Bugün Adımı Sen koy
Baran, sevgilim. Sana ikimizin de bir daha asla bir araya gelemeyeceği bir yerden yazıyorum; burası öyle karanlık ki!
Gözlerinin mavi pınarlarına akan bir kan nehri gibi bu bu ikimiz buluşturan bahar. Sen gökyüzünde parlayan yıldızların tümüsün, ben yalnızca sana pafta olmak için bu dünyada var olan bir kumaş parçasıyım. Diliyorum ki, avucunun içindeki o çizgiler seni benim bir daha terk edemeyeceğim bir hayat çizsin.
Baran, seni öyle çok seviyorum ki bu sevgi bedenimi ele geçirmiş halde. Adımı senden başkasından duymak istemiyorum, gözlerimi açmak istemiyorum senin gözlerini göremiyorlarsa. Öptüğün yerler sızlıyor, içim parçalanıyor. Bugün bir kez daha seni ardımda bırakıp beni hapsettikleri bu yere geldim ya; bir kez daha parçalanarak dağılıyorum.
Oysa buraya yuvam diyebildiğim tek bir günüm dahi olmamışken, senin kollarının arasındaki boşluğa sığınmak istiyorum.
Ciğerlerim parçalandı, Baran, sevgilim.
On yedi yaşında kanser olduğumu öğrendiğimde o hastane koridorunda senden başkası yoktu.
Dün gece daha beterini öğrendim; senin de bir kanserin olduğunu. Beynindeki o hasarlı kısım bendim. Sana olan sevgim defolu bir kumaş gibi yırtılmıştı zihninin pejmürde yerlerinde. Senin kanserin bendim ve yavaş yavaş dağılıyordum. Seni öyle çok sevdim ki, yalnızca bir tümörün sahiplenebileceği gibi ele geçirdim bedenini. Sevgilim, seni öyle çok sevdim ki bu seni mahvedecek.
Sana yaptığım o şeyi gördüm, seni gördüm Baran. Seni titrerken, seni buz gibi bir cesetken, seni anlayamadığında, seni soğuk soğuk terlerken ve ateşler basarken gördüm, seni hatırlamıyorken gördüm; bu beni mahvetti.
Bedenime doğru kıvrılışın, yeni bir lehçe gibi bana öyle çok şey fısıldadı ki. Kimsenin anlamadığı bir dildin sen ve ben seni öğrendim. Bak, yine senden çaldığım kitap gibi; bu hikâyenin de masumu çoktu sevgilim. Bu hikâyede nefret yoktu, bu bir aşk hikâyesiydi ve en çok da bu yüzden kaybettim.
Baran: Gökyüzümün aynası.
Dün gece bir kanser olduğumu öğrendim, başka hiç kimsem yoktu.











