bir destan boyutunda bir post yazdım ve tumblr onu yuttu. yuttu. ahahahahhaha silah var mı ya az sıkalım.
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
TVSTRANGERTHINGS
macklin celebrini has autism
Claire Keane

祝日 / Permanent Vacation
tumblr dot com

No title available
🪼
todays bird
we're not kids anymore.
Jules of Nature
No title available

❣ Chile in a Photography ❣
Not today Justin
cherry valley forever

pixel skylines
ojovivo

izzy's playlists!

No title available
occasionally subtle
seen from United States

seen from United States

seen from South Africa

seen from Spain
seen from United States
seen from Mexico

seen from Singapore
seen from Iceland
seen from United States

seen from Mexico

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@gecenintenhasi
bir destan boyutunda bir post yazdım ve tumblr onu yuttu. yuttu. ahahahahhaha silah var mı ya az sıkalım.
senin blogunda yukarıda en iyi gpnderiler diye bir şey çıkmıyor. tumblr bile demiş ki ula buna en iyi desek şunun hatrı kalacak.
teşekkür ederim, kapattım ben onu.
bir mevzu var. tatsız tuzsuz. geçmiş gitmiş. utanılacak da bir şey bir yandan. ama utanması gereken filmin hiçbir açısından ben değilim. net. kabak gibi ortada. sıfır hata. şüphesiz bir haklılık içerisindeyim. genelde öyleyimdir. anlatsam, karşı taraflar da anlatsa, benim bokumda boncuk bulacaklar bile beni haklı görür. öyle haklıyım. öyle kesintisiz. ki ben insan ilişkilerimde mütemadiyen kendini suçlayan bir insanımdır. biri benimle konuşmaya gelir, ben ona sanki ben gelmişimcesine “bak konuşuyoruz ama rahatsız etmiyorum değil mi? meşgulsen eğer, tutmuyorum değil mi?” derim. mahçup bir insanım. hep mahçup ve sevdiği insanlara karşı olabildiğince suçlu. çünkü özür dilemekten usanmam, anlatmaktan, af dilemekten, bunlar bana yük değildir. zor değildir. zor olan birini affetmektir. ben biri hatalıysa onu uzunca bir yola serer kendimin bir bokunu mutlak bulur, hemen aynayı terse çevirir ve özür dilerim. çünkü birini aklamak, karalanmaktan zor değildir. güç değildir. ama bir hatamı bulamıyorsam ve uyduramıyorsam- ne zor şey insan olmak.
annem, ben, bir arkadaşı, kenarda sigara içiyorum. genelde ne yaşıyorsam; bir şey anlatmam, anlayana da konuşmam. bilene, yanlış bilene, doğruyu göstermekle uğraşmam. istemem. kendimi savunmaya yorgunum evvelden. annem çakmış bir şeyler. sorup duruyor. kurcalama, diyorum, beş nefes çek, başka yere bak. hiç şaşmaz. arkadaşı dedi ki karşı taraflar için, onlar iyi insanlar yahu sen kuruyorsundur. annem dedi ki “onlar iyi insanlar da benim kızı biliyorsun, ittir bi yüzü. yoksa ben de biliyorum onlardan bir zarar gelmez ama benim kız işte, bilirsin, hırçındır biraz.” bana baktı. dimi annem der gibi baktı. gülümsedim. öyle annem dedim. öyle. nasıl düşündüysen tam öyle. senin kızın öyledir. el piçleri evliya. ben hiç anlatır mıyım sana.
