Dünler, aylar, yıllar uzun...
d e v o n

Andulka

祝日 / Permanent Vacation
Show & Tell
Sweet Seals For You, Always
Keni
Peter Solarz

Discoholic 🪩

#extradirty
YOU ARE THE REASON
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Xuebing Du
No title available
🪼
Monterey Bay Aquarium
trying on a metaphor

titsay

@theartofmadeline
Cosimo Galluzzi
Sade Olutola
seen from United States

seen from Spain

seen from Germany
seen from Panama

seen from Malaysia
seen from Uzbekistan

seen from Australia

seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Australia

seen from United States
@fischermaux
Dünler, aylar, yıllar uzun...
Havaya söylenen ama hiç olmadık zamanlarda üzerime giydiğim kelimelerin var senin. Her ne kadar zaman zaman beni darma duman etseler de onları sarıp sarmalamasını çok iyi biliyorum. Söz uçup gidiyor ama yazı...
Yok sayılmak... Hiç olmamışsın, yaşamamışsın ve güzel şeyleri yaşatmamışsın sayılmak... Eh daha ne kadar fazlasını görebilirim acaba diye de düşünmüyor değilim. Bazılarının ağızlarından yüzünüze değilde, ellerinden çıkan kelimeler daha çok acıtıyor her iki yanınızı. Sonrasında ortaya çıkan sızı ise çok bambaşka bir şey. Adı yok. Konamıyor. En kötüsü de o sızının sizde bir reaksiyonunun olmaması.
Bir Ahmet Telli şiirinin ikindisinde düşmüştüm ayaklarının dibine. Nasılda teslim etmiştim sana kendimi. “Sarıl” dediğin yastıklar bile artık acımı dindirmiyorlar. Sensizlik sonrası her yer toz duman. Ben ise kan ter içinde...
En güzel yalnızlıkların sesi,
Dünyanın en kalabalık şehirlerinde yankılanır.
Ve dünyanın en güzel yağmurları,
Dünyanın en sessiz şehirlerini ıslatır.
Luke Hillestad
L’Occhia Occidentale (Nicola Samori)
Bitmiştir gece şimdi artık kendi kendinlesin
Zaman, ayaklarımın ucunda bir hayvan ölüsü gibi uzanmakta. Cinayet işleneli çok oldu. Yüzüm, ellerim, üzerimdeki kıyafetler... Hepsi kan içinde. Ne katil belli, ne de maktul. Sahi; ilk hangimiz öldü? İşte, olduğum yerde sayıklamam hep bundan.
Şu sıralar hepimiz “kendi kutsal metinlerimizi” oluşturacağımız günlerin başlangıcındayız.
Bunun sonrası ise bambaşka bir dünya.
Dilim sustu susalı...
Artık ne peşine düşeceğim, ne de kendime soracağım sorular var. Kollarım sadece ve sadece birbirini sarıyor artık. Yatağın üzerine sinen koku çıkmadı. Odamda kendi nefesimden başka, soluduğum başka bir nefes daha var. Bir sabah uyandığımda kolumdaki bileklik paramparça olmuş ve misinaya dizilen boncuklar yatağın her yerine dağılmıştı. O sabah anlamıştım her şeyi. Boncuklar ve misina şimdi kullanılmayan bir kül tablasının içinde duruyor. Bense hala bildiğin gibiyim.
Bu şarkıya gelinceyse; Stuart’ın fevkalede sesi ve kemanlar. İşte bunlar düşünmeme engel olduğu gibi, bazı şeylere de sebep oluyor. Ve bu şarkı hiç bitmiyor.
Büyük fiiller çekiyordum
Ben o şehrin bir meyhanesinde, dalgada.
Mesela beş harfi yan yana getirip
Allahlar yaratıyordum (güzel gaileler)
Vay diyordum vay benim sevgilerim
Kirpikli kirpikli kadınlarım benim
Biraz güneş, biraz deniz, biraz keder
Yaşayıp giden dünyada
Bir funda dalı gibi toprağa ait
Çaresiz insanlarım...
Cemal Süreya