Önceleri(önceleri dediğim birkaç ay önce)Tepkilerim, davranışlarım karşıma çıkan insanlara göre şekilleniyordu. O kadar çok korkuyordum ki beğenilmemekten, onaylanmamaktan ve sonraları anladığım sevilmemekten, ilgiyi çekememekten. Karşıma çıkan her insana, başıma gelen her duruma göre şekil değiştirip duruyordum. Yalnız kaldığımda ise kendime kızıyor, kendimi acımasızca yargılıyordum.İnsanı bundan daha çok yoran bir şey yoktu. Sürekli kendimi izliyordum. İnsanlara nasıl davranacağımı, sevdiğime sevdiğimi nasıl göstereceğimi tasarlıyordum, düşünüyordum. Karşılarına geçtiğimde ise bir şeyler tutuyordu beni. Anneme, babama bile onları ne kadar çok sevdiğimi söyleyemiyordum. Sevgilimin karşısına geçtiğimde ise bir şekilde söylemek istediklerim boğazımda takılıyor, yutkunuyor, bir korkağa dönüşüyordum. Filmlerdeki kahramanlar gibi olmayı umuyor, kitaplarda öğrendiklerimi hayata geçirmeye çalışıyor, her defasında çuvallıyordum.Başkalarının düşüncelerini o kadar çok önemsiyordum ki... Ben hep parlak kız olmalıydım. Okulda, aile çevresinde, iş hayatında. Herkes beni seviyor, hakkımda iyi şeyler söylüyordu. Çünkü tam da onların istediği gibi bir ben vardı karşılarında. Ama benim “ben”im yoktu, yaşamıyordu. Önüme çizilen yolda ilerlemeye çalışırken, içimdeki ses bana başka yolları gösteriyordu.Yavaş yavaş anladım ki, bu iyi çocuk olma, karşısındakinin onayını alma ve girdiğim ortamlarda öne çıkma isteğim hep ilgi açlığımın yansımalarıydı. Aslında beni sevin, beni beğenin ve bana ilgi gösterin diye haykırıyordum. Sanıyordum ki, dışarıdaki yaşamın isteklerini karşıladığımda, insanların suyuna gittiğimde beni sevecekler, bana değer verecekler... Bu o kadar büyük bir yanılsamaydı ki... Restoranda garsondan bir şey isterken bile sevimli kızdım.Bir şeyi anladım sihirli formül yoktu. Garanti yoktu. Bir anda bir şeyler oturmaya başlıyordu. Her şey bir süreçti. Bir kitap okuyarak, bir film izleyerek bir şey değişmiyordu. Birikenleri, arayışını patlatıyordu. Her izlediği filmden, okuduğu kitaptan bir şeyleri hayatına geçirmeye çalışan ben bundan vazgeçtim. Anladım ki, yaşamımdaki her şey, her insan, her olay bana bir şey katıyordu.Kendin olarak yaşamanın ne demek olduğunu yavaş yavaş anladım. İlişkilerimde bile olduğum gibi değildim. Yanımdaki insanın istediği gibi oluyordum. Yavaş yavaş kendimi ortaya koyduğumda önümdeki dağ gibi sorular, engeller çorap söküğü gibi çözülmeye başladı.Önümdeki en büyük engel, düşman dışarıda değil, benim içimdeydi. Kendi kendime yorumlarla, yargılarla, senaryolarla önümü kesiyordum. İki gözümün gördüğü dünyayı gerçek dünya sanıyordum.Önce ailem, çevrem, sonra okul, toplum, herkes ve her şey beni kendine göre yoğurmuştu.














