Masum olmak bir polis jobu kadar uzaktı sadece. O polis, o jobu her indirdiğinde bir masumun bedenine, doğruyu bilen her insanın masumiyetini öldürmez miydi zaten? Eğer cezası buysa vazgeçer miydi masum insanlar masum olmaktan? Bilirlerdi aslında kimin doğruyu bilip kimin bilmediğini. Ama söylemek istemezlerdi. Ya yalanlarlarsa, ya o job o masum bedene bir kez daha inerse diye düşündüklerinden ses çıkartamazlardı. Ölüm korkusu bir kez daha sarardı bedeni. Ya kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar? Tamam öbürlerinin ya eşleri vardı, ya sevgililer. Ya çocukları vardı, ya anaları babaları. Ya aileleri vardı, ya kardeşleri. Peki ya hiçbir şeyi olmayanlar ölümden niye korksunlardı ki? Belki o polisten korkuyorlardı, jobdan değil. Ama jobu olmayan polis bir sözde suçluyu nasıl sustururdu? Sustururdu. Korkutarak sustururdu. Tehdit ederek sustururdu. Vaat vererek sustururdu. Ama sustururdu. Peki bir insan niye susardı? İşte bunu anlamak için döngünün başına dönmek gerekirdi. Kısacası Sar başa...