama hiçbir zaman yeterli değildi. Son yılların hissettirdiği tam bir tutsaklık.
İnsan güvenecek, tutunacak ufak bir şey arıyor her nerede olursa olsun; ne kadar güven denilen şeyi belli yaşlara geldiğimizde tüketmiş olsak da yine arıyoruz. Güvende olmadan özgür; özgür olmadan da sen olamıyorsun.
Herkesin içeri açılan bir kapısı var ama herkesin parolası başka. Her parola bulunmaya değer.
Ebeveynleriniz sizi hak etmiyor. Etmiş olsalardı Los Angeles'tan Pekin'e kadar okyanusun üstü plastikten bir köprü haline gelmiş olurdu. Sularımızda bu kadar kurşun varken ne içeceğiz peki? Portakal suyunda çok şeker var. Süte o kadar çok hormon katıyorlar ki kızlar daha sekiz yaşına girmişken “halaları geliyor.” Pis Köpüklü'yü tampon kutusunun üstüne koymamı istiyorlar. Ennui'nin antidepresan satışı yapmasını istiyorlar. Sizler narsisizm ürünüsünüz. Ebevynleriniz sizlere bakıp kendi ölümlerini görüyor. Sizden, ya onlara verebileceğinizden daha fazlasını ya da daha kötüsü, hiçbir şey beklemiyorlar. İstatistiklere göre birbirlerinden nefret ediyorlar. Okumayacakları kitapları sizlerin okumasını istiyorlar. Sizler alabalık hayvanısınız. Ebeveynleriniz her zaman, sizi seviyormuş gibi yapmaya yetecek kadar sevecekler sizi. Bu yüzden size oyuncak bebek alıyorlar. Siz de numara yapmaya alışabilin diye. Ebeveynleriniz sizi ihmal ediyor. Benimkiler etti, sizinkiler de ediyor. Her gün. Bunu biliyorum çünkü sizi benimle bırakıyorlar. Bana inanıyor musunuz? Bir daha programımı izlerken annenize ya da babanıza seslenin. Yanıt veriyorlar mı? Hayır. Elbette vermiyorlar. Sizden kaçıyorlar. Anneniz diyet kolayla birlikte bir avuç antidepresan içme peşinde. Babanızsa dışarıda şişelerce içki içip kendi içini boşaltıyor. Sizi seviyorum; beni televizyondan ziyaret eden dostlarım. Ama ben sizin babanız değilim. Olmamalıyım da. Ben oğlumu öldürdüm: Onu dinlemedim. Bu yüzden o da beni dinlemedi. Meğerse çok iyi bir konuşmacıyken, berbat bir dinleyiciymişim. Neden dinlemedim? Çünkü ben de bencil olabiliyorum. Onu gerçekten dinlemiş olsaydım kendi kusurlarımı, kendi öfkemi duyardım. Onun kusurlarına değinmek için, önce kendi kusurlarımı kabullenmem gerekirdi. Onu dinlemiş olsaydım belki o da beni dinlerdi. Belki ödevlerini yapardı. Belki emniyet kemerini takardı.
Kidding -Jim Carrey
Her hayat birçok günden oluşur, gün günü izler. biz kendi hayatımızın içinden yürüyüp geçeriz, yolda karşımıza hırsızlar, hayaletler, devler, yaşlılar, gençler, zevceler, dullar, aşık biraderler çıkar. Ama illa ki kendimizle karşılaşırız her seferinde.
Ulysses
James Joyce
Yalvarırım sana... Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış. Kilitli odalar veya yabancı lisanlarda yazılmış kitaplar gibi. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez; çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu, her şeyi yaşama meselesidir. şu anda, senin soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ileride, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın.
Rilke
sana hiçbir şey dokunmaz biliyorum arkanı döner hemen uyursun sırtında çift bıçaklı bir sevinç belki balrengisin kusursuzsun onun için diyorum karıştırma artık daha fazla bu otları
Lale Müldür.
Sıkıntı var, boğuntu var, tedirginlik var, çirkinlik, yalan, her şey var ama hep umut var her şeyin içinde...
- Edip Cansever
Çünkü güvenmenin, sevgiye boyun eğmenin, tutkuya kayıtsız şartsız teslim olmanın ve bütün bunları karşılığında hiçbir şey beklemeden, mutluluğu bile düşlemeden, sadece aşk adına yapabilmenin sevincini keşfetmek, bir kez daha, yeniden keşfetmek istiyordum. İşte böylesine bir kendini verişi bir tek biz kadınlar başarabiliriz. Bir yenilgi gibi değerlendirilse de, aslında bu hüzünlü bir zaferdir.
