Sosyal medya, adı üstünde aşırı sosyal olma hali, sürekli sosyal kalabilme dürtüsü içinde kendini gerçeklikle sorguladığın o anlar birleşimi, kimsenin bilmediği ama kendi içinde, aynada yüzleştiğin sürekli gerçekle gerçek olmayanı karşılaştırma halleri ve sonuçta yenilip, yine o topluluğa katılma arzusuna yenik düşüp, işte bu diye paylaştığın fotoğraf, video..
...................................
Sosyal medya gerçekliğini anlatan bir fotoğraf vardı, aynanın karşısında kıpkırmızı bir elma, aynadan görünüşü tam, olgun, parıldayan ve göz kamaştıran ama aynada görünmeyen kısmı ısırılmış, kararmaya yüz tutmuş, sönmüş ve küsmüş belki.. ne de güzel anlatır bazı fotoğraflar, tek kelime etmeden.
................................
Paylaştığımız fotoğraf kadrajına aldığımız kadar mı hayat ve gerçeklik? Biz o kadarını göstermek istiyoruz diye o kadar güzel ve bir o kadar istenilesi mi hayatın kendisi? Pek sanmıyorum. Belki de benim sosyal medyam, benim gözüm ve benim kadrajım, benim hayalgücüm ve olmasını o kadar istediğim, daha fazlasını istemediğim gerçekliğim denmeli sosyal medyanın ismine.
Nereden çıktı bu sosyal medya?
Hayatın gerçekle sanal arasında kimi zaman sıkışmasına sebep olan bu vahşi paylaşma ve beğenilme dürtüsü.. belki de hayatlarımız hayallerimizle ters yüz olduğundan mütevellit orada bir dünya yaptık kendimize, hem hayal hem gerçek malzemelerle inşa edilmiş bir dünya.
Aslında iki yüzü var sosyal medyanın, paylaşan ve takip eden.. Paylaşan, paylaşma, beğenilme, kendini gösterme, ön sırada yol aldığını anlamlandırma; takip eden ise herkesi, herşeyi bilme isteği ama sonsuz ve doyumsuz bir şekilde, bir yetişme telaşı, hızlıca bilgileri alma ve rahatlama isteği peşinde..
İki ucu meraklı ve bir o kadar da iki ucu doyumsuz bir değnek.. Hayatın içindeki hayat bizimkisi, hem safça hem de amaçlıca yapılan paylaşımlar içindeki gerçek olmalarını istediğimiz bir kısım hayal bir kısım gerçek durumlarımız..
Sosyal medya gerçekliğinin tartışılabiliritesi ve sanal da gerçek de olabilirliliğinin kabul görmesi, günümüz dünyasındaki samimiyetsiz ilişkilerin biraz daha samimiyet kazanabilmesine ışık tutabilir kanımca.
..............................................
Peki, oradaki biz sosyalleşirken, buradaki yani evde bacaklarını kıvırıp, çayını kahvesini yanına alıp o paylaşımları yapan biz sosyalleşiyor muyuz gerçekten de ? Hani o arkadaş ortamındaki o mutluluk hali, o birbirinden güç alan ve sosyal egomuzu besleyen karşılıklı o sosyal alışveriş, iletişim nerede ? Okulda bize öğretilen etkili iletişim ne idi? Bir taraf bir mesaj verir ve karşı taraf o mesaja karşılık verir; etkili iletişim değil miydi onun ismi? İşte tam da bu noktada hani deniyor ya etkileşimli içerik, yorum yazılan, beğenilen, işte bak etkileşim aldım deme halleri.. Ne çok çaba, gerçek iletişim ile aynı derecede doyumlu olmasını sağlamak için sosyal medyaya yüklenen bu aktiviteler..
Oysa ki ne kolay gerçekten dokunarak, hissederek, ortamın tüm dokusunu görerek bilerek sosyalleşebilmek.. asosyalleşirken sosyalleşmek değil kastettiğim, yüzyüze iletişim kurmak anlatmak istediğim.
Ama belki de çağımızın getirdiği bir gereklilik, bir istek; asosyal kalarak sosyalleşme çabası yani sosyal medya kullanımı.. Hem kendi kabuğumuzda kalma hem de güruhdan kopmak istememe arzusu.
Sanal duygu çokluğu içinde kendimize yer edinmeye çalışıyoruz belki de ... Hani hep denir ya, ilişkiler sanal oldu, güven kalmadı diye, bu sanallığı da biz yapmıyor muyuz ki zaten hem de bile isteye. Çünkü belki de kendimizi bu şekilde koruyoruz, biraz uzak durarak ama tam gitmeden de.
Hangi tarafın sanal olduğunun tam belli olmadığı bir dönemdeyiz. Gerçek hayatımızda maske takıp, sanal ortamda ta kendimiz olabiliyoruz ya da gerçek yaşamımızda sahip olmadığımız noktaları sanal ortamdaki dünyada rahatlıkla elde ediyoruzdur..
Bir de nedense hep mutlu anları paylaşıyoruz değil mi? Sanki hayat hep o anlardan ibaretmiş gibi.. Sosyal medyamız iyi gün dostumuz misali, hep mutlu anlar sıralanmış, paylaşılmış ya da paylaşılmayı bekliyorlar telefondaki galeride ve zihnimizdeki galeride. Orası bir motivasyon alanı aslında bir bakıma, açıp baktığımızda, ‘vay be ne anılarım var’ der gibi iyi olanı, güzel olanı ve mutlu olanı arşivleme yeri bir bakıma.
Sosyal medya kullanmadan önceki hayatımızı hatırlamıyor gibiyiz sanki, çok tuhaf, arkadaşlar toplanınca bir selfie çekip paylaşmadan o buluşmaya nasıl başlanabilir ki? Eskiden nasıldı ki, buluşuyorduk ve ne yiyip ne içtiğimizi kimse nasıl bilmiyordu, ne tuhaf eski günler.. Şimdi ben böyle yazdım diye herkes böyle yapıyor demek değil anlatmak istediğim, asıl demek istediğim, genel sosyal medya kullanım anlayışı ve algılayışı; belki de algıda seçicilik benimkisi..
..................................................
Ne çok çıkarım yapılabilir, ta cep telefonlarının hayatımıza girmesinden bile başlayabiliriz ama bence asıl önemli olan sosyal medyadan öncesini sanki hiç yaşamamış gibi hissediyor olma hali hem de tüm dünyaca.. Belki bilerek belki bilmeyerek sanalla gerçekliği karıştırıyoruz ve seviyoruz da bu karışık halde yaşama halini. Kendimizi ifade etme özgürlüğünü yaşadığımız bir alan ve bunu yapabileceğimiz bir çok platform, aplikasyon varken neden kullanmayalım ki zaten. Ama hep denir ya, bakmak ve görmek arasında fark var diye. İşte tam da bu noktada naçizane arzum, bakan değil gören tarafta olabilmek..
Belki de bu çıkarımların hiçbiri gerekli değil. Çekiyoruz bir fotoğraf ve iki kelime ile paylaşıveriyoruz. İşte bu kadar basit sosyal medya kullanımı, içeriği, altyazısı, alt okuması yok.
Bence bu kadar basit değil. Hangi fotoğrafı, hangi kelimeyi seçtiğimiz bile bilinçaltımızın bir mesajı değil mi zaten, hem de subjektif, tamamen bize ait.. İşte bu yüzden sosyal medya kullanımı, bir derinliğe, alt okumaya, alt yazıya sahip hem de çokça sahip.
Hayatın ta kendisi gibi, bakıp da göremediğimiz her ayrıntının aslında bir alt okuması yok mu?!