yüzünü bilmediğimiz orospu çocukları yetmez gibi yüzüne gülümsediğimiz insanlar bile ne kolay ne meşrulaşmış/meşrulaştırmış/meşrulaştırılmış şekilde çalıyor çırpıyor ve bunu öyle sinsiliklerle öyle ufak ufak yapıyor ki alnımda salak yazsa hiç yanmayacağım. siz hiçbir sike değmezsiniz. bu hayatta hiçbir sik olamayacağınız gibi hiçbir siki de doğrultamazsınız. bir kişiliğiniz bir adınız bir karakteriniz bunları edinmek için bir beyniniz yok çünkü. siz el siki ile tatmin olmakların çağındansınız. hiçbir şey olamayacaksınız. ne yazık. kimse oturup uçurtma yapmayı öğrenmeye çalışmıyor, herkes başkasının ipine asılıyor. boyunlarınızı kesedebilirim ama neye yarar; üstünde kafa yok.
sesimden birkaç dize.
anlaşılmak istemiyorum. çünkü gördüm, birinin ciğerinizi bile bile deşmesi, bilmeden yapmasından betermiş. ne hissedeceğimi benden iyi biliyordun ama durmadın işte.
neden bilmiyorum ama içimde hep bi misafir çocuğu çekingenliği var, bir bardak su içerken bile musluğa kendimi mahçup hissediyorum.
bir gençliğim var, onu da ister misin.*
yer çekimsiz bir defterde, gülle gibi ağır harflerle yazmaya çalışıyorum. belki bir cümle karalı bir kağıt, senin o dik başını eğer. belki tutunacak bir yer aratır sana, belki ağlarsın, bir kez olsun anlarsın, binlerce alfabenin altında ezildim ama değer.
ağzı elma şekeri kadınlar görmüşsün. biz bu sokakta hep paslı demir gibi metalik, kıpkırmızı tükürüyoruz.
sizin kendinizden vazgeçtiğinizi iddia ettiğiniz o meydanlarda bir damla kanınız bile akmadı. ben cümle cihan kurşun olup yağarken, sizi bir nefes gibi tutup, arkama çekmedim mi.
bana çok geç kaldın. bir yol kadar değil, bir dağ, bir şehir, bir ülke kadar değil, bana bir ölüm kadar geç kaldın. şimdi istediğin yere sür atları, ben toprağına çiçek bırakılacak kadın değilim.
bacak aranda bir gemi, belinde can simitleri, onları diyorlar, çıkarırsanız indirirler sizi, gözlerin koyu koyu kopkoyu. bana neden öyle bakıyorsun. sarhoş mu oluyorsun. saçlarımda dalgalar varmış, bir yerden sonra deniz çarşaf gibiymiş, bunlar çok ayıpmış, ağzın kaç bucakmış. bu kız beni öldürür demişsin, hep eksik bilgi, öpmeyi öğrendim yaşım kaçtı dersin, şu bakışlarını indir, uzanma az doğrul, daha çok küçüğüm, sigaram da bitti, getir saçlarını, sen tütün de sevmezsin, hiç rakı da içmezsin, dans nedir bilmezsin, benim suratım beş karış mı kalsın. zaten ben eskiden, çok eskiden, çok çok eskiden hiç yokmuşum. lavlar akıyor dikkat sana anlattım mı kanuni nasıl bir adammış. bir an düğme açasım, bir an koynuna kıvrılasım, bir an tarih kitapları, bir an tanklar tüfekler, selim de ne orospu çocuğuydu ama onun babası da, nasıl kadınlar doğuruyor bu adamları, kim baba olsa annesi işe çıkmaya başlamış. canını çok mu sıkıyorum. keşke en başta öpse miydin beni. susardım hem belki dimi. hem gözlerimi kapardım duymazdın kan çanaklarının ritmini. bırak ben yüzeceğim.
sen yalanlar duymak istiyorsun, ben gerçekleri susmaktan geberiyorum. içimde tüm sokaklar infilak etti, sen de bulursan bir yolunu yavaştan git istersen.
kalbimin fay hattı kırıldı. bundan sonra aynı sokakta yürümeyelim. benim seni koruyabileceğim her sığınak bir bir yıkıldı. kendine bir ev bul ve uslu bir çocuk ol. taş attığın o camlara, gün gelir kış olur, üşüyorum diye ağlarsın.
onları hiç yoktan yazıp silmişsin, bana kurduğun her cümle yarım.
bembeyaz bir güvercindin küf tutmuş bi tel kafeste.*
anahtarsız çıkacağım, izle.