Kendine acımayı bırakmak, alkolü bırakmaktan zormuş.

Love Begins

blake kathryn
untitled
Game of Thrones Daily
🩵 avery cochrane 🩵

No title available
NASA
No title available

tannertan36
No title available
taylor price
Interview Vampire Daily
Fai_Ryy
Keni
𓃗
🪼
Sade Olutola
Mike Driver

oozey mess

Origami Around
seen from Philippines

seen from United States
seen from Brazil

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Algeria
seen from Germany
seen from United States

seen from Nepal
seen from Brazil

seen from Myanmar (Burma)

seen from Netherlands
seen from Indonesia
seen from Türkiye
seen from Belgium

seen from Türkiye

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Germany
seen from United States
@eldeseoinfinito
Kendine acımayı bırakmak, alkolü bırakmaktan zormuş.
Gördüğüm kadarıyla son yıllarda komedyenlik yapan insanların sayısında bir artış var. Açıkça sosyal ve siyasi ortamın bunda etken olduğunu söyleyebiliriz. Sahne gösterileriyle birçok insan kendini göstermeye, hikayelerini anlatmaya çalışıyor. Olumlu bir durum. Öte yandan benim komediyle pek aram yok. Uzunca bir süredir çevremdeki herkesin komedyen havasında davrandığını görüyorum. Oturup ciddi bir konu üzerine konuşacak, söylenenleri alaya almadan dinleyecek birilerini bulmak zor. Belki bu durumun yarattığı bıkkınlık ve muhatap bulamama halinden, belki de mizah duygumun zayıflığından ötürüdür bu mesafeli olma hali. Yine de somurtkan, sürekli ciddi ve karamsar biri olduğumu düşünmeyin. Gülmeyi seviyorum. Can sıkıntısından veya gündemden geri kalmayayım diye zaman zaman izlediğim birçok gösteri oldu. Geçen gün de Deniz Göktaş’ı izledim. Siyasi meselelere dokunduruyormuş gibi yapan ama aslında hiçbir şey söylemeyen, sürekli cinsellik, kadın-erkek ilişkileri ve suyu çıkmış birçok konu üzerinden mizah kurgulamaya çalışan koca koca insanların yaptıkları işlerle kıyasladığımda, Deniz Göktaş’ın gösterisi hem söyleyiş tarzı hem de cesareti sebebiyle ilgiyi hak ediyor. “Sakıncalı” kısımları, aman başıma bir şey gelir mi demeden Youtube videosunda kesmeden yayınlaması, her şeyden önce yaptığı işe ve takipçilerine olan saygısını gösteriyor. Sırf bu yüzden takip etmeye değer. Sahnedeki kişi ahlak duygusu olan bir insan. İkiyüzlü değil. Ancak izlediğimiz yalnızca bir mizah gösterisidir; genç bir komedyene muhalif kahraman muamelesi yapmayı doğru bulmuyorum. Muhtemelen kendisinin de böyle bir şeyde gönlü olmayacaktır.
Halk, ancak güçlü bir babanın himayesinde yumruk sallayabilen küçük bir çocuk gibidir. Koşulsuz koruma ve kazanma ihtimali olmadığında genellikle kavgaya girmez. Çoğunlukla boyun eğer.
Kırmızıya al dediğinizde kafası karışan, kolaylıkla manipüle edilebilen, temel aritmetik hesaplar derecesindeki en basit bir akıl yürütmeyi bile gerçekleştiremeyen insanların oluşturduğu toplumsal bir vasat düşünelim. Sonra bu insanlara hukuk ve adalet gibi kavramları anlatmaya çalıştığımızı varsayalım. Bu insanların toplumdaki adaletsizlikler karşısında ahlaki bir duruş gösterebileceğine inanabilir miyiz?
Ev dendiğinde zihnimde pek bir şey canlanmıyor. Kendimi bildiğimden beri sabit bir yerim olmadı. Bu sebepten, insanın mekanla bağ kurmasının nasıl bir şey olduğunu tam olarak anlayamıyorum. Kapısından girdiğim değil de içinden çıktığım bir yer sanki.
