Ya depresyon aslında yas tutmanın bir biçimiyse- olması gerektiği gibi olmayan hayatlarımız için tutulan bir yas ise?
noise dept.
KIROKAZE

Jimmy Eat World
Claire Keane
Sweet Seals For You, Always
Interview Vampire Daily

ellievsbear
𓃗
No title available
RMH
$LAYYYTER
untitled
macklin celebrini has autism
Doug Jones
Noah Kahan
The Bowery Presents
occasionally subtle
Cosmic Funnies

Discoholic 🪩
Monterey Bay Aquarium
seen from United Kingdom
seen from Canada
seen from Iraq

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Iraq

seen from United States
seen from Mexico
seen from Uganda
seen from Bangladesh

seen from United States
seen from Türkiye

seen from Venezuela
seen from United States

seen from Czechia
seen from Brazil

seen from United States
seen from United States

seen from Ecuador
@diyojen
Ya depresyon aslında yas tutmanın bir biçimiyse- olması gerektiği gibi olmayan hayatlarımız için tutulan bir yas ise?
Insanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçlar."
Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben, kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım...
"eğer dalaverecilerin oyuncağı ve soytarıların maskarası olmak istemiyorsak, ilk kural içine kapanık ve ulaşılmaz olmaktır."
diğer alıntıları okuyun demedim, ama bunu okuyun. pişman olursanız unfolloşu basın gitsin ya. bu kadar terbiyesizliğe de tahammül edilmez.
"can attığımız, elde etmek için çabaladığımız şeyleri iyice gözden geçirmeliyiz; ya hiçbir kâr yoktur onlarda ya da zararları kârlarından daha çoktur. kimileri gereksizdir, kimileri bunca çabaya değmez. ama biz onların içyüzünü göremeyiz. aslında bize çok pahalıya mal olan şeyleri bedava aldık sanırız. işte burada sersemliğimiz çıkıyor ortaya. biz yalnız para verip aldığımız şeyleri satın aldık sanıyoruz, karşılığında kendi kendimizden bir şeyler yatırdığımız şeylere bedava diyoruz. evimizi sevimli ve verimli toprağımızı vermemiz gerekseydi bunları satın almazdık hiç, ama bunları elde etmek için derde, sıkıntıya, tehlikeye düşmeye; onurumuzu, özgürlüğümüzü, zamanımızı yitirmeye dünden hazırız. herkes için kendisinden daha ucuz bir şey yok.
o halde her kararımızda, her girişimimizde bir malın satıcısına yaklaştığımız zaman yaptığımız gibi yapalım: canımızın çektiği şeye - ne kadar istiyorlar- bir bakalım. hiç para etmeyen şeyin fiyatı ateş pahasıdır ama birçok olay gösterebilirim ki, bunları elde etmek, edinmek, özgürlüğümüzün elimizden alınması pahasına olmuştur. bu gibi kârları elde etmeseydik, kendi kendimizin sahibi olurduk."
seneca | ahlak mektupları
: “Hazzın erek olduğunu söylerken bununla, yoldan çıkmış insanların hazlarını ve cinsel hazları söylemiyoruz, tersine bedence acı çekmemeyi ve ruhça sarsıntı içinde olmamayı anlıyoruz. Birbirini izleyen içki ve şölen sofraları, abartılı cinsel ilişkiler, balıklar ve zengin bir sofrada sunulan daha ne varsa, işte bütün bunların verdiği hazlar, yaşamı zevkli kılmaz, yaşamı zevkli kılan, seçilmesi ve kaçınılması gereken her şeyin nedenini araştıran, insan ruhunu büyük kargaşaya sokacak yanlış sanıları kaldırıp atan ölçülü muhakemedir.”
“kendi içine çekildiğin zaman bundan aklının mutluluk duyacağını, akla uygun olmayan bir şey yapmadığın zaman yenilmez olacağını aklından çıkarma. dikkatlice düşünürsen daha da yenilmez olursun. tutkularından sıyrılmış bir insan güçlü bir kalede gibidir. saldırıya uğramayacağın ve sığınabileceğin daha güçlü bir yer yoktur. bunu anlamayanlar cahil, anlayıp da yapmayanlar ise mutsuzdur.”
Böyle Buyurdu Zerdüşt / Pazar Yerindeki Sinekler Üstüne - F. Nietzsche
Yalnızlığına kaç, dostum!
Seni büyük adamların gürültüsünden sersemlemiş,
küçüklerin iğneleriyle de delik deşik olmuş görüyorum.
Seninle nasıl susulacağını pek iyi bilir orman ve kaya.
