Kafamın içinde öyle sonsuz bir evren var ki; içeri birini aldığımda bir daha bulamıyorum…

shark vs the universe
Misplaced Lens Cap

Kiana Khansmith
Sade Olutola

No title available
Stranger Things
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available
No title available

Origami Around
One Nice Bug Per Day

#extradirty

Love Begins

ellievsbear
art blog(derogatory)
Claire Keane
Three Goblin Art
Not today Justin

izzy's playlists!
official daine visual archive
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Bolivia

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Ireland
seen from United States
seen from Switzerland

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
@hiradidem
Kafamın içinde öyle sonsuz bir evren var ki; içeri birini aldığımda bir daha bulamıyorum…
Veda etmek ve vazgeçmek bazen yakın anlamlarda kullanılsa da ikisinin de en önemli ortak noktası unutmamak üzere anıları saklamaktır. Ve ne yazık ki vazgeçtiğin bir durumda veda edemezken; veda ettiğin durumda vazgeçmek daha kolaydır. Peki tüm bunların ardından unutmayı da başarabilseydin sen, sen olur muydun? Peki hiç düşündün mü sen kimsin? Vazgeçtiklerin mi? Veda ettiklerin mi? Yoksa unuttukların mı?
Kalbimi bıraktım…🍀
Şeytan tüyü vardı gözlerinde, insanın baktıkça aşık olası geliyordu…. ~HiraSu~
Gidiyordu dilsiz yılan, sürünerek aramızdan
Hareketleri ağır, bedeni ağır, tıslaması ağır…
Tıkamış dünyaya kulaklarını belli ki sağır,
Gidiyordu bir daha gelmeyecekmiş gibi,
Bir daha üzmeyecekmiş gibi seni…
# Büyük ADA’m #
BABA'NIN GÜNAHKAR OĞLU -Part 7-
Lora dedi ki sonra: ‘’Sen ne verebilirsin ki Hares bana, Biliyorum bende senin gibi seviyorum ama bu 6. odanın verebildikleri ne sende var bana nede uçsuz bucaksız vahşi Coma’da’’
Hares dediki: ’’Gönlümün sahibi sevgili lora, cennet benim ruhumda, tüm sesler tüm neşeler tüm sevinçler bir araya gelir sonunda, uzatsan elini hem annen olurum hem de baban çocuklarımızla yaşarız yıllar boyu mutluca’’
Aşk acısı öldürür sevgiyi, nefretse sıcak yenen bir yemek. İnsan elindeyken bilmez kıymetini ve zanneder ki gerekmez emek. Cennet bekler yıllar yılı bir hayal aleminde bilmezki vermiştir ona bunları yüce adalet. Gövdende değildir seni tutsak eden pranga bir ışık gördüğünde sakın gözlerini kapama yaşa neşeyle hayatı gözlerini, ruhunu, duygularını kapama…
# Büyük ADA’m #
‘Bir gün beni bulman dileğiyle…’
BABA'NIN GÜNAHKAR OĞLU -Part 6-
Ve kalenin son odası 7. oda Kader odası: Lora bu odaya günler belki aylardır uğramıyordu. Burası haresle yaşadığı aşkı sonsuzlaştırabileceği bir kapıydı. Karanlıklar prensi hares’e açılan bu kapı yıllar önce lora’nın hares’e aşık olduğu bir odaydı. Hares onu okadar sevmişti ki onun sevgisi lora’yada yetiyordu. Lora diğer odaları keşfetmemişti ozamanlar. Ve bu oda belki onun için yaşam kapısıydı onu seven biriydi hares. Dahası anne babasını onlara olan sevgisini görebiliyordu hares’te. Bu yıllarca lorayı mutlu etti. Hares ,ise lora’ya sırılsıklam aşıktı. Onun için günün yarısını yanında geçiriyor lora’nın uyayabilmesi, dinlenebilmesi için ise oradan uzaklaşıyordu. Taki lora diğer odaları keşfedip de hares’in yüzüne bakmaz olana dek. Sonra hares aşkına karşılık bulamayınca öfkelendi coma’yı yaşanmaz sevgisiz çorak bir yer haline getirdi. Lakin içindeki son kıvılcım hala sönmemişti. Bu sebeple ayda bir 5 dakika yüzünü gösteriyor 7. kapının önünde lorayı bekliyordu. Lora’dan karşılık göremeyince daha çok öfkelenip nefret taşıyordu.
# Büyük ADA’m #
BABA'NIN GÜNAHKAR OĞLU -Part 5-
