Başkalarının hikayesinde figüran olmayı bıraktığında, kendi filminin başrolü olursun. Yönetmen koltuğuna oturma vakti gelmedi mi?
seen from Malaysia
seen from China
seen from Netherlands
seen from United States

seen from Malaysia
seen from China

seen from Netherlands

seen from Canada

seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from China

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Hong Kong SAR China
seen from China
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Vietnam

seen from United States
seen from Russia
Başkalarının hikayesinde figüran olmayı bıraktığında, kendi filminin başrolü olursun. Yönetmen koltuğuna oturma vakti gelmedi mi?
Ben kendimde farketiğim ama kendime yediremediğim şeylerle yaşyorum bilmiyorum tuhaf diğer insanlar gibi olmadığımı biliyorum iyiki de değilmişim onlara göre ben sinirli,agrasif,gölge,kimseyle konuşmayan,asosyal ve normal değilmişim kime göre normal neye göre normal ben iyikide düz bir insan değilmişim elbetteki bunun bedeli ağır oluyor o yastığa kafanız her zaman binlerce düşünceyle oturur dişlerinizi sıkarak uyursunuz sabah huzursuz uyanırsınız Hem dehb bir birsey olarak hemde Disosyatif kimlik bozukluğu teşhisi alalı yılar oldu ama dehb bana cok sey kazandırdı bayıldım kriz gecirdim ilaçlar kulanyorum ama iyiki diyorum en azından beyinmde fırtınalar yaratıp yol cizebiliyorum benim icin bu yüzden felsefe ve tarih özeldir....
Ve herşeye bilmiyorum diyerek uzaklaşmayı ögrendim aslında o bilmiyorum sadece bilmediğimi belirtmek icin değil yorgunum beni çok konuşturma demenin bir yolu benim beynime sahip olamk isteyenler var cünkü dekan üni hocaları ve proflar beni farklı bulup söyleyişi yapmak istiyorlar ha şu anlatıklarımın da hiçbirini bilmiyorlar sadece ben farklı bir şekilde kendimi geliştirdim ve piskolojik zekası yüksek bir insanım diye biliyorlar evet öyle tabi o buz dağının görünen kısmıydı....
Gerçekten değer gördüğün bir yerde bulunmak nasıl bir his acaba
RÜZGAR TELEFONU SAYFA: 11
Bugün hayatımda alıp alabileceğim en güzel mesajlardan birini aldım. Hem de hiç tanımadığım biri tarafından. Bu belki başkasına saçma gelebilir ama benim için o kadar değerli ki... Tekrardan hatırladım yalnız olmadığımı. Evrende 'benim gibiler'de var. DEHB toplumların bir çoğunda bir hastalık olarak görülmüyor. Özellikle de yaşadığım toplumda 'dikkatsizlik,yaramazlık, bilerek böyle yapıyor,tek amacı dikkat çekmek,neden böyle davranıyor ki, çok tuhaf' tarzında tepkilerle karşılaşıyoruz. Bunu maalesef kendimde hem ilkokul hem ortaokul hem de lise hayatımda fazlasıyla yaşadım. Hem de lise de DEHB'm bastırılmış olsa da.
Ortaokul hayatım travmalarımın başlangıcıydı. Kendimi anlatmaya çalıştığım ama arkadaşlarımın 'inatla beni anlamamasıyla' geçti. Onlara beni anlamadıkça daha doğrusu hastalığımı kullanarak beni alay malzemesi ettiklerinde hayattan ilk darbeyi almıştım. Zamanla kulağımda ciddi oranla işitme kaybı yaşanınca bunu da kendilerine oyuncak ettiler. Söyledikleri onlarca şeyi duymadım sandılar ama ben her zaman duydum. Sadece yine kendimi anlatamadım. Onlar da anlamak istemediler zaten. Ortaokul dönemim bu konu da hem en çok acıyı çektiğim hem de en olgunlaştığım yerdi. Daha çocuktum ama hastalığımla başa etmeyi küçük yaşta öğrendim. Lise hayatım daha iyi geçti yani en azından ortaokula göre...
Dokuzuncu sınıfın korona dönemine denk gelmesi benim için en büyük şanstı aslında. Çünkü ortaokuldan görüştüğüm iki yakın arkadaşım dışında kimseyle iletişime geçmedim. Zamanla kabuğma çekildim. Ortaokuldaki ben ile lisedeki ben arasında dağlar kadar fark vardı ama hastalığım yine de benimle geliyordu. Onuncu sınıfta bazı sınıf arkadaşlarımla saçma sapan sebeplerden aram bozuldu. Oysa hiç istememiştim. Belki bahane belki değil bilmiyorum ama on birinci sınıfta onlarla da aramızda kocaman bir uçurum aramızda ise ince hayatlardan yapılmış tahta bir köprü vardı. Yıkıldı yıkılacaktı. Bazı tahtalar eksildi bazıları ise hâlâ orda. Bazıları çok yakınımda. Bazıları biraz uzağımda ama yine de ordalar.
Üniversite... Aynı şehirde yepyeni başlangıç. Yıllardır özenerek baktığım, o arkadaş grubunu, dostluğu, kardeşliği, aile dışında ki o aile sıcaklığını bana veren o müthiş üç insan. Merve,Miray ve Nurdan. Bu üç kız bana o kadar şey verdi ki, hem de sadece bir yılda. İçimde yıllarca eksik olan şeylerin bu dört muhteşem kadınla tamamlandığını hissediyorum. Geçmişimde yoktular ama şimdim de varlar ve umarım geleceğimde de yine onlar olurlar. Buradan benimle aynı zorlukları ya da daha ağırlarını yaşamış onlarca dostuma seslenmek istiyorum. YALNIZ DEĞİLSİN.
Yağmur,Ayşe,Fatma,Hilal,Ali,Ahmet,Mehmet ve ismi değişse de aynı zorluğu yaşayan onlarca dostum/kardeşim. Asla yalnız değilsin ve olmayacaksın. Biz senden sadece bir fısıltı uzağındayız. Yapman gereken tek şey gökyüzüne bakıp 'Rüzgar Telefonuna' fısıldamak.
Bunlar hep sıkıntıdan
Şarjınız %10’un altına düştü.
Hayır %1’e düştüğünde telefon tam kapanırken çılgınlar gibi şarj cihazı arayacağım.