“kalbini kırarım.” deyip, kalktım oturduğum sandalyeden.
kalbini kıracağım korkuyorum. yoksa susmazdım bu kadar.
sesimden mahrum bırakmazdım seni aslında, senin beni bıraktığın kadar.
ama korkuyorum. korkuyorum kalbini kırarım diye.
konuşursam dudaklarımdan döküleceklerden korkuyorum. konuşursam, alacağım cevaplardan çok, sesim ne söyleyecek ondan korkuyorum.
neden tanışmadan önce tesadüflerden ibaret bir hayatımız vardı? neden uzaktan uzağa, elbet bir gün tanışacağız der gibi baktık birbirimize?
hatta neden el ele tutuştuk? neden değdik birbirimize bu yaz sıcağında? neden avuç içlerimiz terledi? ve neden umursamadık geçen zamanı beraberken?
karşımda durduğun anlar geliyor aklıma. kanım çekilir gibi oluyor. sanki boşluktayım.
düşüyorum. yakalasan ya beni?
kanım çekiliyor. alsan ya beni kollarına.. sıkıca. hava çok sıcak, kimin umurunda?
kollarında sırılsıklam olasım var.
dokunsan düşerim biliyorum. öpersen, kalbimi de avuçla.
son on beş gündür aklım benden bir haber, kalbim ise seninle sevişiyor.
sonra bir şey oluyor… kafam gidip geliyor. kimin umurunda on beş gün diyorum. siktir et!
siktir et diyorum, alışkınsın. alışkınsın bunlara kızım, bu da geçer.
- geçmiyor değil lan kandırma kendini. geçemiyorum. geçmesine izin vermiyorum değil, veremiyorum. -
kafanın güzel olduğu anları seviyorum. gülüşünü, sarılışını özlüyorum. ya da kulağıma eğilip, “sen hep böyle kal.” deyişini. sigara içişini, televizyon izlerken aynı anda birbirimize dönüp bakışımızı ve sonrasında attığımız kahkahaları özlüyorum. “bana aşıksın.” deyişin aklıma geliyor, ne dalga geçmiştim seninle. yine tebessüm ettim bak…
hiç sevmediğim, suskun kalışlarımızı bile özlüyorum. susmanı özledim. şimdi razıyım, yanımda ol, sussan da olur. önceden kızdığım gibi kızmam hiç sana.
aslında birbirimizden gitmedik biz ama hakikatten sen neden geldin ki?
o kadar beceriksiz bir adamsın ki, sen bana ayrılığı öğretebilecek kadar bile gidemiyorsun benden.
durduk yere gözlerimin doluşu hiç hoşuma gitmiyor ama… şimdi burada olsaydın, dudaklarımdan dökülecek tek bir cümle olurdu yine.
“Yaklaşsana. Bu mesafeden öpemiyorum seni.”