2020 bana yaradi
Show & Tell

izzy's playlists!
we're not kids anymore.

No title available
Today's Document
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Sweet Seals For You, Always
macklin celebrini has autism
Game of Thrones Daily
KIROKAZE
noise dept.
Keni

JBB: An Artblog!
Mike Driver
Xuebing Du
hello vonnie

blake kathryn

No title available
Cosmic Funnies
cherry valley forever
seen from Morocco
seen from Ukraine

seen from Ukraine

seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Italy

seen from United States
seen from Sri Lanka
seen from Indonesia

seen from Israel

seen from United States
seen from United States

seen from Finland
@gezeryazar
2020 bana yaradi
Aldanışlar
Her seferinde son dedim. Bu son aldanışım insanoğluna. Bazen kişiler değişti hayatımda bazen mekanlar bazen de şu an olduğu gibi kilometrelerce uzaklaştım olduğum yerlerden. Ancak bazı huylarım değişmedi çok uğraştıysam da değişmedi. Ben 26 yaşında ben, hep aldanmaya hep kanmaya alışık ben. Artık bildiğim yalanlara tekrar tekrar inanmaktan, tekrar tekrar kırılmaktan yorulmuş bir ben. Yine geldim, döndüm dolaştım yine geldim hayal kırıklığına. Ne zaman anlayacağım insanların yalan yüzlerini. İnsanoğlu neden kendilerini mutlu hissettikleri yerler yerine mutsuz hissettikleri yerlerde bulurlar kendilerini. Yıllar önce kırılmış tamamen, umutsuzdum. İnsanlara, aşka, hayata karşı pek bir karamsar olduğum zamanlarım olmuştu. Sonra düştüğüm yerden kalktım kendi başıma. Hatalarla, doğrularla bir şekilde kalktım yürüdüm. Sonra hayata ve insanlara olan inancımı tekrar kazandıran biri oldu hayatımda. Sadece kısa bir sure girdi hayatıma ve sanki hayatımda hep varmış ve hep olacakmış gibi hissettim. Ancak yine özgür kız ruhumla O’nu orada bırakıp geldim bu ülkeye. Keşke farkında olabilseymişim elimde bulunan hazinenin ne kadar kıymetli olduğunu. Bana sevgiyi, sevilmeyi, güveni, mutluluğu O öğretti bana. Bense gittim. Yalnızca gittim. Hayallerim var dedim, gencim dedim. Yapacak çok şey var dedim. Geldim bu ülkeye, oysa ki orada da hayallerimi yapabilirdim, belki de daha güzel yapardım. Ancak bilemedim, şimdi de bilemediğim birçok şey var. Ancak buraların suyunu içen dönmez demişler, suyuna da kanmak istemiyordum havasına da ama insanına kandım. Uzun zamandır hayatımda biri olmadığı için kendimi sevmeye sevilmeye tekrar hazır hissetmek istedim, denemek istedim. Böyle bir şeyi çok istersen hayat sana hep tersini çıkarır ya bende de öyle oldu, hayat-ortak anlayış-ortak herhangi bir şey anlamında çok zıt biriyle karşılaştım. Hem yasça büyük hem de doğduğu büyüdüğü coğrafya karsısında büyük önyargılarımın olduğu bir yerden çıktı karşıma. Nesi hoşuma gitti diye sorguluyorum kendi kendimi, sanırım tek bulduğum şey doğal olması ve neşeli olması. Sanırım hiçbir kız depresyondayken veya reglken nutella’ya hayır demez. Benim olayım da öyle oldu sanırım. O’dan ayrılmıştım ve kendimi çok boşlukta bilmediğim bir ülkede çokça yalnız hissediyordum. Bana arkadaş oldu, abi oldu. Bir de baktım ki burada en çok görüştüğüm kişi oldu. Sanırım en son bir yılda başka bir insanla bu kadar yan yana olmadım. Hoşuma gitti ilgisi, ilgisi dediğimde sadaka gibi flörtten bile daha düşük seviyede bir şey. Ancak konuşmasını çok iyi biliyordu, sözleri çok güvenilir geliyordu, inandım. Hayatımda iki kişiye böyle boyun eğdim, birincisinin sebebi belliydi aşk-ergenlik, ikincisi nasıl böyle oldu anlamadım. Hem de tam kendimi bulduğum zaman, aşık da olmadım. Hayatıma nasıl hemen