5. oda tadlar odası: Lora biliyorduki kendisi gibi coma üzerinde yaşayan eğer birileride varsa onlarında bilmediği dahası yaşamadığı bir şeydi bu. Lora kendini bildik bileli hiç yemek yeme su ihtiyacı duymamıştı, Tabi ki Coma’nın diğer yaşayanlarıda. İhtiyacı olmayan bu durum ona eşsiz bi neşe sağlıyordu. Diğer odalarda doğayı görebiliyor duyabiliyor ama bir türlü bu denli yaklaşamıyordu. Lora bir yaprağın dudaklarında bıraktığı tada bile bir mucize olarak bakıyordu. Çünki bu anlatılamaz bir şeydi. Doğayla bütünleşebilmek. Her tattığı meyvede, içtiği suda, arıların ürettiği her damla lezzetli balda lora kendisini tanrı gibi yüce bir varlık olarak hissediyor ama sonra bu futursuz tanrı olma hevesi yüzünden yüzü kızarıyordu. Lakin lora utansada hergün bu odaya uğramadanda yapamıyordu. 6. oda Gerçeklik odası: Lora bu odaya yine kendince bir isim vermişti. Anlaşılamaz bir oda yoksa gizem odasımı demeliydi bu odaya. Bu oda bomboş bir odaydı. Rengi griydi. Lora bu odada yaşıyordu adeta. Diğer odalarda yaşadığı güzel şeyler için ancak bu odada çığlık atarak sevinebiliyor. Annesini babasını özlediğinde hıçkıra hıçkıra ağlayabiliyor ve ses odasında duyduğu melodileri kendisi yüksek sesle bu odada mırıldanabiliyordu. ‘’Tanrım bu odayı bana verdiğin için şükürler olsun’’ diyerek iç çekiyordu.
# Büyük ADA’m #
BABA'NIN GÜNAHKAR OĞLU -Part 4-
Kalenin 3.odası Kartal gözü odasıydı: Lora bu odanın içerisindeyken Coma’nın uçsuz bucaksız vahşi ovalarının dışına çıkabildiğini bir çiçeğin üzerinde dolaşabildiğini kendi gibi insanların arasına karışabildiğini sesini duyduğu hayvanların ve kokusuna aşık olduğu bitkilerin arasına bir anda dalabildiği ve bunu bitmek bilmeyen bir oyun eşliğinde dans eşliğinde yapabildiği bir yerdi. Lora için bu oda belki diğerlerinden daha değerliydi. Coma o kadar izbe ve vahşiydiki kendisinden başka bir canlı göremediği bu karanlık gezegende bu 3. oda neredeyse onu hayata bağlayan yegane yerdi.
Kalenin 4. odası ruhlar odası: Lora bu odada ne görebiliyor nede duyabiliyordu. Bilmeyen birisi için bu oda belki ürkütücü gelebilirdi bir anda. Yada coma’ya açılan vahşet kapısı zannedebilirdi bir anda. Elbette lora bu odayı iyi biliyor ve neşeyle koşuyordu bu odaya. Tüm sevdikleri bu odanın içerisindeydi. Göremese de duyamasa da dokunamasa da müthiş bir huzur içindeydi bu yerde. ‘’Belki’’ diyordu lora ‘’ölünce bu odanın içinde olmalıyım. Nede olsa ölü bir insanın diğer odalara ne ihtiyacı olabilir ki’’ Diye düşünmüştü lora.
# Büyük ADA’m #
BABA'NIN GÜNAHKAR OĞLU -Part 3-
Coma'nın Gözyaşları
Coma’nın uçsuz bucaksız vahşi ovalarında son aydınlanma kaybolalı henüz saniyeler geçmişti. Kilometrelerce uzayan bu bozkır verimsiz vahşi ovanın hiç aydınlanmayan yüzünde Karanlıklar prensi Yüce Haresin Umutsuz aşkı Lora’nın yaşadığı kale Kibele yer alıyordu. Kale 7 bölmeden oluşuyordu. 1. oda kokular odası: Lora bu odada kendini doyumsuz mutlu hissediyordu. Çiçek kokularını nane kokusunu yosun kokusunu envai çeşit kokuları yalnızca bu odada alabilmek mümkündü. Ne kalenin başka bir odasında nede Coma’nın kilometrelerce uzayan izbe karanlık ovalarında bu kokuları alabilmek mümkün değildi. Kalenin 2.odası Sesler odası: Lora bu odada hiç görmediği hayvanların neşeli seslerini anne ve babasının konuşmalarını kuş cıvıltılarını şelale sesini doğanın coşkusunu duyabiliyordu. Lora için bu oda ruhunu dinlendirdiği ve kulağına melodi gibi gelen bu sesler eşliğinde rüyalara dalabildiği rahat uyuyabildiği muhteşem bir odaydı.