O sevdiğin ağaca benze yine sen, o geniş dallıya:
sessiz ve dinlercesine sarkar o, denizin üstüne.
Yalnızlığın bittiği yerde, pazar yeri başlar; pazar yerinin başladığı yerdeyse,
büyük oyuncuların gürültüsü ve ağılı sineklerin vızıltısı başlar.
Dünyada en iyi şeyler dahi, göstereni olmazsa, değersizdirler:
Bu göstericilere "büyük adam "der halk.
Halk pek anlamaz büyükten, yani: yaratıcılıktan.
Ama büyük şeylerin bütün göstericilerinden ve oyuncularından hoşlanır.
Yeni değerler yaratanların çevresinde döner dünya: -görünmeden döner.
Oysa oyuncuların çevresinde döner halk ve şan :" dünyanın gidişi" böyledir.
Ruh vardır oyuncuda, ama ruhun vicdanı pek yoktur.
O hep, en çok inandırdığı şeye inanır, - kendine inandırdığı.
Yarın buna inanır, öbürgün başkasına. Keskin gözleri vardır halk gibi, ve değişken huyları.
Devirmek, -onca kanıtlamaktır bu. Çıldırtmak, -onca kandırmaktır bu.
Ve onca kan, bütün kanıtların en iyisidir.
Ancak duyarlı kulaklara sızan gerçeğe, yalan ve hiç der o.
Gerçek, dünyada büyük gürültü koparan tanrılara inanır o ancak!
Gösterişli soytarılarla doludur pazar yeri, - ve halk övünür büyük adamları ile!
Bunlar onlara göre, anın efendileridirler. Fakat an onu sıkıştırır, o da seni sıkıştırır.
Ve senden "evet" ya da "hayır" ister.
Yazık, "...yana olma" ile "...karşı olma" arasına mı koymak istiyorsun iskemleni?
Bu dediği dedik, bu sıkıcı kişileri kıskanma, ey gerçek tutkunu!
Dediği dedik kişinin koluna hiçbir zaman asılmamıştır gerçek.
Bu apansız kişiler yüzünden, güvenliğine dön; kişiyi ancak pazar yerinde bastırır; Evet mi hayır mı?
Ağır duyuşludur bütün derin kaynaklar;
derinliklerine düşenin ne olduğunu anlamak için uzun süre beklemeleri gerekir.
Pazar yerinden ve şandan uzakta yer alır büyük olan herşey;
hep pazar yerinden ve şandan uzakta barınmıştır yeni değerler yaratanlar.
Yalnızlığına kaç dostum; görüyorum ki her yerini ağılı sinekler sokmuş.
Sert ve sağlam bir havanın estiği yere kaç!
Yalnızlığına kaç! Sen küçük ve acınacak kişilere pek yakın yaşadın.
Onların göze görünmez öçlerinden kaç! Onlar sana karşı öçten başka bir şey değildirler.
Artık el kaldırma onlara! Sayısızdır onlar, hem senin yazgın sinek kovmak değil ki.
Sayısızdır küçük ve acınacak kişiler, nice mağrur yapıların yıkımı olmuştur yağmur damlaları ve yabanıl otlar.
Sen taş değilsin, ama sayısız damlalar seni şimdiden oymuşlar.
Sayısız damlalardan yarılıp parçalanacaksın daha.
Görüyorum ki ağılı sinekler bitirmiş seni; görüyorum ki kan akıyor deşilmiş binbir yerinden;
ve gururun kızmak dahi istemiyor.
Senden kan isterler tam bir suçsuzluk içinde; kansız canları kana susamıştır,
ve sokarlar bundan ötürü, tam bir suçsuzluk içinde.
Ama sen, ey derin kişi, küçük yaraların acısını dahi pek derin duyarsın;
ve daha iyileşmeden, aynı ağılı kurt elinin üstünde yürümektedir.
Bu pisboğazları öldüremeyecek kadar gururlusun sen.
Ama sakın, onların bütün ağılı haksızlıklarına katlanmak senin alınyazın olmasın!
Onlar senin çevrende övgüleriyle dahi vızıldarlar; yılışıklıktır onların övgüsü.
Onlar senin derine ve kanına yakın olmak isterler.
Sana tanrı ya da şeytanmışsın gibi yaltaklanırlar;
senin önünde, sanki tanrı ya da şeytan karşısındaymış gibi sızlanırlar.
Neye yarar ki! Yaltaklananlar ve sızlanandırlar onlar, o kadar.
Ve sık sık sevimli görünürler sana. Fakat bu öteden beri korkakların kurnazlığıdır.
Evet, korkaklar kurnaz olurlar. Seni dar gönülleriyle çok düşünürler, hep kuşkulanırlar senden!
Çok düşünülen herşey, kuşkuyla düşünülür. Seni erdemlerin yüzünden cezalandırırlar.
Yürekten bağışladıkları ancak, yanlışlarındır.
Sen yumuşak ve doğru olduğun için, dersin ki: "suçsuzdur onlar küçük varlıkları içinde."
Fakat onların dar gönülleri düşünür: "suçludur bütün büyük varlıklar."
