Özlemişim buraları biraz bakınayım.
d e v o n
NASA
No title available
dirt enthusiast
almost home
Peter Solarz

JVL
DEAR READER
art blog(derogatory)
hello vonnie

Love Begins
AnasAbdin
Sweet Seals For You, Always
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

❣ Chile in a Photography ❣
RMH
sheepfilms
No title available
Three Goblin Art
Jules of Nature
seen from United States

seen from Germany
seen from Canada

seen from Türkiye

seen from Germany
seen from United Arab Emirates

seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Brazil

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
@freudumtrak
Özlemişim buraları biraz bakınayım.
Fotoğraf çektirmek için yan yana getirilmiş iki nesne değiliz biz
Güvercin curnatasında yan yana akan iki güverciniz
Mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler
Razı olma hiçbir sessizliğe
Biliyorsun seni seviyorum
Pencereden bakmayı
Öğreteceğim sana
Sesin
balkona asılı çamaşırcasına
Havalansın, havalansın dursun
Sokakta değil balkonda;
dışarı çıktığın zaman
romanını yastığın altına sakla;
Şiirini mutfağa koy
Boş bir deterjan kutusu vardır nasıl olsa,
Öykünü yanına alabilirsin elbet
Müziğini de, resmini de
Niçin güvenmiyorsun bana?
Çimene bir gülüş düştü. Doldurulamaz yeri! Ve nasıl yitirecek kendilerini Gece dansları? Matematikte mi? Nasıl da saf sıçrayışlar ve sarmallar - Kuşkusuz dolanırlar Bütün dünyayı sonsuzca, büsbütün Yoksun oturmam güzelliklerden, Küçük nefesinin hediyesinden, ıpıslak çimenden, Uykularının kokusundan, zambaklardan, zambaklardan. Tenleri ilgisizdir. Egonun soğuk kıvrımları, Güney Afrika zambağı, Ve kendini süsleyen kaplan – Benekler, ve sıcak yaprakların bir örtüsü. Kuyruklu yıldızların Geçip gidecekleri öyle bir uzayı vardır ki, Öyle bir soğukluğu, unutkanlıkları. Bundandır el işaretlerinin soyulması kat kat - Sıcak ve insansı, sonra onların pembe ışıkları Kanıyor ve soyuluyor Cennetin siyah hafıza kaybetmeleri arasından. Niçin verilmiş bana Bu lambalar, bu gezegenler? Düşer nimet misali, kar taneleri gibi Altı köşeli, beyaz. Dokunurlar ve erirler. Gözlerime, dudaklarıma, saçlarıma. Hiçbir yere. Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Ne özensiz bir çizim değil mi?
Size buzdolabımın kapağında duran kağıt parçasından bahsediyorum. Bakın çatısı, dört duvarı tamam; ama kalemde bir umutsuzluk,yorgunluk belirgin. Hissediyorum...Sıra pencereye gelince de nokta almış çizgilerin yerini, tamamlanmamış bile. Güçlü bir başlangıca sahip olduğunu biliyorum ama, hem gördüm. Eksik bırakmış yine. Ben şimdi bunu dolabıma bir güzel sabitledim ki hep o aklıma gelsin; çünkü sadece hatırası, öğrettikleri var benimle.
Neyse şimdi neden böyle ters gidiyor her şey diyordum ki gözüm bu resme takıldı. 4 gündür bileğimi incitmiş olmalıyım ki hareket ettikçe dur diyor bana. Evde o kadar çok eşyam bozuldu ki son günlerde şaşıyorum olanlara. 10 gündür karantinadayım, sipariş ettiğim kahveyi kargocu bana sormadan evime yakın bir dükkana bırakmış. E bir sor bakalım ben evden çıkabiliyor muyum(!) Kitap siparişlerim teslim edildi gözüküyor ama benim ellerim bomboş. Ne yapayım şimdi ben derken düştü işte bu resim gözümün önüne. Bazen ruhum nefes almaya aciz bir hale geliyor ; ama çoğu zaman da yaşamda küçük şeylere büyük ve güzel anlamlar yükler , bir güzel de severim onları. İşte şu herkese göre anlamsız duran ev resmi öyle güzel kamçılıyor ki beni, devam et, güzelleştir, gülümse. Aç güzel bir türkü , sev güzelliğini gecenin. Şiir okuyayım şöyle güzel bir de. Oh...
