Behçet abi diye seslendi onsekizinci sigarasını parmaklarının arasına alırken. Ben de tanımsız olmak istiyorum senin gibi diye devam etti. Böyle tanımsız ve anlamsız... Saatin sesi odayı dolduruyordu. Düşündü. Sigarasından bir nefes daha içine çekti. Vücudunda dumanın dolaşımını hissetti. İçi titredi. Bak dedi duman hâlâ içimde dolaşıyor. Varlığımı hissediyorum böylece. Bu yüzden bu kadar çok sigara yakıyorum. Bir gün o dumanın içimde dolaştığını hissetmeyeceğim. İşte o zaman ne içim kalacak dedi ne de tanım. Kavramlar anlamını yitirecek. Duman, hayat, sigara, seks, mutluluk, aşk, aile, nefret, ölüm... Anlamını yitirecek her şey. Her sigara içişimde bunu ölçüyorum işte gözlerimi kapattığımda o duman içimde dolaşıyor mu onu hissetmeye çalışıyorum. Bir gün gözlerimi kapattığımda sadece kafamdaki sesleri duyacağım. Dışarıdaki seslere kapanmış, kavramlardan arınmış, yeniden var olacağım kafamdaki seslerde. O zaman sigarayı da bırakacağım Behçet abi merak etme. Saatin sesini duyuyor musun? Bak ben duyuyorum. Zamanı hatırlatıyor bana. Her seste anlıyorum zaman ilerliyor. Bir yerde bir şeyler ilerliyor anlıyor musun? İnsanlar ilerliyor ilerlemekten ne anlıyorlar o da boktan bir şey ama neyse onu boşver abi. Koşturuyorlar, yakalamaya uğraşıyorlar. Bilmiyorlar bu boktan dünyada hiçbir şey yakalanmıyor. Onlar da farkında aslında. Kendilerini kandırıyorlar. Onlar yakalamaya çalışmayı seviyorlar. Bekliyorlar. Yeni evi, yeni arabayı, terfiyi, dizinin onsekizinci bölümünü... Bekleyip yakalamaya çalışıyorlar. Yakaladıklarını sanıp yeni kovalamacalara başlıyorlar. Başlangıç kelimesini seviyor onlar. Bir hayatın bitişi ve öbür dünyanın başlangıcı, bir dizinin bitişi yeni dizinin başlangıcı... Şimdi yeniden başlayacağım diyorlar. Yeni bir ben olacak artık diyorlar. Her yer başlangıç vaat ediyor onlara. Bitiş korkutuyor onları. Başlamayı tekrar başlamayı seviyorlar Behçet abi. Ben ise bitişi bekliyorum, onu seviyorum, onu yakalamaya uğraşıyorum. Sen beni anlıyorsun biliyorum abi. Bak sen de bırakmışsın başlangıçları. Ama onlar anlamıyorlar Behçet abi. Sahi ben ne zaman bıraktım kovalamayı, başlangıçları? Onsekizinci yaşımda annem kendini onsekizinci kattan attığında mı? Yok yok Behçet abi daha önce belki de. Ben içimdeki bu lanetle doğdum. Leke gibi. Silmeye çalışıyorsun olmuyor. O leke ben annemin karnındayken oluştu Behçet abi. Lekeyi anneme bulaştırdım ben abi. Sonra da hiç huzur bulamadı annem zaten. Dayanamadı attı işte onsekizinci tam onsekizinci kattan. Leke temizlendi mi annemin içinden bilmiyorum. Ama benim içimde büyüyor. Leke ellerimi sarıyor Behçet abi. Hiçbir şeye yaramıyor bu boktan eller. Tıpkı o pencereden annemi tutup almaya yaramadıkları gibi. Zihnimi sarıyor, bedenimi sarıyor. Dokunmuyorum hiçbir şeye. Bulaştırmayım diye hiç kimseye. Çünkü insalar mutlu. İnsanlar anlam arıyorlar Behçet abi. İnsanlar sabahın boktan saatinde kalkıyorlar, boktan yerlere varıyorlar. Alışveriş yapıyorlar, tüketiyorlar, sevişiyorlar, ürüyorlar, uyuyorlar, konuşuyorlar abi anlıyor musun konuşuyorlar? Büyük bir hevesle konuşuyorlar. Dediklerine inanıp seni de inandırmaya çalışıyorlar. Önemli meseleler konuşuyorlar. Sonra... sonra onlar dua ediyorlar, ölümsüz olmak istiyorlar, yaratıyorlar, var olmaya çalışıyorlar Behçet abi. Ben şimdi onlara dokunup nasıl mahvederim. Anlıyor musun? Bir sigara da sen ister misin Behçet abi? Yok mu? Anladım sen artık hissetmiyorsun içinde dumanın dolaştığını. O zaman ben bu boktan ağzımı kapatayım seni kafandaki seslerle bırakayım. Görüşürüz Behçet abi. Ben artık kalkayım