Sen onlara yumuşak davranırken dahi, kendilerini horgördüğünü sanırlar;
ve senin iyiliğini gizli kötülüklerle öderler.
Senin sessiz gururun onların beğenisine hep aykırıdır;
bir kez olsun hafiflik etmek alçakgönüllülüğünü gösterirsen, sevinirler.
Biz, bir kişide bulduğumuz şeyi, onda alevlendiririz de. Onun için sakın küçüklerden!
Senin önünde kendilerini küçük bulurlar ve alçaklıkları sana karşı bir görünmez öç içinde parıl parıl yanar.
Görmedin mi, sen yanlarına varınca sık sık nasıl sustuklarını, ve güçlerinin, sönen bir ateşin dumanı gibi, onlardan nasıl ayrıldığını? Evet dostum, komşularının tedirgin vicdanısın sen;
çünkü onlar senin dengin değildirler. Bunun için senden nefret ederler ve kanını emmeye can atarlar.
Senin komşuların hep ağılı sinekler olacaktır.; sende büyük olan,
-işte bu, onları daha bir ağılı, daha bir sineksi kılacaktır.
Yalnızlığına kaç dostum, -ve oraya, sert ve sağlam bir havanın estiği yere.
Senin yazgın sinek kovalamak değildir
Dışa vurduğu ufak sevinçleri elinden almak için bir insana baskı yapanlara yazıklar olsun, ne dünyanın tüm armaganlari,ne tüm lutuflari,başımızdaki despotun kıskanç sıkıntısının bize zehir ettiği bir anlık neşenin yerini tutar.
“Kendinizi başkasına anlatmayın, Sizi sevenin buna ihtiyacı yoktur. Sevmeyen de inanmayacaktır zaten… Onun hayatında bir seçeneksen, Onun senin bir önceliğin olmasına izin verme. İlişkiler en iyi dengeli olduğunda yürür… Uyandığında iki seçeneğin var: Tekrar uyuyup bir rüya görmek, ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak. Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız. Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz. Garip ama gerçek… Bir kez bunu anlasak değişmek için hiçbir şey geç değil… Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme. Zaman nehir gibidir… Aynı suda iki kez yıkanılmaz… An’ı yaşa, geçen su bir daha gelmez… Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın… Hep zamanının olmadığnı söylersen, hiç zamanın olamaz. Hep “yarın yapacağım” dersen, yarın hiç gelmez… Herakleitos”
—
"Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için en değilim. Daha değilim. Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım."
Sabahattin Ali
“İşte insanın çılgınlığı böyle bir şey. Mutlu olmak elindeyken perişan olmayı tercih ediyor. Bilinçsiz insan, köleler efendilerine nasıl itaat ediyorlarsa, arzularına öyle itaat ediyor. Ve arzularını kontrol edemediği için asla huzur bulamıyor.”
“öyleyse kabullenmelisin, sen mutlu olmak için burada değilsin. kim ki kandırıyor seni yaşamın özü hakkında, ona sırtını dönmelisin.”
mallarımız arttı, keyfimiz azaldı. daha büyük evlerde, ama daha küçük ailelerle yaşıyoruz. konforumuz arttı, ama zamanımız daraldı. diplomamız bol, ama sağduyumuz az. uzmanlar arttı, ama sorunlar çoğaldı. ilaçlar çoğaldı, hastalıklar arttı. çok para harcıyoruz, ama az gülüyoruz. para kazanmayı öğrendik, ama yuva kurmayı beceremedik. acele etmeyi öğrendik, ama sabırlı olmayı asla. gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı. tanıdıklar çoğaldı, ama dostlar eksildi. çabalar arttı, ama mutluluklar azaldı. varlığımızı arttırdık, ama değerlerimizi yitirdik. ve nihayet hayata yıllar ekledik, ama yıllara hayat katamadık...!"
Dünyayı kaybeden,kendi dünyasını kazanır.
insan önce uyum sağlar, sonra bu hal alışkanlığa dönüşür, sonra bağımlılığa, sonra esarete, derken insan kendi zindanında ölümü bekler: Özgürlüğü...
insan ruhu inceldikçe (algı kapasitesi arttıkça) daha küçük, daha narin, daha zarif şeylere eğilim duyar, oysa eğitimsiz kaba ruhlar haz alabilmek için daima kocaman, geniş, büyük, devasa, iri şeylere yönelirler: büyük yapılar, büyük takılar, büyük arabalar, büyük eşyalar.