Tek bildiğim içimdeki çocuğu gömdüm.

❣ Chile in a Photography ❣
Claire Keane

blake kathryn
trying on a metaphor

izzy's playlists!
Cosmic Funnies
EXPECTATIONS
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

tannertan36

Origami Around
d e v o n

No title available
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
NASA
official daine visual archive
untitled
he wasn't even looking at me and he found me
Mike Driver

Janaina Medeiros
cherry valley forever

seen from Brazil

seen from United States
seen from United States

seen from Germany

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@dortyanbalik
Tek bildiğim içimdeki çocuğu gömdüm.
Sabahın beşi gibi...'
– Tamam, sevmemeye hakkın var, ama sevdi diye onu itip kakamazsın. Bu olmaz. Senin kibrini darağacında sallandırırım! Boyun kaç senin? Kaç bucak senin dünyan?
+ Tamam ona biraz sert davrandım ama..
– Kışlar sert geçer , senin yazın da baharın da donduruyor! Kalpleri havanda dövüyorsun sen ! Kalp onlar ya, kalp! Sarımsak değil. Enginarın bile kalbi var. Yeri geliyo insan kıyamıyo ona… Sen kıyıyosun, hiç yeri gelmiyo. Hep kıyıyosun.
+ Ben de böyle biriyim demek ki… Kötüyüm, kabayım, lanet herifin tekiyim. Allah benim belamı versin. Tamam mı? Oldu mu?
– Allahın işine karışılmaz.
+ Ya ben mi dedim, gel bunu sev diye. He?
– Demedin.
+ Aynen işte, demedim.
– Peki tamam. Niye cezalandırıyosun?
+ Bana kendimi borçlu hissettiriyo. İstemiyorum diyorum, habire hırka uzatıyo. Al üşürsün, giy diyo.
– Halbuki sen çoktan donmuşsun. Üşümüyosun. İnsan bi titrer.
+ Ben zamanında titredim kimse duymadı.
– Şimdi hırkasını alıp gidicek sevindin mi?
+ Sevindim tabi, en doğru olanı yapıyo.
– İnşallah ısınmak isteyen birine verir o hırkayı. Sen kutupta yaşıyosun.
+ Anıl…
– Evet, benim..
+ Ben onu kötülüğünü istemedim.
– Cehenneme giden yol, iyi niyet taşları ile dekore edilmiştir.
Ya...
Sarımsak döv, hırkayı yere atma.
İnsanların sadece çok değişken olduklarını bilmenin verdiği karmaşıklıkla yazıyorum. Sen sen ol attığın her adımda geleceğini düşün. Birine güvenmeden önce güzelce tanı, kimsenin seni üzmesine izin verme. Ha bir de nankör olma. Seni seveni sende sev ama hakettiği kadar. Çizginin dışına çıkarsan elinden kayar gider ve tutamazsın. Öğreneceksin, bişeylerin nihayetinde anlayacaksın gerçekleri ama geçen zaman geri gelmeyecek. Belki üzüleceksin, belki umursamayıp aklına bile getirmiceksin. Ama gerçekten anlayacaksın. Belki bu yazdıklarımı saklayacak, belki de atacaksın. Zaman değiştirecek seni, sevdiklerini teker teker kaybetmekle sınanacaksın. Sonra sevdiklerinin başkalarını sevişini, onlarla huzurlu olduğunu gördükçe, buruk bir duyguya kapılacaksın. Ne kadar çırpınsanda, üzülsende arkasından mutluluk gelecek. Böyle dedim diye sevinme. Kısa sürecek. Çok kısa... Ama bir gün uyanacaksın herşey geçecek. Eğer bu kağıt hâlâ sende olursa, bunu okuduğunda güleceksin. Yanında başkaları olacak. Belki kimin yazdığını bile hatırlamayacak kadar eskiyeceğim sende. Zamanla geçirdiğimiz bir avuç hatıra da bizle beraber çürüyüp gidecek. Aramızda ki samimi olan birkaç şeyde bu kağıtlarda