dünya kalabalık, ben tenhayım. konuşan çok ama söz hep eksik. bir cümlelik varlık hissi için bin susuş saklıyorum içimde. her sabah, başka bir ben'le uyanıp eskisini gömüyorum derinlere.

shark vs the universe
cherry valley forever
Not today Justin
No title available
🩵 avery cochrane 🩵
Monterey Bay Aquarium

roma★

No title available

if i look back, i am lost
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
todays bird
Keni
Mike Driver
occasionally subtle
One Nice Bug Per Day
we're not kids anymore.
macklin celebrini has autism

titsay
almost home
hello vonnie

seen from India

seen from Bangladesh
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Japan

seen from United States

seen from United States
seen from South Korea
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Venezuela

seen from T1
seen from United States

seen from Singapore
@intiharedendusunceler
dünya kalabalık, ben tenhayım. konuşan çok ama söz hep eksik. bir cümlelik varlık hissi için bin susuş saklıyorum içimde. her sabah, başka bir ben'le uyanıp eskisini gömüyorum derinlere.
umarım bu ağrı beni öldürür de son bulur acım
kendimi uzun zamandir bir yere yetismeye calisiyormus gibi hissediyorum ama nereye gittigimi de bilmiyorum. bazen gecmisten kopamiyorum, bazen gelecegi dusunmekten bugunu yasayamiyorum. en cok da kendi zihnim yoruyor beni. ayni sorulari tekrar tekrar sormaktan, her seyin nedenini aramaktan ve insanlarin birkac dakikada unutup gittigi seyleri gunlerce tasimaktan yoruldum. galiba insanin en buyuk hapishanesi disarisi degil, kendi bilinci. cunku insan dunyadan kacabilir ama kendinden asla kacamiyor. insanlara yaklasmak istiyorum ama ayni anda uzak duruyorum. cunku birine yaklasmak yalnizca ona guvenmek degil, kendinden de bir parca vermektir. insan ise en cok eksildigi yerden korkuyor. belki de bu yuzden sessizlik bana daha tanidik geliyor. sessizlik benden aciklama istemiyor, guclu gorunmemi beklemiyor, yaralarimi saklamami gerektirmiyor. bazi insanlar konusarak iyilesiyor, ben ise sustukca kendime biraz daha yaklasiyorum. en cok da kendi kabugumla olan iliskim dusunduruyor beni. insanlar disaridan bakinca o kabugu guvenli saniyor ama ben onun icinde mutlu degilim. yalnizca oraya alistim. konfor ile mutlulugu uzun zamandir birbirine karistiriyorum. disariya cikmiyorum cunku burada huzurlu oldugumdan degil, buranin acisini ezbere bildigimden. insan bazen tanidigi karanligi, bilmedigi isiga tercih ediyor. kabugumu kirarsam ozgurlesecegime degil, kendimi ciplak ve savunmasiz hissedecegime inaniyorum. belki de degisimden degil, alistigim benligi kaybetmekten korkuyorum. eskiden buyumenin insani hafifletecegini sanirdim. oysa yas aldikca omuzlarimdaki yuk degismedi, yalnizca adi degisti. cocukken korku dedigim sey bugun kaygi oldu. kirginlik dedigim sey aliskanliga donustu. beklemek ise zamanla yasam bicimim haline geldi. insan, yillar gectikce bazi acilari unutmaz. yalnizca onlarla yasamayi ogrenir. bazen dusunuyorum da, belki de insanin en buyuk trajedisi olumlu olmasi degildir. asil trajedi, olumlu oldugunu bilerek yasamasidir. garip olan su ki olumden korkuyorum ama yok olma fikri beni derinden cezbediyor. korktugum sey olmekten cok, yarim kalmak. buna ragmen bir gun hic var olmamisim gibi sessizce evrene karisacak olma dusuncesinde tuhaf bir huzur da buluyorum. bunun bir celiski oldugunu biliyorum ama insan bazen en cok kendi celiskilerinden ibaret oluyor. boyle boyle en cok da kendime yabancilastigimi hissediyorum. aynaya baktigimda degisen yuzumu goruyorum ama degisen yalnizca yuzum degil. bir zamanlar kolayca heyecanlanan, insanlara inanan, gelecegi merak eden tarafim da yavas yavas geride kaldi. simdi ise cogu zaman yalnizca gozlemliyorum. insanlari, hayati, kendimi. sanki yasamin icinde degil de biraz disinda duruyormusum gibi hissediyorum. belki de var