Huzursuzluğun kitabını can yayınlarından acilen okumak istiyorum ; ama modern olanı değil. Klasiğini asla bulamayıp geceleri uyuyamıyorum. Nedir bu daha şimdinin tasası.
Görme biçimleri*
Aynı manzaraya bakan üç ressam, üçü de arkadaş:
Claude Monet, Gustave Courbet, Eugène Boudin.
Giacometti ve eşi Annette.
Giacometti, eşi Annette'in büstünü ya da portresini yaparken bile, onu ilk kez görür gibi olurmuş.
"Uzun bir çalışma gününden sonra, yemekte gözlerini üzerinden alamayan Giacometti'ye eşi sorar:
''Ne oldu, ne var, niçin böyle bakıyorsun?"
''Bugün ilk defa görüyorum seni" olur aldığı yanıt.
Bakmakla, görmek; görmekle algılamak elbette ayrı yetenek, hatta ayrı süreçlerdir. Bu süreç içinde ezbere yer yoktur. Giacometti'nin eli, hiçbir şeyi ezbere bilmediği için, hiçbir çizgiyi ustalıkla çizip, bir elma, bir masa, bir baş, bir göz durumuna getirmez. Her göz başka bir gözdür. Her baş bir başka baştır. Üstelik her göz, her baş, her burun, her dudak; her gün, her saat aynı göz, aynı burun, aynı baş değildir. Bunları tanımak için karşısında duran modele yaklaştığında işi büsbütün zorlaşır. Çünkü ne kadar yaklaşırsa, model ondan o kadar uzaklaşır. Nedeni basit: yaklaştığımız oranda bütünden ayrıntıya gidiyorsunuz. En fazla yaklaştığınızda (burun buruna geldiğinizde) ise en küçük parçayı görüyorsunuz. Giacometti'nin heykelleri, bize, yalnız sanatçının duyumsadığı sanatsal ve varoluşsal endişelerini yansıtmakla kalmaz, mekan, yakınlık-uzaklık gibi kavramlar üzerinde dolaylı olarak düşünmeye iteler bizi. Zira, bakan göz, düşüne düşüne görmeyi öğrenir."
Kavuştuk be 💃🏼
Bir şiir , bir taş ağırlığında olabilir mi?
Olurmuş.
Sorumluluklarımın azaldığını hissetmeye başlamışken geldiler; öyle güzel.
Ahmed Arif’in en sevdiğim şiirini okuyup, sözlerine biraz daha derinden bakmaya çalıştıktan sonra rüyamda Diyarbakır’ı görmüştüm. Diyarbakır Disneyland gibiydi; çünkü bilinçaltım Diyarbekir için öyle diyor.
Şimdi de Fidel Castro’ ya odaklanacağım; belki yine olur.
Hamam böceklerini öldürmeyin. Ölmüşse de süpürmeyin onları öylece kalsınlar. Belki Gregor Samsa geri gelir ve Kafka hiç ölmemiştir.
Hasan Ali Toptaş okumaya başladığım günden beri kafamı allak bullak edip de aynı zamanda müthiş haz veren şeyler var. Şeyler diyorum ; çünkü adlandıramadım.
Sonra Nuri Bilge Ceylan filmi izlerken Hasan Ali Toptaş okur gibi oldum; Hasan Ali Toptaş okurken de Nuri Bilge Ceylan filmi izler gibi. Bir gün baktım ki Hasan Ali Toptaşın kitap kapağını Nuri Bilge Ceylan çekmiş. Ama film senaristlerinde Hasan Ali’nin adı yok. Dedim ki Hasan Ali Toptaş mütevazı adamdır ; yazdıysa da adı olsun istememiş olabilir. Her nasıl olmuşsa ben bu birlikteliği çok sevdim. Tam olarak da şöyle ifade edilebiliyor bu: “ Eğer Hasan Ali Toptaş sinemacı olsaydı Nuri Bilge Ceylan gibi film çekerdi ve aynı şekilde Nuri Bilge Ceylan yazar olsaydı Hasan Ali Toptaş gibi yazardı.”
Başarmak ile elde etmek farklı şeyler. Başardığın zaman tamamen kendi benliğini beslemiş oluyorsun -benliğini beslemek bencillik anlamına gelmiyor - ama bir şeyi elde ettiysen kendin olmuşsun ya da olmamışsın hiçbir önemi yok; benlik kıymetli, hırs çirkin!