küflenecek. Hayat acımasız. Ne zaman nerde çelme taksam da canını yaksam diye pusuya yatmış bekliyor. Sen tam, "evet, işte bu!"diyip sevindiğin anda çakıyor çelmeyi sana. Sonra ne oluyor biliyor musun? İnsanlarda samimiyet aramaz oluyorsun. Kimsenin samimi olmadığını biliyorsun çünkü. Alışıyorsun çevrendeki zerre kadar beyni olmayıp, her boka yorum yapan, şekilsiz insanlara. Ama anlatma derdini, anlamazlar çünkü. En önemlisi kimseye kafa yorma. Gelene aç kapını,gidenden zaten bahsetmiyorum. Bu sana son kağıdım olsun. Banyodan sonra saçlarını kurutmayı, sırtına hırka alıp, ayağına kalın çorap giymeyi unutma. Madem birşeyleri beceremedik, en azından güzel kalalım.
13218'
Siz birde kafamın içini görün.
İnsanlar, ölenlerin ardından, "onu kaybettik." diyor. Peki kaybedilen şeyin bulunma ihtimali her zaman yok mudur?
Sarsılmış ruhum dengelerini nerede bulur şimdi ?
İnsanlar, ölenlerin ardından, "onu kaybettik." diyor. Peki kaybedilen şeyin bulunma ihtimali her zaman yok mudur?
Siz birde kafamın içini görün.
İnsanların sadece çok değişken olduklarını bilmenin verdiği karmaşıklıkla yazıyorum. Sen sen ol attığın her adımda geleceğini düşün. Birine güvenmeden önce güzelce tanı, kimsenin seni üzmesine izin verme. Ha bir de nankör olma. Seni seveni sende sev ama hakettiği kadar. Çizginin dışına çıkarsan elinden kayar gider ve tutamazsın. Öğreneceksin, bişeylerin nihayetinde anlayacaksın gerçekleri ama geçen zaman geri gelmeyecek. Belki üzüleceksin, belki umursamayıp aklına bile getirmiceksin. Ama gerçekten anlayacaksın. Belki bu yazdıklarımı saklayacak, belki de atacaksın. Zaman değiştirecek seni, sevdiklerini teker teker kaybetmekle sınanacaksın. Sonra sevdiklerinin başkalarını sevişini, onlarla huzurlu olduğunu gördükçe, buruk bir duyguya kapılacaksın. Ne kadar çırpınsanda, üzülsende arkasından mutluluk gelecek. Böyle dedim diye sevinme. Kısa sürecek. Çok kısa... Ama bir gün uyanacaksın herşey geçecek. Eğer bu kağıt hâlâ sende olursa, bunu okuduğunda güleceksin. Yanında başkaları olacak. Belki kimin yazdığını bile hatırlamayacak kadar eskiyeceğim sende. Zamanla geçirdiğimiz bir avuç hatıra da bizle beraber çürüyüp gidecek. Aramızda ki samimi olan birkaç şeyde bu kağıtlarda küflenecek. Hayat acımasız. Ne zaman nerde çelme taksam da canını yaksam diye pusuya yatmış bekliyor. Sen tam, "evet, işte bu!"diyip sevindiğin anda çakıyor çelmeyi sana. Sonra ne oluyor biliyor musun? İnsanlarda samimiyet aramaz oluyorsun. Kimsenin samimi olmadığını biliyorsun çünkü. Alışıyorsun çevrendeki zerre kadar beyni olmayıp, her boka yorum yapan, şekilsiz insanlara. Ama anlatma derdini, anlamazlar çünkü. En önemlisi kimseye kafa yorma. Gelene aç kapını,gidenden zaten bahsetmiyorum. Bu sana son kağıdım olsun. Banyodan sonra saçlarını kurutmayı, sırtına hırka alıp, ayağına kalın çorap giymeyi unutma. Madem birşeyleri beceremedik, en azından güzel kalalım.
13218'
