Nach dem Spiel ist vor dem Spiel
S. Herberger

izzy's playlists!

Kaledo Art
I'd rather be in outer space 🛸
Misplaced Lens Cap

祝日 / Permanent Vacation
Sade Olutola
sheepfilms

Origami Around
Sweet Seals For You, Always
Show & Tell

PR's Tumblrdome
No title available

@theartofmadeline
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

No title available

❣ Chile in a Photography ❣

pixel skylines
noise dept.
Game of Thrones Daily

Discoholic 🪩

seen from Japan

seen from Malaysia
seen from Argentina

seen from Iraq

seen from Singapore
seen from Malaysia

seen from Japan

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Canada

seen from India

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Italy

seen from Malaysia

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Denmark
@fcheka
Nach dem Spiel ist vor dem Spiel
S. Herberger
Moskovsky train terminal in Saint Petersburg (1971)
Marcel Mariën L’Oubli d’être en Vie
Punk is Dad
"Ona aşık olmadım, sizi temin ederim.
Fakat lakayt da kalmadım.
Daha doğrusu beni biraz işgal etti
İşte o kadar."
“To look life in the face, always, to look life in the face, and to know it for what it is...at last, to love it for what it is, and then, to put it away...” -Virginia Woolf
... Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma Gereksiz ama yalnızlık böyle. -edip cansever/uzak yakınlık
Severmişim Meğer
Yıl 1962 Mart 28
Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım akşam oluyor, dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer…
Akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim, toprağı severmişim meğer Toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen ben sürmedim. Platonik biricik sevdam da buymuş meğer, meğer ırmağı severmişim…
İster böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde, doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin, ister uzasın göz alabildiğine dümdüz bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile, bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa bilirim benden önce duyulmuş bu keder, benden sonra da duyulacak benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere benden sonra da söylenecek gökyüzünü severmişim meğer…
Kapalı olsun açık olsun, Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ı kulağıma sesler geliyor. Gök kubbeden değil meydan yerinden gardiyanlar birini dövüyor yine ağaçları severmişim meğer…
Çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino’da kışın çıkarlar karşıma alçakgönüllü kiba kayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibi İzmir’in kavakları dökülür yaprakları bize de Çakıcı derler yar fidan boylum yakarız konakları…
Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına ucu işlemeli yolları severmişim meğer…
Asfaltını da Vera direksiyonda Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e asıl adı Göktepe ili bir kapalı kutuda ikimiz dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz uzak hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım. Eşkiyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken Gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok ve onsekizimde en değersiz eşyamız canımızdır bunu bir kere daha yazdı çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöz’e gidiyorum Ramazan gecesi önde körüklü kaat fen belki böyle bir şey olmadı
Çiçekler geldi aklıma her nedense gelincikler kaktüsler fulyalar, İstanbul’da Kadıköy’de Fulya tarlasında öptüm Marika’yı, ağzı acıbadem kokuyoryaşım on yedi kolan vurdu yüreğim salıncak buluklara girdi çıktı, çiçekleri severmişim meğer…
Üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948 yıldızları hatırladım severmişim meğer…
Gözümün önüne kar yağışı geliyor ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de meğer kar yağışını severmişim, güneşi severmişim meğer …
Şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile güneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar ama onun resmini sen öyle yapmayacaksın meğer denizi severmişim hem de nasıl ama Ayvazofki’nin denizleri bir yana bulutları severmişim meğer ister altlarında olayım ister üstlerinde ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara ayışığı geliyor aklıma en aygın baygın en yalancısı en küçük burjuvası severmişim yağmuru severmişim meğer
Ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın içinde ve çıkar yolculuğa hartada çizilmemiş bir memlekete gider yağmuru severmişim meğer ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Prag-Berlin treninde yanında pencerenin altıncı cıgaramı yaktığımdan mı bir eski ölümdür benim için Moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye saçları saman sarısı kirpikleri mavi zifiri karanlıkta gidiyor tren zifiri karanlığı severmişim meğer
Kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften kıvılcımları severmişim meğer meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek
NÂZIM HİKMET 19 Nisan 1962
no one but me can save myself, but it's too late now, i can't think think why i should even try
so i let my heart get frozen/ to keep away the rot..
loneliest day of my life (https://www.youtube.com/watch?v=DnGdoEa1tPg gönderdi)
yataktan kalkılamayan gün -not alındı-
yırtarak geçiyor kalbimizden hayatı da törpüleyen zaman
şuramızda birşey var acıya benzer umuda benzer böyle günlerde herşey hem acıya, hem umuda benzer
gün ölümle başlatıyor hayatı her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor her sabah ölümü anlatıyor gazeteler sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf yeni bir cinayetin rontgenini çıkartıyor gövdeme beynim sabırla keskin iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir gelirsede bilinir nerden ve nasıl böyle ölümün yücedir adı ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası çünkü ölümün kanıdır besleyen bir başka baharın tohumlarını şuramızda birşey var bizi onduran birşey acıya saran umudu kuşatan
kalbim: kalbim mi desem var kalbim :yaşayan ben hayatla, ölümle, cinayetle gazetelerle, radyolarla, eski üniversitelilerle eski prof hocalarla yaşayan ben :geç mi kaldık/ kabul edemem ah benim sevgili annem oğlun da elbet yurtseverden birgün bırakır da sizi yüzüstü yüzüstü değil :elbette bizüstü bırakırda kötü sarmaşıkları, yaban güllerini bırakır da sekizyüzlük hırtları,şunları bunları giriverir senin sıcacık kucağına yani hem sana karşı, hem senin için giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına ölüm mü dedin annem ölüm senin gibi güzel annelerin senin gibi güzel çocuklar feda etmiş o tarih atlasında bir kırmızı gül olur ancak koksun diye çocukların bahçesi
şuramızda, tam şuramızda kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da bizi yaşatan günler perişan
Arkadaş Zekai Özger