Instagram credit: comewithkris
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Misplaced Lens Cap
TVSTRANGERTHINGS
DEAR READER

pixel skylines

❣ Chile in a Photography ❣
Peter Solarz
I'd rather be in outer space 🛸

No title available
Cosmic Funnies
Sweet Seals For You, Always
taylor price
No title available
Show & Tell
noise dept.
One Nice Bug Per Day
we're not kids anymore.
macklin celebrini has autism

titsay

Discoholic 🪩

seen from United States
seen from United States
seen from New Zealand
seen from Germany
seen from United States
seen from Ukraine

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Poland
seen from United Kingdom

seen from Canada

seen from United States
seen from Hungary
seen from Iceland

seen from Italy

seen from Italy
seen from United States
@hogwartstabirmasal
Instagram credit: comewithkris
yedy101
Bugün dışarı da bir kaç işim var ama eve döndüğümde yatağa gireceğim hemen. Kestane pişirip, kahvemi de alıp film izleyeceğim.
Hazır kendim için film araştırmalarına girmişken buraya yıllar önce izlediğim ama hâlâ zaman zaman aklıma gelen beni duygulandıran bir animasyondan bahsedeceğim.
Ateşböceklerinin mezarı.
Savaşta kalan iki kardeşin hikayesi. Çoçuk olarak bir savaşa tanık olmanın hikayesi.
Günlerce ağladığımı filmin etkisinden çıkamadığımı biliyorum. Ve iyi ki izlemişim dediğim bir filmdi.
Sizlere de izlemenizi tavsiye ederim.
+ sen hiç ateşböceği gördün mü? - hayır, görmedim. + göremezsin, göstermiyorlar ki. herkes de göremez zaten. edison doğayı yendi, hem de kendi sahasında; biz o ara yoğunduk, ediz hun'un filmlerini seyrediyorduk. - anlamadım?! + kıymetini bil; anlasaydın yalnızlık çekerdin.
Huzur
"oturduk ve güneş omuzlarımıza vururken özgür insanlar gibi içtik. tüm evrenin sahibi gibiydik."
Cem Adrian - Ben Geldim
“Kendi dilinizi temiz tutun. Arkadaşlarınızın kulaklarını kirletmeyin. Küfretmek manevi medeniyetsizlik alametidir.”
— Beyaz Zambaklar Ülkesi - Grigory Petrov
Kalevala'ya Göre Yaratılış
Fin mitolojisine liseye başladığımdan beri ilgim var. O zamanlar büyük Fin destanı Kalevala çevrilmemişti. Sadece 1966'dan eksik bir çeviri ve düz yazıya çevrilmiş bir çocuk kitabı mevcuttu. 2017'de Riitta Cankoçak'ın çevirisi ile Türk okuyucusu ile buluştu. Bu çeviriden ve bazı kaynaklardan toplayarak, Kalevala'ya göre Dünya'nın oluşumu ve yaratılış nasıl oldu, bunu açıklayan bir yazı yazmak istedim. Elbette ayrıntılar için destanı okumak gerek ve kaynaklar arasında da farklılıklar mevcut. Ben elimdeki çeviriye bağlı kalmayı seçtim.
***
Fin halk destanı Kalevala'nın ilk iki şiiri, yaratılışı ve Fin halk kahramanı yarı-tanrı Väinämöinen'in doğuşunu konu alır. Bu kahramanın doğuşu zaten yaratılış ile de ilişkilidir.
Väinämöinen'in anası havanın bakiresi Ilmatar'dır. Semada yaşayan Ilmatar el değmemiş, güzel mi güzel bir bakiredir. Zamanın ilerlediğini, kendisinin söndüğünü görünce deryaya iner ve Ilmatar sudan (denizden olarak da geçer) ve rüzgardan hamile kalır. Fakat çocuk doğmaz ve yüklü Ilmatar yıllarca (bazı kaynaklarda 700, elimdeki Türkçe çeviride ise 33 yıl diyor) acı içinde coşkun denizlerde sürüklenir durur. Efsanevi bir kuş konacak yer arıyordur (çeviride turna denmiş) ve Ilmatar da dizine konmasına izin verir. Kuş, Ilmatar'ın dizine yuva yapar ve altısı altın biri demir toplam yedi yumurta bırakır. Yumurtalar öyle ısınır ki Ilmatar'ın dizini yakarlar. Bunun üzerine Ilmatar dizini oynatır ve yumurtalar denize düşer fakat yumurtalar denizde kaybolmaz, taşa vurup parçalanırlar. Kabuğun dibinden yeryüzü, yumurta akından ay ve yıldızlar, sarısından güneş, lekelerinden de bulutlar oluşur. Bunun üzerine Ilmatar da etrafta yüzerek toprağı şekillendirmeye devam eder. Bu sırada anasının karnındaki Väinämöinen artık bir bebek değil, yaşlı bir bilge olmuştur. Anasının karnında kalmaktan sıkılan Väinämöinen, Ay'a dua eder ve anasının rahminden kurtulmayı başarır. Uzun yıllar çıkabileceği bir toprak arayarak denizde sürüklenmeye devam eder, nihayet karaya çıktığındaysa arazi çoraktır. Hiçbir yerde istediğini bulamaz. Tarlaların oğlanı Sampsa Pellervoinen'den toprağı ekmesini ister. Çeşitli ağaçlar oluşur. Meşe ağacı çok büyüyerek her yeri kaplar. Ay ve güneş görünmez olur. Bundan memnun kalmayan Väinämöinen, annesinden yardım ister. Denizden baş parmak büyüklüğünde deniz halkından bir er çıkar. Väinämöinen bu yaratığın meşeyi kesebileceğinden emin değildir, gözü tutmaz fakat o, üç vuruşta meşeyi devirir. Meşe devrilince ışığa kavuşan ormanda çeşitli bitkiler yetişir fakat arpa çıkmaz (Arpa, Finler'in temel besinlerinden biridir). Väinämöinen su kenarına iner, yedi tane tohum bulur, bunları eker ve tanrıların tanrısı Ukko'ya dua eder. Günler sonra emeğinin karşılığını görmeye giden Väinämöinen, dört bir yanın başak dolduğunu görür. Oradan geçmekte olan guguk kuşu, koca bir huşun bırakıldığını görür, nedenini sorar. Väinämöinen o ağacın guguk kuşunun yuvası olduğunu söyler. Guguk kuşu gururlanır ve şakımaya, hasat türküsünü ötmeye başlar. (Guguk kuşu o coğrafyanın kültüründe (Fin, Rus vs.) önemli yer tutmaktadır.) İkinci şiir de burada biter.
Resim: Robert Wilhelm Ekman, Ilmatar.