tekrarlayan her şeyin tekrarlanmayı haketmeyecek güzellikte olması ve tekrarlayan her şeyin tekrarlanmayı hakedecek güzellikte olmaması

Jimmy Eat World
🪼
ojovivo
YOU ARE THE REASON

❣ Chile in a Photography ❣

blake kathryn
Monterey Bay Aquarium
Phantogram Three
art blog(derogatory)
Today's Document

Game Changer & Make Some Noise
hello vonnie
tumblr dot com

shark vs the universe
NASA
𓃗
cherry valley forever
occasionally subtle

@theartofmadeline
d e v o n
seen from United States
seen from United States
seen from Indonesia
seen from India

seen from United States

seen from Canada

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from Colombia

seen from Colombia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Vietnam
seen from Colombia
seen from United States
@duzgunya
tekrarlayan her şeyin tekrarlanmayı haketmeyecek güzellikte olması ve tekrarlayan her şeyin tekrarlanmayı hakedecek güzellikte olmaması
merhaba
teomanın da dediği gibi
bugün benim doğum günüm
hem tatildeyiz hem işe gidiyorum
bir kürsünün üstünde öğrencilerimin dalga geçtiği yaştayım
hoşgeldin 31
Bilirsiniz, öğretmenlikle sezonluk işçi olmak aynı şeyler. En azından özel sektörde. O yüzden yaz tatiline insanlar rahat rahat girerken ben hep gerilirim, bakalım kızına "kolye takıp okula gelmeyi biliyosun da kitabını niye getirmiyorsun yanında" dediğim hangi veli beni işten attıracak diye ajdkfkck
İçlerinden biri bunu başardı, buradan kendisine bin tebrik :D
20 günde 20 farklı yerle görüştüm. Nefesimiz hariç kullandığımız diğer her şeye %15 zammın zank diye yapıştırıldığı bu ülkede maaşım konusunda bir Arnavut olarak çingene pazarlığını tabiki es geçmiyorum.
+ müdür bey, bakın ben göçmenim, iyi pazarlık yaparım. o dediğiniz fiyata fabrikada ablalar oturdukları yerden malzeme talaşı temizleyip üstüne bir de yılda 3 kez erzak yardımı alıyorlar. Sizde erzağı geçtim yol yemek yok? :D
-hocam ben de Vanlıyım, bende de kürt damarı var
+estağfurullah...
Yani o son sözümü böyle havada yakalayıp ağzıma lokma diye geri sokamadım ya, mecbur meslek değiştirip fabrikaya başvurucaz artık napalım, sektörde adımızı bitirdik sjdkfkf
Neyse, uyuyunca geçer.
merhaba sayın bunu okuyan.
buralara en son bir şeyler karaladığımda tarih ağustos 2019muş. zaman ne hızlı geçiyor. üf. ama ne hız... işim değişti, ekonomim, vücudum, çevrem. en yakın arkadaşımı kaybettim mesela, kalbi yırtılmış, öyle dediler, başka bir şehirde, tek başına. ayaklarıyla girdiği hastaneden gülen, cansız, bembeyaz yüzünü alıp toprağa verdiler. çocukluğumu gömdüm. diyemedim kimseye. yaşadığını çalakalem yazmaya çalışmaktan yaşadığını yaşayabilmeye evrilmişim fark etmeden sanırım. e hayatta zaman zaman güzel şeyler de oluyor. ne zaman bir ikileme yapsam aklıma hep fikret kızılok gelir. ne kadar çok zaman dedim! babam bilir miydi acaba fikret beyi diye düşünüyorum sonra. neşet’ten, sazdan, olay tvden, dizlerini vura vura oynadığı zeybekten – ki babamın kökü bulgaristandan-, kılıç yapmaktan, koç boynuzlarından yonttuğu bıçak saplarından, bursayı