kendisini abartan bir piyano
Iyi de nasil, iyi de nasil biliyorsun?
Paris’te yasamak varken mesela, belki baska bir zamanda. Woody Allen hakli degildi. Baska bir zamandan bahsetmek basit bir nostaljiden ibaret degildir.
Paris’te bulmayi umdugum neydi sahi?
Kendisini abartan bir piyano mu?
Gunlerden gun begenmeyen korkak bir asik mi?
Ne var bu askta bu kadar?
Soyleme, kendinden, kendilikten, kimseden, birisi olabilmekten ve herkesten bahsetme!
Gercekle baglari koparir gibi sahte, bir de ustune ‘yaratir’ gibi kibirli bu sozcuk.
Butunlugu, tum olmayi, tam olmayi anlat bana.
Bensiz gunlerini anlat mesela. Sonra ben sana Brecht’in sorularini sorayim. Cok genc olmus bir kimseyi dusunmeden Brecht’den bahsetmenin mumkun olup olmadigini merak etmeden...
Paris’te aradigimiz her ne ise bilmeliyiz, bulamayiz.
Buldugumuzu zannedebiliriz pekala.
Sanmanin guzelligi heryerdedir. Yerden bahsetmek zamana kiyasla pek akillicadir.
Asik oldugunu sanar pek cogu, uzuldugunu, mutlu oldugunu.
Olmaz oyle sey! Hissedilen sanilmamistir. Bir an yapilmis, orada islemis ve belki en fazla yansimistir.
Ah ne guzel, ahkam kesebilecek kadar ozgur hissetmek( baskalarinin hissetmeleri uzerine)
Ben aslinda bu gece neden ve neyi Paris’te aramadigimdan bahsedip, bazen birisinin herseyi( anlatilmamis, anlasilmamis, yasanmamis, yalnizca hissedilmis) ne kadar iyi aldigindan soz edecektim.
Sonsuz karadir. Gokyuzu hic acik mavi degildi ki. Bak askima, kapkara.
Bugun seninle olmayacak birisiyim.
Belki sen de birgun Paris’te aramaya cesaret edersin.