Niall via IG Story 06/07/2019

seen from United Kingdom
seen from China
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from Germany

seen from Italy

seen from Norway

seen from Norway
seen from Spain

seen from United Kingdom
seen from China

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from China
seen from China
seen from United States

seen from Singapore
seen from Germany
Niall via IG Story 06/07/2019
Liam in Berlin (x) - 03.07
🌄
〖Day 158〗of 365 ✰
Ben bugün mozaik pasta yaptım. A101'den aldığım mozaik pastadan daha güzel, onun yaptıklarından biraz eksik. Ama gideri var elbet. Bence güzel...
Bir kaç bir şey demek istiyorum çünkü şuan eksiklik hissediyorum. Belki bir anı anlatırsam bu eksiklik kapanacakmış gibi geliyor. Bir yandan da artık o evlenecek olduğu için onun hakkında anılar anlatmayı, onu özlediğimi yazmak istemiyorum. Yinede bunu yazacağım.
Tam olarak Miladi tarihi hatırlamıyorum ama Sakarya Üniversitesi'nde ya yaz okulu zamanlarıydı yada final zamanlarıydı. Hicri Ramazan... Orucu piknik edasıyla, Sapanca Gölü manzarasıyla efil efil esen rüzgarlarının vermiş olduğu serinlikle Kampüste, İktisati Ve İdari Bilimler Fakültesinin şimdi ki adıyla Siyasal Bilgiler Fakültesinin altında ki alanda iftar yapacaktık. Ki pek istediğimiz gibide gitmedi işin aslı çünkü hava bozdu, hatta bayada serinlemişti üstüne üstlük yağmurda çiselemişti galiba. O gün güzel üşüdük. Yemekten sonra onun yaptığı Mozaik Pasta'nın tamamını gömmüştüm. Ki bu bana getirdiği en büyük Mozaik Pasta'ydı. Genelde yapar yarısını evde babasına falan bırakırdı. Fakat bu sefer iki tane yapmış bana koskocaman bir pastayı getirmişti. İftar öncesi biraz naneliydik, bir şey için kavga etmiştik o sinirliydi ama normal yani, her zamanki hali diyebilirim. Ota boka sinir olurdu. Sanki bana çekmiş. Gerçi bana çekse biraz mantıklı ota boka sinir olurdu. Neyse ben o gün o pastayı gömdüm ya bir miğde ağrısı, bir miğde ağrısı yaşadım anlatamam. Ama yinede o günün mutluluğunu yaşamak için şuan ki bir çok şeyden feragat ederdim.
Neyse ben bugün mozaik pasta yaptım. A101'den aldığımdan biraz iyi, onun yaptığından biraz kötü. Asla tamam olamayacak bir lezzet eksik çünkü.
L’innocence
Je m’évertue. Je clame mon innocence à tous les coins de rue. Je me dis que je suis quelqu’un de bien. Que je n’ai jamais tué personne. Blessé, peut-être. Alors je ne sais pas si on peut parler de différents degrés d’innocence. Si oui, alors le degré zéro n’existe pas. Je dis que ce n’était pas volontaire (comme si ça pouvait changer quelque chose – comme si ça ne relevait pas de mon contrôle). Ce n’est pas de ma faute si je ne t’aime plus, si tu as mal, si je pars sans dire au revoir. Ce n’est pas de ma faute, les liaisons dangereuses, l’infidélité, l’évanescence des amours, les solitudes, les âmes en peine. Etc. Ce n’est pas de ma faute : les grands mots de la lâcheté. Mais on est toujours responsable des fêlures de quelqu’un, même infimes, même sans le savoir. De loin, nous avons tous déjà dit ou fait une chose qui nous a rendus auteur d’un vide ou d’un manque, quelque part dans l’âme de l’autre. Une blessure plus ou moins identifiable. Je dis que je suis innocente mais je me mens à moi-même. Je suis rongée par la culpabilité. Je suis coupable : de partir comme une voleuse, de ne pas aller vers les autres, de me mettre en colère sans raison, de choisir la voie de la facilité, de ne pas répondre aux messages, de refuser les tentatives d’approche, d’avoir peur trop souvent, de désobéir, de chercher midi à quatorze heures, de vivre dans mes rêves, de me méfier de ceux qui me veulent du bien. Je suis coupable de mille et une entailles que j’ai oubliées, en moi et en d’autres. Je m’évertue, mais ça ne se répare déjà plus.
Yabancılaşma
Aynanın karşısında öylece dikiliyordu. Önce gözlerini, kirpiklerini inceledi. Daha sonra burnunu ve dudaklarını. Bir ara gözleri yanağındaki yara izine kayacak oldu. Yumdu gözlerini. Açtığında hiçbir şey değişmemişti. Karşısındaki gözler tüm dikkatiyle ona bakıyordu. Aynadaki yansımayı tanımakla tanımamak arası kısa bir bocalama yaşadı. Farklı bir mimik bekledi karşısındaki ifadeden, bir ses bekledi ama gelmedi. Gitgide yabancılaştı aynadaki yansımaya. Bağırmak istedi ama o gücü bulamadı. Gücünü toplamaya veya direnmeye çalışmadı, gözlerini yumdu bir kez daha. Açtığında artık ona tamamen yabancı bir ifade vardı karşısında. Hiçbir korku duymadı ya da bir tuhaflık hissetmedi. Sanki hep bu anı bekliyormuş gibi izlemeye devam etti aynayı. Bu anın geleceğini biliyordu. Önce kalabalıklar arasında başlamıştı yabancılaşma. Kalabalıklara ait hissetmiyordu kendini. Hareketleri, konuşmaları, ses tonu ondan bir parça değildi. İnsanlar arasında dolaşan bir hayaletten veya bir rüzgardan farksızdı artık. Kalabalıklardan kaçtı. Ama yeterli gelmedi. İnsanlardan uzaklaşabilirdi, onlarla konuşmayabilirdi ama kendisinden saklanamazdı. Saklanamadı da. Kendini yitirdi her geçen gün her geçen saat ve dakika. Silikleşiyordu. Varlığına ait bir parça bulamıyordu, tutunacak tek bir parçası yoktu. Var olmakla olmamak arasında gitti geldi defalarca. Cevapsız sorular soruyor her seferinde daha da yabancılaşıyordu kendine. Bazen bedeninde farklı bir ruh yaşıyormuş gibi bazen de ruhu yabancı bir bedendeymiş hissi sarıyordu zihnini, her yerini. En kötüsü de hangi beden, hangi ruh ona aitti, aitlik neydi veya doğruyu nasıl bulacaktı bilmiyordu. Bir yumruk savurdu aynadaki yansımaya. Ağır adımlarla ilerledi ve yatağa uzandı. Elindeki acıyı hissetti. Göz kapakları ağırlaştı. Cümleler beyninde hızla dönmeye başladı kimim ben? Kimim ben? Derin bir uykuya daldı artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Niall via martin_devine IG Story 06/07/2019