O özlemden ayaküstü bahsedilmez diye hiç konuşmadım...
One Nice Bug Per Day
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Kiana Khansmith

if i look back, i am lost

❣ Chile in a Photography ❣

titsay

Origami Around
EXPECTATIONS

izzy's playlists!
cherry valley forever
Stranger Things
YOU ARE THE REASON
I'd rather be in outer space 🛸
Sweet Seals For You, Always
Jules of Nature
Keni

Kaledo Art
No title available

blake kathryn
d e v o n

seen from Spain
seen from United States
seen from United States
seen from Singapore

seen from United Arab Emirates

seen from Austria
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Austria
@heybe
O özlemden ayaküstü bahsedilmez diye hiç konuşmadım...
Bir gece ve bir deli… (D19)
‘‘Akif, söyle ne olur: Duygularımızı yaratan şey biz miyiz sahiden? Yoksa sadece gözlemlerimiz sonucunda toplumdan hazır olarak bünyemize aldığımız soyutsal yargılar mı vuku buluyor benliğimizde? Anlat bana, duygu nedir Akif? Saflık ve vicdan ile beslenen bir pencere midir mesela? Disiplin ve dogmaların doğal düşmanı mıdır ya da? Bizi birbirimizden farklı kılsalar da ruhumuzdaki titreşimleri aynı mıdır misal? Ne yorucu şey şu soyutluklara anlamlar yüklemek be Akif. Ama Bakma sen bana. Düşsün dilinden kelimeler. Altında kalacak olsam da bir çoğunun, kurumak üzere olan bir çiçeğin dolu ile kucaklaşması gibi ben de öleceğimi bilsem de bir umut, tutunurum köklerime de kelimelerinin bereketini çekerim içime. Anlat!’’
‘‘Duygular diyorsun Fika. Delilik ateşinin üzerine esen rüzgarları soruyorsun bana. Öyle olsun. Köz olmadan sönmeyeceğiz belli ki.’’
‘‘Yok sönmem ben. Karanlığı da hiç sevmem zaten. Ama gece var Akif. Sen olmasan çıkardım şu gökdelenlerin tepesine. Neden derlerse de çok düştüm. Bu ilk değil derdim. Duygulardan biraz olsun nasibini alan anlardı beni.’’
‘‘Ama buradayım Fika. Hem yeryüzüne düştün bir kere. İkincisine lüzum yok. Bırak o kovsun seni… Fakat yanılıyorsun. Her duygu taşıyan anlayamaz seni. Zira duygular verilen değerler ile ilintilidir. Sevdiğini toprağa versen ağlamaz mısın? Ya simitçi Rıfat abinin baldızı ölse? Duygular, aynı hissiyatla cereyan etse de biriktiği ve yöneldiği hedefler başkadır Fika. Pişmanlık misal, her ruhta aynı frekansta titrer. Ama senin pişman olduğuna bir başkası ‘iyi ki’ diyebilir. Bu yüzden kalıplaşamazlar. Sadece renkleri aynıdır. Korku lacivert, neşe pembedir. Kaybetmek siyah, umut mavidir. Mesele neyi hangi renge boyadığında gizlidir. Fakat şu da vardır ki; toplum, neye ve kime değer vermemiz gerektiği hakkında biz yönlendirmeye çalışabilir. Hatta değer yargılarımızın şekillenmesinde baskı dahi kurabilir.’’
‘‘Evet Akif. Delirtiyor bu beni. Renklerimi ver, gerisine karışma arkadaş! Ben bu hayatta kendi resmimi yapmalıyım.’’
‘‘Karışacak Fika. Sürü olmazsa kaos olur sanıyor çünkü. Çünkü senin aklını sana bırakacak kadar özgürlük sevmiyor hiç bir toplum. Ama sen düşer misin bu tuzağa? Düşmezsin… Aklı hür olanın duyguları da hür olur.’’
‘‘Akıl mı? Aklı kim ne yapsın Akif? Boş versene! Ne güzel anlatıyordun. Keyfimizi kaçırma şimdi.’’
‘‘Deliliğini küçümsüyorsun Fika. Delinin ve dahinin aklından kork. Yalnız şu da bir gerçektir ki, akıl arttıkça duygu azalır insanda.’’
‘‘Tamamdır! Şimdi anladım işte neden delirdiğimi. Ben duygularımı kaybetmeden akıllanmaya kalktım Akif. E ikisi aynı bünyede barınamadı tabii.’’
