ölümsüz aşk tutar
o memnun kollarında
toprağı, denizi ve havayı
RMH
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

❣ Chile in a Photography ❣
Xuebing Du
Misplaced Lens Cap
Today's Document
YOU ARE THE REASON

oozey mess
Cosimo Galluzzi
Three Goblin Art
Keni
No title available
tumblr dot com
Alisa U Zemlji Chuda

Kaledo Art
Not today Justin

izzy's playlists!
Jules of Nature
occasionally subtle
Stranger Things

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Israel

seen from United Kingdom

seen from Brazil

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Singapore
seen from Netherlands

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Saudi Arabia
seen from United States
@emrahdirmit
ölümsüz aşk tutar
o memnun kollarında
toprağı, denizi ve havayı
Çok güzeldi
Vakit geçmişti bir güzel masal gibi
Kalan anılar bir bir birikirken
Kimse istemezdi alacaklarını
Gün ışığı düşmüştü gözlere
Gök kuşağı gibi renk renk
Ruh som altından yapılmış olsada
Anlam daha değerlidir
Düşünüyorum
ve güneşi batırıyorum agır agır
su mechul hayatıma gelmeyenlere
gunesten damlalar gonderıyorum
benotururken bır damla ısık altında
gozlerım kısılıyor
galıba oluyorum
yüzün hüzün
yüzüne dalıyorum bilinmedik bir davet gibi beni sana iletiyor sanki birbirimizi bilsek hafifleyecek gibiyiz ondandır sana sormalarım herkesin bir hüznü var herkesin evinde rakı kadehleri, anason kokusu
çoğaltıyor beni yüzümde gelişen bu korku hüzün vallahi ağlıyorum gözlerin kırılan bir cam sonra ellerini alıyorum, sonra boynundan yukarısını nehir uzanıyor boylu boyunca
sen kendini türküye say sen kendini göğsümde bir bahçe senin etin, benim bağrım, benim kanım al bu bahçivan ellerimi de bilmiyor muyuz neye çoğaldığımızı susmak bir çare, dudaklar kaçış
geçmişten gelen tüm hüzünler
bitti derken
çörekleniyor en çiçekli yaralarıma
neden, niye diye sorma
“hiç düşünce acıdı mı” diye sorulur mu?
Küçük bir dağın üzerinde yükseliş ve düşüş Biliyorum herkes için adil değildi Ve ben hayatımla gittim Diğerleri gibi verebileceği tüm şeyler Üzerinde hüküm sürer Kimse bir şey anlamaz Geçen günler hiçbir şeye değmezken Bu yolda mücadele vermek gerek Ortak bir yaşam bulmak için Dağ üzerinde tüm yollar benimdi Yaşam dediğimiz binlercesi Kurak toprak yeşerecek Yabani otların arasında, yolların arasında Hepimiz endişeliyiz şarkılar ve şiirler için Gün ışıyacaktır dağ ülkesinin üzerine
Bak yine hüzünlendim
Neyse zaten birazdan geçer
Belki bir sahil kasabasında
Oturuyorumdur bir taşa
Hani denizin haylaz çocuğu
Bir gelip bir gidiyor haliyle
Belki de beni neşelendirmek istiyordur
Bir poyraz çıktı
Teknelerin burnu dikeldi
Kendi başını alıp gidecekti ki
Dizğinleyi verdi yaşlı bir balıkçı
Kıyıda görüyorum parlak çakıllar
Bir tanesini alıyorum
Savuruyorum denize
Gülüveriyor haliyle bana
Sanırım anlıyor halimi
Şimdi düşünüyordum da
En güzel aldatmaları yaşadık biz seninle
İşte bir balıkçı barınağı
Dumanı tütüyor bacasında
Bazen gözlerinin dumalı olması gibi
Bu dumanlar gibi varsın belki
Acele etme yoksun belki
Şu inciler ne yakışırdı
Senin ince uzun boynuna
Üşüdün ceketimi vereyim sana
Ya da olmadı
şu kıyı kahvesinde ısınalım
Ha yanımda sevgilim olduğundan değil
Kime dediğimi bilerek
Demek isterdim,
Sevgilim
Sonsuzluk
.... “adamın yüreğinde yedi hançer, ete kemiğe bürünmüş yoksunluğu buldu karşısında. Kara gözlerde dolgun dudaklı ağzın köşelerinde acının izlerini gördü. Yüreği burkularak, kadının yürek yarasının neredeyse ölümcül olduğunu ve hala açık, hala kanamakta olduğunu anladı. Ellerini sımsıkı tuttu şu anda hiçbir şey avutamazdı kadını, ne sözcükler, ne beylik felsefe; yalnız paylaşılan dokunuşun gizemi, yalnız elden ele iletilen sonsuzluk.” ...
yavaş ol küçüğüm, kendini zorlama
her şeyi zorlamadan yapmayı öğrenmek gerek
zorlamadan düşünmeyi
zorlamadan davranmayı
zorlanmadan duygulanmayı
en yoğun duyguları yaşarken bile zorlama kendini
bırak kendiliğinden oluşsun her şey
ve zorlanmadan yaklaş oluşanlara
kalbinde bir taş,
gözünden yaş
yürür ayyaş
insan kendinden yaralanır
insan kendine yakalanır
ah kendinden bir çıksan
çıksan çıksan bulut olsan
insan kendine yakalanır
insan, insandan yaralanır
Soğuk olan hava değil Mahsun. İnsanlar soğuk. Hayat çok soğuk. Keşke bu kadar soğuk olmasaydı da dünya, sen de bu kadar üşümeseydin… Çok değil, bir iki aya kadar da kış biter zaten. İdare et. Üşümezsin…
Tabutta Rövaşata
acılarımın konuşmaya mecali yok
en derinde durur
dilsiz ve sağır
elime batmış bir kıymık gibi
en çok benim canımı acıtır
hem de hiç hak etmediğim halde
Ankara
biri vardı
bana bu şiiri yazdıran
unutmak ne mümkün
resmin canlı öznesi
yar diye herkes peşinde
en sonunda kendini tamamlardı
gülüşü bulut, gözleri mi
orman
Nevşehir-Avanos
mişli geçmiş zaman
biri vardı, severdim kendisini.
o da sevdiğini söylerdi.
bazen onu anlayamadım
ruhuna dokunamadım pişmanım
o da beni anlayamadı
suçlumuyduk, sanmam
eksik bir şey oldu mu
hep eksik devam edermiş
şimdi fark ediyorum
gereken şey zamanmış
o bana erken gelmiş ve gitmiş
biraz zaman olsaymış
böyle olmazmış
Ankara/Dikmen
Yine bir yaprak düştü
çıt diye...
Elma
gözlerimi üzerinizde aramayın
hükmüm geçmiyor göğe
Erkekler kendini Adem sanarken
kadınlar çoktan Havva
kaldık ve sevgisizlikten umutlandık da
bir hıçkırık tuttu beni
öyle bir hal ki fısıldadı
nefis sandığımızı uçurumdan yuvarladı
sızı içine çekiliyor
sular akmaya başlıyor ama tersten
yerden göğe küllerimi gönderdim
bir kuru elma ağacının altından
Söğüt/Bilecik
ah Türkan ah Türkan