Bahçede oturuyor kimseye aldırış etmiyordu o sıralarda. Elindeki ders programına göz gezdirip dudak büktü, Almanca mı? Evet, en iyi bildiği dillerden biriydi fakat gerek var mıydı? ”Est-il vraiment, chienne?”* Gözlerini devirdi ve bacak bacak üstüne atarak matematik olmasına sevindi. Severdi sonuçta pek problem olmazdı arasında sayılarla. Yanına biri yaklaştığını fark edince başını çevirip baktı. “Oturabilirsin, orada öylece durmana gerek yok.” Kendisini tanıyan biri olmamasına diliyordu sonuçta insanların ondan korkması büyük bir kabalık olurdu kendisi için, sanki kendisi korkmuyordu pençelerinden.
Okula gelmesine rağmen uzun zamandır odasından çıkmamış, derslerde en arka sıraları tercih etmiş ve göze batmamak için fazlasıyla çaba sarfetmişti Eva. Fakat geçen 1 haftadan sonra can sıkıntısı insanlara olan nefretinden ve çekingenliğinden üstün gelmiş ve dışarıya kendini atmıştı. Belki yeni biriyle tanışabileceğini düşünse de bu fikirden vazgeçti, kitap okumak bundan daha iyi bir fikirdi. Böylece ziyaret ettiği kütüphaneden elinde hayvanların karşılıklı yardımlaşma ilişkilerini anlatan kalın bir kitapla dönmüş fakat fazlasıyla kalabalık okulda oturacak sakin hiçbir yer bulamamıştı. Kenarda gördüğü sakin tek bankı da bir kızın kapması sonucu tek bir seçeneği kalmıştı, ufak adımlarla yanına yöneldi ve kızı uzun bir süre süzdü. En sonunda cevap vermesi gerektiğini fark edince konuşmaya başladı. "İzin almak için göz teması kurmanı bekliyordum ama ilk cümlenin beni tersleme amaçlı olacağını tahmin etmemiştim." Aslında genelde insanları tersleyen kendisi olurdu ama bunu umursamayacak kadar sinirlenmişti.