‘‘Barınamazlar elbet. Biri doğru olana çeker seni, diğeri menfaatine. İkisi bambaşka şeylerdir. Aydınlanmana sevindim. Ama iş burada bitmedi. Anladığın üzere akıl, daima fayda esaslıdır. Maddeyi ve çevreyi tanımaya meyillidir. Böylece zarar ve faydayı öngörebilir ve adımlarını düzenler. Hiyerarşik bir düzen söz konusuysa şayet, akıl, salt güçtür Fika. Fakat onun değerini de zaafını da bilmeliyiz. Bak insan ırkına. Bedensel açıdan ne kadar da güçsüz ve aciz görünüyor. Sence duygusal oldukları için mi hala hayattalar? Hala hayattalar, çünkü doğada ancak zayıf olanlara bahşedilen bir şeye sahipler? Evet, doğru duydun: Zayıf olmanın lütfudur akıl. Fakat bu onlara bahşedilmedi Fika. Kazandılar… Kazanmak zorundaydılar. Ya yok olacaklardı ya da zayıf olmalarına rağmen yaşamanın bir yolunu bulacaklardı. Buldular. Ama durmadı akıl. Hakimiyet için öldürmesi gereken bir düşman daha vardı. Duygular… Çünkü aklı var eden realiteydi, mantıktı. Oysa duygular, beş duyunun yetersiz geldiği yerde başlar. Yani duygular, duyular ile ulaşılamayanlardır.’’
‘‘Akıl denen kontrol manyağı, kendi yarattığı duyguları, kendi zayıflığı mı ilan etti yani? Bunu anlayamıyorum?’’
‘‘Hiçbir öğretmen, öğrencisinin işaret ettiği yöne gitmeyi istemez Fika. Kendi yarattıkları tarafından yönetilmeye başlanan akıl da işte böyle düşünür. Gelişmeye görsün, hemen sınırlar soyutsal kavramların ruhumuzda yarattığı etkileri. Bu böyledir Fika. Cellatların adalet dağıttıklarına inanmadıkları vakit, katil olduklarını kabullenmek zorunda kalmaları gibi. Aynı anda hem adalet getirip hem de katil olabileceklerini düşünemezler.’’
‘‘Hala anlamıyorum. Akıl neden cellatlığa soyunur Akif?’’
‘‘İnsan, ya baltayı tutan ya da başı kütüğe yaslanandır. İşte akıl buna inanır ve başka bir seçenek olduğunu bilmez.’’
_
kocaman bir boşluktayım.
ama kalbinde olmayı yeğlerdim.
enginarlar size küsmüş sevgilim.
onları sevmediğinizi söylüyorlar, siz ise sevdiğinizi.
ben ikinize de inanmıyorum.
doğrusunu söylemek gerekirse,
en az bir enginar kadar yalancısın sevgilim!
bazen havalara uçuyorum bazen yere çakılıyorum.
ikisinin de olmadığı zamanlardaki boşluğum beni çıldırtıyor.
sevgilim, senin yüzünden.
çünkü bilmiyorum elimi bıraktığında ne yapacağımı.
Tutamadığım ele-veda değilde,
Koskoca bir “elveda” bırakıp ardımdan,
Ardıma bile bakmadan ,
Bakakalmış bir aşk bırakarak,
Son kez Gidiyorum! …
Biliyorum ,
Canını acıtmayacak bu gidiş,
Hiçbir şey olmamış gibi davranacaksın ,
Olmayacağım umurunda …
‘Geçmişim’ diye çizip üstünü,
Üstlendiğim bir ayrılıkla,
Alnından öpüp gecenin ayazında,
Araz’lığımla gidiyorum! …
Sen benden uzakta susmaları oynarken,
Ben en senli yanımla,
Ceketimi alıp,
Omzumda yitirilmiş umutlarımı toplayıp,
Senden uzaklara,
Sessiz ve kimsesizliğimle Gidiyorum ! …
Bu kadar mı fazlaydım yani sana ?
Bu kadar mı yüktüm bu sevdaya ?
Şimdi hangi şehir alır da basar beni bağrına,
Hangi dildar’ın yüreğine Aşk diye yazılırım?
Bilmiyorum…
Perde çekip bu kimliksiz kaldığım sevdaya,
Sevgisizliğimle , geçip gidiyorum sokağından …
Yalnızlığıma,
Sessizce mırıldandığım hicaz bir beste,
ve sağnak sağnak yağan yağmur sesleri eşliğinde,
Duvağı açılmamış hayallerimle ,
Hayatından geçip gidiyorum! …
Ardımdan ,
‘Bir varmış, bir yokmuş’ masallarına öykü olmayacak bensizlik ile,
‘Bir varmış , Bir daha yokmuş’ senliğim ile gidiyorum!
Ve sen hoş’kal ,
Kendine iyi bak! …
Kendine çok iyi bak…
Huzurlu Akşamlar😯
Güzelliğine benzetme bulmak zor - 114 Sabahına kadar sövdüğümüz “adaletsiz dünyada” bizim yaptığımız adil herhangi bir iş var mı ?
Dişlisi olduğumuz çarka sövmek abestir.
“Ama herkes yapıyor.” dedikten sonra da itiraz etme hakkı bir tek yüzsüzlere verilmiştir.
Hasıl-ı kelam.
Haksızlık her dem zail olmaya mahkumdur. Çünkü ölüm var.
zalim olmak, sadece fiziksel olarak başkasına zulmetmek değil ki..
meselâ, bir insanı çok sevmiş gibi görünerek de öldürebilirsiniz..
…