aldım söz sahibi yaptım onu. Hem de ilişki bile ortada yokken. Sadece birkaç gelecek planı muhabbetine neredeyse her şeyimi önüne serecek tüm hayatimi bağlayacaktım. İyi ki de böyle oldu, iyi ki gözüm acildi. Çok soyut anlatıyorum gibi hissettim, bu X kişisi bana duygularının zamanla gelişeceğini ve geliştiğinde sonunun evlilik ile biteceğini ancak kendisinin biraz çapkın ve flört sevdiğini en azından önümüzde ki 3 ay bu duruma göz yummamı söyledi. Çok dannnn! Oldu değil mi? Peki bu kız ne yaptı dersiniz… Tabi ki tamam dedim, tamam dedim çünkü halen aklim başka yerlerdeydi sadece aman ne olacak deneriz dedim. Taaa ki kendimi ne kadar kaptırdığımı anlayana dek. Gözümün önünde eski flörtleriyle şarap içip kahkaha atarken aklim başıma geldi. Ne kadar aptalmışım. Ancak kendime geldim. Bazen böyle düşüşleri seviyorum aslında ben düşüşleri pek seviyorum. Ancak dondum dolaştım bu sefer anladım, insan zorla sevilmez zorla da kendisini sevdiremez. Sevmek için de sevilmez. Biraz bırakmak lazım kendini akışına hayatin, bırakıp biraz kendini dinlemek lazım. Şu an o aşamadayım. Ancak bu sefer öyle iki mutlu oldum her şey ayni boka sarmayacak.
“Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için… Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok. Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim. Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum. Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum. Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok. Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum. Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum. Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum. Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum. Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum. Abartılar beni sıkıyor ve hayvanları sevmeyenleri kabullenmekte zorlanıyorum. Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok”
José Micard Teixeira
Bilmiyorsun,
Sen beni hiç tanımıyorsun. Mesela aslında benim ne kadar kırılgan olduğumu bilmiyorsun. En ufak şeylere bile günlerce kafamı takıp ağladığımı bilmiyorsun. Ufacık bi şeyin bile beni ne kadar mutlu ettiğini bilmiyorsun. Bu hep neşeli güçlü görünen kızın içinde ağlayan küçük kızı bilmiyorsun. Canım sıkkın, üzgün olduğunda gecelerce uyumadığımı bilmiyorsun. Kitapları, filmleri ve maviyi sevdiğimi bilmiyorsun. Sen beni hiç tanımıyorsun. Çünkü sen beni hiç tanımak istemedin.
İki gün önce New York seyahatım vardı. Uzun zamandır da buralara devrik cümlelerimle bir şeyler yazmamıştım. Amerika’ya gelişimin tam 10. Ayı bugün. 10 ayda neler yaptın? Nasıl maceralar yaşadın deseler ne diyeceğimi bilemem. Nereden başlayacağımı da bilemem.
Burada insanlar çok tuhaf ve Amerika’ya gelen herkes gibi ben de kendi milletimin insanlarıyla bir şekilde bağlantılı olmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Ancak burada en çok Türkleri sevmedim. Herkes çok yabancılaşmış. Türkiye’ye düşman olan, Türkiye’de yaşayanların haline aciyanlar, memlekete dönüş fikrinin en kötü fikir olduğunu savunanlar hatta bu uğurda saçma sapan yollardan green card alanlar. Çok karışık buradaki insanlar. En çok da bu yüzden sevmedim buraları.
; devamı gelecek...
Washington DC
Solar-Powered Ex of In House
© Iwan Baan
Sevdiğin insanla uyumanın güzelliği ayrı, ancak gece yarı uyanık haldeyken sevdiğinizin uyumadığını ve elinizin içini öperken bulduğunuzda hissettiğiniz his.. o his.. bambaşka.
Daha belli değil, ama sanırım AMERİKAYA GİDİYORUM. yeniden 💪🏼