# Büyük ADA’m #
“BABA'NIN GÜNAHKAR OĞLU -Part 2- Hales'in ışık süzmeleri milyonlarca ışık yılı uzaktan ancak burnu ve şakaklarını aydınlatmaya yetebiliyordu. Adam alışkanlık üzere doğruldu 5dakika sürecek olan bu aydınlanmayı tüm iliklerinde hissetmek istercesine gerindi. Döngüsel olarak bu aydınlama gerçekleşiyordu elbet ama, zaman kavramını yitirmesine yetecek kadar uzun bir zaman sonra. Biz dediği diğerleri, görüş mesafesinden çok uzakta, serpiştirilmişlerdi yapışık oldukları Coma’nın sert uçsuz bucaksız vahşi ovalarına. Biz diyorlardı bekli hepsi ama, bir kez olsun ne birbirlerinin yüzlerini görmüşlerdi ne de konuşabilmişlerdi. Hissediyorlardı birbirlerinin var olduklarını sadece o kadar. ‘’Aslına bakılırsa’’ diye düşündü adam ‘’diğerlerinden bir iz bir işaret bile almadım bunca bilemediğim zaman, gerçekten var mı ki bu itilmiş yalnızlaştırılmış gezegende benim gibi kaderiyle yaşayan’’ dedi…”
—
Büyük Ada’m
(Bir gün beni tekrar bulman dileğiyle…)
“BABA'NIN GÜNAHKAR OĞLU -Part 1- Adam dedi ki ‘’ Bir hayale dalmak kadar meçhul olan şu alemde kimler gelmiş kimler geçmiş bu hayal sahnesinde, peki söyle yüce adalet: onlara verdin de kifayet neden kaldı bizlere bu koskoca kıyamet‘’ ve gövdesinden yapışık olduğu vazgeçilmez toprak parçasına avuç içlerini çaresizce yapıştırdı. Göz pınarları olsaydı elbet ne çok isterdi haykıra haykıra ağlamak ve yıllardır boğazında düğümlenen o acımsı tortuyu bir şekilde söküp atmak. Lakin belli ki bunu bile çok görmüştü o her şeyin üzerinde olan yüce adalet.”
—
Büyük Ada’m
(Bir gün beni tekrar bulman dileğiyle…)
Aklımdan bir adım ileri gitsen kalbime düşeceksin..Farkında değilsin...
Gidenler bizden hep bir parça götürürler. O parçanın yerinde de derin izler kalır. Herkesin bir yara izi vardır, insanlardan gizlemeye çalıştığı, saklamak için çok uğraştığı bir yara izi.. Herkesin bir yara izi vardır, kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan.. Baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlayacak bir yara izi.. Bu izlerle yaşamaya alışırsın. Bir sabah, belki gün doğarken baktığında dışarı, yaşamayı yeniden sevebilirsin. Ve birgün elbet birileri o yara izlerine dokunur, acında biraz olsun hafiflemeye başlar…
Leyla ile Mecnun
Burası böyle bir karanlık, buraya düştüğünüzde çıkış olmadığını bilirsiniz. Ve burdaki renkler sadece siyahtır. Duyabileceğiniz tek ses ise kalp atışınız ve demir bir ranzanin gicirtisindan ibarettir. Tek kaçış yolunuz yazmak olur duvalara ,kağıtlara ve hatta birgun cikabileceginizi umut ettiğiniz o demir kapının üzerine. Unutmamak için renkleri, bir gok kuşağı çizebilirsiniz mesela gökyüzünüz olan tavanda yada geceleri kayan yıldızlar hayal edebilirsiniz. Umut edebilirsiniz avuç içi kadar küçük olan pencereden odanıza güneş doğabileceğini. Ya da bir sandalye ile lavobaya vurup, kırık mermer parçalarıyla bileklerinizi kesebilirsiniz. En iyi ihtimalle azrailinizle erken tanışırsınız.. Belkide hayatta kalarak(ki eminim benim yerimde olsaniz ölmüş olmayı yegelerdiniz) karanliginiza yeniden dönüşünüzü izlersiniz. Bu boktan dünyanın boktan kurallarına sadece masumların uymak zorunda olduğunu bir kere daha anlayarak... #HiraSu
Iste benim hikayem böyle başladı. Geldiginden haberim olmayan büyük bir sessizlik çığının altında ezilmek üzereyken... tipki basit bir tabure olan ağacın zımpara sesine karşı bagirmasi gibi. Oysa bağırmadan konuşacak olsa anlatabilirdi belki yaşamak için verdiği onca emeği ama o bağırmayı seçti. Diğerleri gibi insan oğluna boyun eğdirildi. Birileri şu ağaçlara bağırmadan konuşmayı öğretmeli. Ya da bir seçenek daha var savaş açmalıyız, herkes özgürce bağırabilmeli. Bir kırlangıcın kanadından düşen tüyün çıkardığı ses kadar yüksek olmalı çığlıklarımız. Karşı çıkmalıyız, herkes istediği kadar özgür olmalı.
Bu beynimin içinde bir başkaldiri, bu bir savaş çağrısı...