İnsanların sadece çok değişken olduklarını bilmenin verdiği karmaşıklıkla yazıyorum. Sen sen ol attığın her adımda geleceğini düşün. Birine güvenmeden önce güzelce tanı, kimsenin seni üzmesine izin verme. Ha bir de nankör olma. Seni seveni sende sev ama hakettiği kadar. Çizginin dışına çıkarsan elinden kayar gider ve tutamazsın. Öğreneceksin, bişeylerin nihayetinde anlayacaksın gerçekleri ama geçen zaman geri gelmeyecek. Belki üzüleceksin, belki umursamayıp aklına bile getirmiceksin. Ama gerçekten anlayacaksın. Belki bu yazdıklarımı saklayacak, belki de atacaksın. Zaman değiştirecek seni, sevdiklerini teker teker kaybetmekle sınanacaksın. Sonra sevdiklerinin başkalarını sevişini, onlarla huzurlu olduğunu gördükçe, buruk bir duyguya kapılacaksın. Ne kadar çırpınsanda, üzülsende arkasından mutluluk gelecek. Böyle dedim diye sevinme. Kısa sürecek. Çok kısa... Ama bir gün uyanacaksın herşey geçecek. Eğer bu kağıt hâlâ sende olursa, bunu okuduğunda güleceksin. Yanında başkaları olacak. Belki kimin yazdığını bile hatırlamayacak kadar eskiyeceğim sende. Zamanla geçirdiğimiz bir avuç hatıra da bizle beraber çürüyüp gidecek. Aramızda ki samimi olan birkaç şeyde bu kağıtlarda küflenecek. Hayat acımasız. Ne zaman nerde çelme taksam da canını yaksam diye pusuya yatmış bekliyor. Sen tam, "evet, işte bu!"diyip sevindiğin anda çakıyor çelmeyi sana. Sonra ne oluyor biliyor musun? İnsanlarda samimiyet aramaz oluyorsun. Kimsenin samimi olmadığını biliyorsun çünkü. Alışıyorsun çevrendeki zerre kadar beyni olmayıp, her boka yorum yapan, şekilsiz insanlara. Ama anlatma derdini, anlamazlar çünkü. En önemlisi kimseye kafa yorma. Gelene aç kapını,gidenden zaten bahsetmiyorum. Bu sana son kağıdım olsun. Banyodan sonra saçlarını kurutmayı, sırtına hırka alıp, ayağına kalın çorap giymeyi unutma. Madem birşeyleri beceremedik, en azından güzel kalalım.
13218'
– Tamam, sevmemeye hakkın var, ama sevdi diye onu itip kakamazsın. Bu olmaz. Senin kibrini darağacında sallandırırım! Boyun kaç senin? Kaç bucak senin dünyan?
+ Tamam ona biraz sert davrandım ama..
– Kışlar sert geçer , senin yazın da baharın da donduruyor! Kalpleri havanda dövüyorsun sen ! Kalp onlar ya, kalp! Sarımsak değil. Enginarın bile kalbi var. Yeri geliyo insan kıyamıyo ona… Sen kıyıyosun, hiç yeri gelmiyo. Hep kıyıyosun.
+ Ben de böyle biriyim demek ki… Kötüyüm, kabayım, lanet herifin tekiyim. Allah benim belamı versin. Tamam mı? Oldu mu?
– Allahın işine karışılmaz.
+ Ya ben mi dedim, gel bunu sev diye. He?
– Demedin.
+ Aynen işte, demedim.
– Peki tamam. Niye cezalandırıyosun?
+ Bana kendimi borçlu hissettiriyo. İstemiyorum diyorum, habire hırka uzatıyo. Al üşürsün, giy diyo.
– Halbuki sen çoktan donmuşsun. Üşümüyosun. İnsan bi titrer.
+ Ben zamanında titredim kimse duymadı.
– Şimdi hırkasını alıp gidicek sevindin mi?
+ Sevindim tabi, en doğru olanı yapıyo.
– İnşallah ısınmak isteyen birine verir o hırkayı. Sen kutupta yaşıyosun.
+ Anıl…
– Evet, benim..
+ Ben onu kötülüğünü istemedim.
– Cehenneme giden yol, iyi niyet taşları ile dekore edilmiştir.
Ya...
Sarımsak döv, hırkayı yere atma.
“Ölünce buhar olup, sana karışacağım.”
“Ben ki senin için kaç uçurumdan atladım. Bunun lafı bile olmaz. ”
Sabahın beşi gibi...'
Kalbiniz gibi geçsin ömrünüz.
“Zaten çarmıha hiç kötüler gerilmedi. ”