Bir hitapla başlamak isterdim ama çevrende ne olarak barındım ki sesleneceğim bir söz olsun?
Ama isterdim ki... Boş ver. Görmek istemeyeceğin hiçbir şeye - kendime- maruz bırakmayacak kadar candan ötesin.
Ama nasılsın? İşte bunu bilmiyorum. Güneşin ne zaman battığını, uykudan mahrum kaldığım geceleri, aynadaki sıfatın yabancılığını, göğsüme çöken ağırlığı... Gereksiz her şeyi biliyorum ama bir senin nasıl olduğunu bilmiyorum. İşte bu gerçek bir kıymık gibi batıyor soluğuma.
İki aydır yeni yaşın için bir hediye hazırlama telaşına girdim. Tuhafiyeden renkli renkli ipler aldım, çok sevdiğin Şermin teyze ilgime mi yoksa kucak dolusu iplerle yetinemediğime mi şaşırsa bilemedi. Küçükken yağmur yağdıktan sonra çıkan gökkuşağına hayranlıkla bakardın. Renkli kalemleri, alışagelmiş kıyafet renklerine tezat giyinmeyi severdin. Hiç sevmediğim renkleri sevmemi sağladığını bilseydin şayet bir an düşünmeden tüm kıyafetlerini, eşyalarını döker ; gözlerimin içine bakarak verirdin ateşe.
Seni de sevdiğim için mi toprak gözlerinde çiçekler açmaz oldu?
Artık mevzu sen olunca anlattıklarımdan nasıl saptığımı bildiğim için silmeyeceğim bu satırları. Başta nasıl örebilirim diye kendim denemeye çalıştım. Şermin teyzenin kafasını mahallenin yaramaz çocuklarından daha çok ütülemişimdir. Güzel gittiğini düşünerek başladım örmeye. Kattım en sevdiğin renkleri ama istediğim gibi gitmedi. Herkes uyuduktan sonra sokak lambasının vurduğu balkonda saatlerce büyük bir heves ve umutla denedim. İpler yeniydi, annemin yıllardır kullandığı tığ sağlamdı ama ben olması gerekeni yapamadım. Annemden istedim. Önce renkli eldiven yapmasını istediğimde garipsedi belki anladı niyetimi ama ses etmedi.
Bir çift renkli eldivenin oldu.
Açık hava sineması kurulmuştu bir yaz akşamı. En önde birlikte izlemiştik o filmi. Kızın doğum gününe özel çocuk bir video hazırlıyordu.Onu ne kadar sevdiğinden bahsediyordu.Hazırlanılmış mekanda kız ekrandaki videoyu izlerken çocuk arkasından seslenip diz çökerek evlenme teklifi ediyordu.
"Kız ne kadar da şanslıymış." demiştin iç çekerek. Aksini göstermek, o şansın bir tek ona ait olmadığını ispatlamak istedim. Eldivenlerle birlikte izlemeni isteyeceğim bir video hazırladım.
Gerildim. Sanki ekranda gözlerine bakıyormuş gibi sözcükleri söylemek zor gelince bir deftere yazdım. Defalarca çektim o videoyu sürekli bir yerde ya takılı kalıyordum ya da deftere saniyelik de olsa bakarak planımı belli ediyordum.
Yedi dakikalık seni ne kadar sevdiğimi anlattığım bir videon oldu.
13 Mart. Uğursuz sayıyı sevdiren on üç.
Defalarca kapının önüne kadar geldim. Alparslandan sağlam bir yumruk yedim ama bilmiyor ki ne vuruşları ne de içmek benim zihnimi yıkayacaktı.
Gülümsedin ama bana değil. Öyle bir elimde bir çift eldiven bir elimde video kasetiyle toprağında filizlenen çiçekleri izledim. "Zümrüt yeşili" bir bakışıyla sadece kuraklığını bildiğim o toprakta çiçekler açtırdı ; sen diye kan ağlasam bana mısın demez, bir fırtınaya tutulmuş gibi dökerdi yapraklarını, biliyordum.
O siyah atkıyı paketinden çıkarttığında saniyelik değişen mimiklerini izlemenin bile beni mutlu etmesi nasıl bir yarıştı? Biliyorum o siyah atkı bir çift rengarenk eldivene galip gelirdi.
İlk defa 13 Mart'ı sevmek istemedim, içinde sen olsan dahi.
O videoyu ne tekrar izleyebildim ne de atabildim. Annem giymeyeceğimi bilmesine rağmen, "Boşuna mı ördüm? " diye sitem etse de görmek istemedim. Görürsem kendimi kaybetmekten korktum, küçük bir çocuk gibi ağlasam mutlu olurdun ; biliyorum ama tek bir gözyaşı uğramadı bana. İçimde taşan okyanustan geriye bir buhar kalmıştı sanki.
Nasılsın demiştim ya...Her güne bir cevabın olsun ama ben 13 Martta nasıl olduğunu hiç duymayayım. Çünkü ilk defa iyi olman bana zarar verdi. Halbuki bu denklemin tek zararı ben olmalıydım.
Varlığımı hiçbir zaman kabul etmemiş varlığım olan 𝘈𝘥𝘴ı𝘻𝘢.