karış karış dolaşan her otobüs hattından başkasını bilir miydi? peki ya giderken göğsüme sapladığı kadife saplı hançer gibi gözlerini? hiç adını anmadan ne kadar çok babam dedim. insan sahip olmadığı şeyi çok anarmış. gibi. bir süredir başkasının babasına baba diyorum, çünkü evlendim. türk örf ve adetleri gereği bir pınara dayanıp kana kana su içen küçük bi çocuk gibi başka babalara kısmetmiş ağzım. yine de hasret olmak güzel şey. aşık olmak daha güzel. sevmek daha daha. sevilmek çok daha. insan hep hatırlamak istediği şeyi çok anarmış. gibi. halbuki içeride uyuyor. gönül işlerine küsmüş, analar ve yengeler konseyi tarafından bulunan kısmetlere omuz silkmiş, iş yeri değiştirerek ortamları şenlendirmiş ve kendini bodybuildinge vermiş bu ablanızı kafesleyen kişi bir şair, belki bundan 50 yıl sonra bloglarda onun mısralarını alıntılarsınız, kim bilir ashdjksd neyse, 29 sene sonra soyadım kısaldı :D bir artı daha. hazır yaşımı anmışken 30uma 20 gün kaldı. bir artı daha. (ama artık victoria beckham gibi gülmeden gülücem, malum, kaz ayakları...) artık çevresini 17 adımda döndüğüm karadut ağacımdan uzağım, olsun, burada başka ağaçlar var, bir artı daha. coronaya hiç girmiyorum, bitince ağaçlara yine sarılacağım, ama insanlara daha çok.
“acı dindi diyorum bazen yağmur dindi der gibi
öyle kendiliğinden ya da tanrı istediğinden”
“uzak bir ülkenin çocuklarına yasak ninniler söylemek.. tanrı gelmezse eğer yine, onun sürgün edildiği yerlere gitmek “
hayatımın en uzun yoluna çıktım. hayatımın ilk otostopunu çektim. uzun zamandan sonra toprağa bastım ama bunu ilk defa adam akıllı yaptım. yine kimse görmeden gidip gidip ağaçlara sarıldım. henüz yenmeyeceğini bile bile zeytinlerini topladım. ilk kez sudan korkmadım. ama yine boğuldum. her şey bu kadar lastik örgüsü gibi bir ters bir yüz gide gide birbirini tekrar ederken, her şeyden çok uzaklaştığımı ve kolumu bacağımı açarak yıldız olup güzel bi boşlukta süzüldüğümü düşünürken ben yine her gece aya baka baka sana çarptım. meğer yola çıkarken kendimi bırakmamışım.
"kendi göklerimden indim kendi duvarlarıma konduğum duvarlar yıkılsın"
size, içimde ezilip duran bir çiçeğin nasıl kendinden haberdar olmadığına dair bir hikaye anlatacağım.
düşüp düşüp kalkamadığım bu yol benim. sonsuz bir düşün içinde ilerlediğim. dediler ki kan görürsen düşün bozulur, o yüzden kapadım gözlerimi her düştüğümde kanayan yerlerime.
şimdi kaybetmekten korktuğum için sahip olmaktan vazgeçtiğim her şey tekrar tekrar, teker teker, kalbimdeki boşluğa
- dolsun diye -
basa basa karşımda. işte ben bu arabanın sol koltuğuna hiç oturmadım, acil durumda direksiyonu bırakınız.
ilk insanların yeni bir şeyler keşfettiklerindeki
- mesela ateşi -
o şaşkın bakışlarını yakaladığımız film sahnelerini hatırladınız mı? ben hep yaşıyorum.
“e ben şimdi bununla napıcam?”
hem kendimi hem etrafımı yakmadan kontol etmesini öğrenmem gerek, çünkü zamanda hala çok gerideyim ve malum henüz yanık kremleri bulunmadı.
3 deyince uyanalım.