Aslı Erdoğan (via icguveysindeniclice)
“Sana söyleyemediklerimi karıncalara söyleyeceğim
Senden benden- yalnız bozkıra! Susuyoruz bak hep. Söyleyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Senden benden yalnız bozkır, oysa yaratık dolu, yaşam dolu -ya karıncalar.- Hep oturup cigara içiyoruz yetersiz, asıl yetersiz biziz, yalnızlığımız en yetersiz -ya bozkır? Ben kadının biriysem sevilmeliyim, sen bilmezsin güzel miyim, en büyük güzelliğim senin bilmezliğin, duymazlığın - ya en hoş damlalar gözlerimizde? Bak, tozluyuz biz, çok tozluyuz -ya bozkır, bozkır yolundan kamyonlar geçerken kalkan toz? Bak, hayal kurarım, en zevksiz acıklı şeylere gözyaşı dökerim de kendimi bilmem. Biz bilmeyiz birbirimizi, böylesine mutlu değil miyiz bazı? Bu evrende her şeyi silecek birileri. Bu önemli değil, biz çoktan tükenmişiz. Bırakıp bırakıp ırak kentlere bile gidemeyiz. Bak, bizi ağaçlandırmak güçtür -ya bozkır?” Sevgi Soysal
EMEKTİR SEVMEK “Güneşin hemen her gün, bir gencin ölüsü üzerine kapandığı bu günlerde, analar eyleme geçtilerse, bu yüzden geçtiler. Çünkü, görülüyor ki, toplumumuzda gençliği seven, sadece analar. Bunda şaşılacak bir şey de yok, çünkü toplumumuzda, gençlere emeği geçen, onlara emek veren, yalnızca analar. Onların ötesinde “gençlik” sözcüğünü pek seven büyüklerimiz, yöneticilerimiz, gençleri sevmiyorlar, çünkü onlara emek vermiyorlar, daha güzel insanların oluşumuna hiçbir katkıda bulunmuyorlar. Çünkü gençliği sevmek, “gençliğe hitabe” yazmak değildir. Gençliği sevmek, onların spordan bilime kendi başlarına harikalar yaratmalarını bekleyip, arada sırada gerçekleşiveren bu harikalarla övünmek değildir. Gençliği sevmek, devlet kesesinden yapılanlar karşılığında ondan kendi hoşunuza giden şeyleri bellemesini, sizin kafanızı ve gönlünüzü hoş edecek davranışlarda bulunmasını istemek değildir. Gençliği sevmek, boşa tükettiğiniz ve bir mirasyedi gibi harcadığınız umutlardan hicap duymadan, ondan “ümit” olmasını beklemeye kalkışmak değildir. Gençliği sevmek, ekonomisinden trafiğine, imarından planına, yönetiminden çarşı pazarına kadar tam bir keşmekeş içine soktuğunuz bu düzene başkaldırdığı zaman, ona “anarşist” demek değildir. Ne onun hayatının, ne de hayatın daha güzel olması için hiç emek vermeden “ ey türk gençliği ” demek değildir gençliği sevmek. Hiçbiri hiçbiri değildir. Hadi itiraf edin, gençliği hiç mi hiç sevmediğinizi. Ve siz “agucuk” deyince o, “gugucuk” yapmıyor diye, onu copladığınızı, kanına, canına girdiğinizi itiraf edin! Ve analara, işte en çok bu yüzden hırçınlaşıp kinlendiğinizi itiraf edin! edin de olsun bitsin! merak etmeyin, analar işkence yapmaz.“ Sevgi Soysal 17 nisan 1976_Politika Gazetesi
‘’Boşverin be analar! Erkeklik sizde kalsın. (…) Cesaret sizin, yiğitlik sizin. Siz doğumu bilirsiniz. Kimi erkekler bir burun kanamasıyla yataklara düşerken doğumu bilen siz analar, hayatı da bilirsiniz. Onun için varın erkekliği ocak ve hayat söndürmeye, zürriyetsizliğe, iyi, güzel ve umut olan ne varsa yok etmeye dönüştürenlerin, canlarınızın canını almaya kalkanların, doğanın haklı savaşıyla üstlerine varın! Şimdi, en asıl erkek sizsiniz!’’
Sevgi Soysal
Kaynak: Üvercinka Dergisi, sayı:2, Aralık 2014, Tansu Bele, ‘Kendi Benini Arka Plana Çeken Yazar Sevgi Soysal’.
İnsanları sevmeye başladı mı insan, insan gibi yaşamayı da sevmeye başlıyor, insan gibi çalışmayı, kazanmayı, yemeyi, içmeyi, sevişmeyi, ölmeyi.
Sevgi Soysal / Tante Rosa