"Ah gençlik, sen eski insanlardan kalma okunmamış bir yazı gibisindir."
İsa'nın Güncesi - Melih Cevdet Anday
Aşırı özgüven, çoğu zaman bilgelikle değil, kişinin yaşlı bir bunak olma yolunda ilerliyor oluşu ile ilişkilidir.
Bir düğmenin açılışı, saçların dökülüşünden bahsetmek yakışık almaz diye ne diyeceğimi bilemiyorum. Oysa kimse yok bizi duyacak, görecek. İkindi güneşinde balıklı bir avluda gölgemiz.
Bu dünyada bir metrekaremin bile olmadığını anladıktan beri gözlerden uzak bir defterin sayfalarına sığmaya çalışıyorum.
“Dostluk, ihtiyaç ya da sıkıntı durumlarında doğmaz. Kitaplardaki masallar dostluğun oluşmasında temel bir unsur olan ‘zor’ yaşam koşullarından bahseder, ancak bu tür koşullar yeterince zor değildir. Eğer trajedi ve ihtiyaç insanları bir araya getirip bir dostluk doğuruyorsa, demek ki ihtiyaç aşırı değildir ve trajedi de büyük değildir. Keder eğer arkadaşlar arasında paylaşılabiliyorsa, yeterince acı ve derin değil demektir.”
Kolıma Öyküleri - Varlam Şalamov
Çocukken kurduğum hayallerde hikayenin merkezinde kendimi görürdüm. Şimdiyse nadiren bir şeyler hayal ediyorum ve bu hayallerde benim yerimi, gidişatına hiçbir müdahalede bulunamadığım olaylar alıyor.
Dikkatini nasıl çekebilirim bilmiyorum. Yıllar geçtikçe içime kapanıyorum, ete gömülü bir tırnak gibi. Tenimde taşısam da, bir yumru olup kalbin her atışında kabarsa da heyecanım, yorgunum. Gerçek bir yorgunluk bu. Nasıl anlatmalı şimdi? Düşün ki açsın, yarın midene bir şeyler girmesini umuyorsun ve bu yarınlar olabildiğince uzakta. Bunun yerine koy benim yorgunluğumu. Yaşadıkça, yoruldukça, kırıldıkça cesaretim ufalıyorum. Zorunda değilsin elbet ama parçalara ayrıldığım bu yerde beni bulsan keşke.
"Aşırı ve yapay duyguların gösterişle sergilenmesi diyebileceğimiz aşırı duygusallık, sahtekarlığın, hissetme kabiliyetsizliğinin belirtisidir. Duygusalların sulu gözleri onların deneyimden duydukları tiksintiyi, yaşama korkusunu, çorak yüreğini ele verir; o yüzden duygusallık daima gizli ve zorba insaniyetsizliğin işareti, zalimliğin maskesidir."
Bir Vatan Evladının Notları - James Baldwin
"İnsan sadece gençlik yıllarında rastlantıyla kaderin özdeş olduğunu düşünür. Sonraki yıllarda ise hayatımızın yönünü iç dünyamızın belirlediğini fark ederiz; gittiğimiz yol, arzularımızın aksi yönünde ve anlamsız gibi görünse de, sonunda bizi her zaman görünmeyen hedefimize götürür."
Dünün Dünyası - Stefan Zweig
"Senciliğim kof kütüğün iki şak oluşu bir vuruşta
Maviş közü ocaktan küreleyiş oculuğum"
Metin Eloğlu
Kıyıda bir ağacın gölgesinde oturup veya bir yamaçtan, yüksek kayaların üzerinden açık denize bakmak, denizin ortasında olmaktan daha çok ilgimi çekiyor. Belki yaşlanıyorum, belki de dalgaların ortasında kendimle kalmaya cesaret edemiyorum.
Bir sokağı hatırlıyorum, hafızamda yalnızca kırık dökük kaldırım taşları canlanıyor. Yıllar sonra tekrar yürüdüğüm o sokakta, evlerden birinin bahçesinde yaban elması buluyorum, çiçekleri henüz açmakta. Daha önce fark etmemiş olmama şaşırıyorum. Baharı görmeden, yanından geçip gitmişim sanki.