Bazen düşünürüm, karşıma çıkmasaydın nasıl olurdu hayatım? Bu kadar anlamlı şarkıları bilir miydim mesela. Ya da sevmenin ne demek olduğunu bilir miydim. Ben seni severken kalbimin hacmini öğrendim. Bir kalp ne kadar sevebilirse o kadar sevdim seni. Çoğu zaman şaşırdım. Artık alıştım: bir insan bir insanı nasıl bu kadar sevebilir? Sanki bunca zaman sevgimi herkesten kıskanmışım da ne var ne yoksa hepsini sana vermişim gibi...
Ertesi gün uyandık, otobüslere bindik. Vedalaşamadık. Üç gün sonra yanına gelecektim. 2022'ye birlikte girecektik. O üç gün bütün arkadaşlarıma anlattım seni. Büyülenmiştim. İşte o zaman başladı benim sınavım. Çoktan aşıktım çünkü sana. Aslında ilk o gün telefonla konuşurken hissetmiştim. Ama sonra yüzünü gördüm. Gözlerini gördüm. Anladım. Başlamıştı benim sınavım. Lazere başladım o üç günde. Belki çok saçma. Ama benim için çok anlamlı. Beynim ''doğru kişiyi bul'' maddesine tik atmıştı ve artık sıradaki maddelere geçebilirdim. Bir de; sana süsleniyordum tabii ki. Yeni makyaj malzemeleri aldım kendime. Bana çok yakıştırdığın o pantolonu hep giydim. En çok onu giydim hatta. Ne garip: ben sana güzel görünmeye çalışırken yanına gelmeden bir gün önce bacağım yandı lazerden. Ama umurumda bile değildi. Acısını bile hissetmiyordum ki. Heyecandan. Aşktan. Sonunda o gün geldi çattı:
Dünyanın en güzel günü. Hayatımın nakaratı. İkinci doğum günüm. Taa kaç gün evvelinden başlamıştı hazırlıklar. Kaşı bıyığı, cilt bakımı, saçı, başı... Kokulu kokulu spreyler vücut losyonları... Bol paçalı yüksek bel kot pantolon, üzerine beyaz slim fit belde biten basic üst, üzerine bej rengi oversize gömlek. Ayağımda da o çok sevdiğin botlarım vardı. O gün sabahtan akşama kadar hazırlandım. Akşam bir telaş sardı beni. Yetişemeyeceğimi sandım. Senin hayalindi birikte yeni yıla girmek. Sen mutsuzsan ben de mutsuzdum. Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum. Otobüs saatinden erken bile gelmiştim oysa ki. 2 saat olmadan yanındaydım. Dörtyol'da inecektim. Yolda gelirken nice hayaller kurdum. Seni istedim sadece. Şimdi düşünüyorum da, iki yıldır değişmeyen tek şey bu olmalı. Karşıma bir cin çıksa. Üç dilek hakkın var dese, tek şey dilerim: seninle mutlu olmak. Bu kadardı aslında. Biz mutlu olmayı beceremiyorduk ama. Bu yüzden olduramadık zaten.
Dörtyolda indim. Akşam ama zifir karanlık. Bir arabanın farları açık. Seni gördüm. North Face montun. Altında Nike eşofmanın. Montu boğazına kadar çekmişsin. Çenenin keskinliğini hatırlıyorum. Gözlerinin parlaklığını. Teninin mermer gibi bembeyazlığını... Ah Gökhan, sana nasıl aşık olmam. O güzelim yüzü kim görür de aşık olmaz? Sonra arabaya geçtik. Sen öne arkadaşının yanına oturdun, ben arkaya. Şoförün yenge dediğini hatırlıyorum. Ebu Bekir... Sen öldükten sonra 3 defa konuştuk onunla. Bir daha da aramadık birbirimizi. İkimiz de hayatında değildik çünkü sen ölürken. Belki de birbirimize pişmanlığımızı hatırlattık. Ondan konuşmadık hiç.
Sonra bir kokoreççide durduk. Sen kokoreç yaptırdın bize. Evimize geldik. O apartmandan içeri girdiğim ilk gün. Nereden bilebilirdim ki bir sene sonra o evden cenazenin çıkacağını. Bilseydim girer miydim o eve?