insanlar tarafından yok sayılmanız, sahip olduğunuz ya da olamadığınız -istisnasız- her şeyi daha da gerçek hale getiriyor. hepsi ete bürünüp çıkıveriyor, ağzınızla doğuruyorsunuz; mutluluğunuz sırtından itelenmeyi bekleyen çocuk gibi salıncağa koşturuyor, öfkeniz sokak serserisi gibi sağa sola sataşıyor, acınız dizlerini kendine doğru çekip oturuveriyor tam ortaya. ya da diğer bir ihtimalle, sessizlik bir balon gibi alıyor sizi içine; bir an önce patlamazsa nefessiz bırakacak, patlarsa yapış yapış üzerinize bulaşacak. duruyorsunuz. öylece mi?
henüz ölmedim, ama “ölsem unutmam!” dediğim, bir şey hariç, her şeyi unuttum.
Kaybettim kendimi hayatımı soluduğum havanın sebincini bendenin öylesine takılıyo ukala gibi görünüp aslında tam bir pısırık tip günahkarız hepimiz iylik meleği neden bize hiç dokunmadı acaba
for turkish press 9
hayatımın en aksiyonlu zamanlarını yaşamaya devam ediyorum. lütfen artık bir şey olsun dediğim zaman en sevdiğimi kaybettim, artık bişey olmasın lütfen dediğimde de çok başka şeyler oldu. artık bişey dilemekten vazgeçtim. özlemek ile aramanın arasındaki farkı öğrendim. sadece köpek gibi çalışınca ya da sadece bekleyince hiçbir şeyin olmadığını öğrendim. bazı zaman hareket edince de. olmayınca olmuyor diye zorlamaktan vazgeçmeyi, ama oldurmaktan vazgeçtim diye durumdan vazgeçmemeyi. bunların hepsi zamanla.
hayatımdaki en büyük sıçramayı 3 sene içinde işimde yaptım. geçen sene sonunda kendi kurumumda bölüm başkanı olmuştum, bugün çok saçma bi biçimde ilçe matematik bölümü başkan yardımcısı oldum. telefonumu bilenlere beni BAŞGANIM diye kaydetmelerini tembihledim, koltuk sevdasına kapılmayacağıma dair sevenlerime garanti verdim aksdsmj bütün bunların maaşıma etkisi yok tabi, hala fakirim, fakir ama gururlu :D
daha çok beklemek üzerine söylenmiş bir takım şeyler
kanepede oturuyorum. yukarı baktığımda gördüğüm şey, buraları sanıldığı kadar geniş göstermiyor. belki yeteri kadar. belki hiç. karar veremiyorum. kalkıyorum. burada pencere yok. elimi uzatıp alamıyorum havaya bıraktığımı. kalkıyorum, yer yok. ayağımı basıp da gidemiyorum arkamda bırakıp “yetmez” diye içeri aldığımı. uçurumun ağzındayım ama düşemiyorum.
hayattaki en büyük başarısı bir şekilde nefes almaya devam ederek bir okula gidip oradan mezun olup okuduğu bölümle alakalı bi meslek yapmaya başlayıp, üstelik işinde de yükselip milyarlarca para almak değil. istediği gibi olmasa da bir oda düzebilmek, en sevdiği hobiyi yapmak hatta bunda başarılı olmak da değil. en büyük başarısı yarım bırakmak. mutluluğunu da üzüntüsünü de. yaşadığı her şeyi biraz biraz yaşamak. sigarayı yarım nefes içmek. şarabı ikiye bölmek. tabağındaki yemeği. aşkını bir yana en büyük savaşını bile. şeker dükkanına girmiş bi çocuğun bütün çeşitlerden birer ısırık alıp da doymaması gibi. savrukluğu hayranlık uyandırıcı.
Vimeo'dan Rahimde Rövaşata adlı kullanıcıdan alınmıştır.
bu güzide pazar gecesi iflahınızı kurutmak için tozlu raflardan çıkardım. sizin için. yoksa bileklerimi verevli kesmek gibi bir niyetim asla yok. teşekkür ederim. rica ederim.