olmak, ait olamamayi da beraberinde getiriyor. yine de icimde tamamen sonmeyen bir sey var. adina umut demek dogru olur mu bilmiyorum. belki yalnizca vazgecmeyi beceremiyorum. bazen hic var olmamis olmayi dusunuyorum. bunu bir kacis olarak degil, butun agirligin ortadan kalktigi mutlak bir sessizlik gibi hayal ediyorum. sonra sabah oluyor, yine uyaniyorum ve hayat devam ediyor. demek ki icimde beni hayata baglayan, benim bile adini koyamadigim sessiz bir neden hala var. belki de insan butun omru boyunca o nedeni ariyor. bazen onu buluyor, bazen buldugunu saniyor, bazen de aramaktan baska elinde hicbir sey kalmiyor. ama yine de yurumeye devam ediyor. cunku belki de yasam, bir anlam bulmaktan cok, anlami aramayi birakmamaktir.
Benden aldıkları benden fazla
geceleri bazen balkonun en kucuk kosesinde elimde paketim kulagimda tamino kayboluyorum. bir odanin kenarinda kulagimda ayni sarkilar donup duruyor. disaridaki dunya benden hicbir sey istemezken o sessizlik bana daha tanidik geliyor. cunku uzun zamandir en iyi bildigim sey sessiz kalmak oldu. insanlar birilerine alismayi cok kolay anlatiyor. ben ise nasil alisilacagini bile bilmiyorum. ne zaman biri bana biraz daha yaklassa icimde tarif edemedigim bir sey oluyor. kacmak istemiyorum ama oldugum yerde de kalamiyorum. sanki bir adim atsam bilmedigim bir hayatin icine girecekmisim gibi geliyor. garip olan su ki ne hissettigimi bile bilmiyorum. birine karsi bir sey hissedip hissetmedigimi anlamaya calisirken bile dusuncelerim duygularimin onune geciyor. kendime surekli ayni sorulari soruyorum. bu gercekten hissettigim bir sey mi. yoksa sadece alisik olmadigim icin mi boyle geliyor bana. ilk defa biri bana boyle yaklastigi icin mi heyecanlaniyorum. yoksa gercekten onu mu merak ediyorum. cevabini bulamayinca da susuyorum. bana icinden geldigi gibi davran diyorlar. keske bu kadar kolay olsaydi. insan bazen rol yaptigi icin degil gercekten icinden ne gectigini bilmedigi icin durup kaliyor. ben de tam olarak bunu yasiyorum. ne hissediyorsun deseler uzun uzun dusunurum ama yine de emin olamam. cunku icimde her seyin sesi birbirine karismis gibi. karsimdaki insanlar icinde karmasik bir durum. aslinda uzun sure ayni yerde kalan bir insan bir anda yurumeyi unutuyor. kimsenin sucu degil. ama insan alismadigi seylere dogal davranamiyor. guzel bir soz duyunca mutlu olmaktan once nasil cevap verecegini dusunuyor. bir sohbet ilerledikce rahatlamak yerine daha cok kendini izlemeye basliyor. acaba dogru mu konustum. acaba eksik mi kaldim. acaba yanlis mi anlasildim. bunlari dusunmekten sohbetin kendisini bile yasayamiyor. bazen aklimin biraz susmasini istiyorum. her seyi anlamlandirmaya calismadan bir seyleri sadece oldugu gibi yasayabilmeyi istiyorum. bir cumlenin altinda baska bir anlam aramadan. bir bakisin nedenini dusunmeden. sadece o anin icinde kalabilmeyi istiyorum. ama zihnim her seyi parcalara ayiriyor. her ihtimali dusunuyor. sonra da hicbirine tam anlamiyla inanamiyor. en cok da buna kiriliyorum galiba. ne kendime kesin bir sey soyleyebiliyorum ne de karsimdakine. cunku ikisinin de cevabini bilmiyorum. bilmedigim bir seyin sozunu vermek istemiyorum. belki de ilk kez hayat bana dusunerek degil yasayarak ogrenecegim bir sey gosteriyor. ama ben hala dusunmeyi birakamiyorum. bazen tek istedigim sey zihnimin biraz susmasi. cunku ne hissettigimi belki de en cok onun sesi yuzunden duyamiyorum.
kendi evimde hayaletmişim gibi hissediyorum.
toprak dediğin yalnız çürüten değil, bazen insana kendini anlatan yol.
ayni kapinin koluna her dokunusumda degisen tek seyin elim oldugunu dusunuyorum. metal hep ayni soguklukta duruyor. koridor ayni uzunlugu israrla koruyor. duvarlar birbirlerine ne yaklasiyor ne uzaklasiyor. degisen dedikleri seyin ne oldugunu uzun zamandir anlayamiyorum. eskimekle degismek ayni sey degil. biri usulca birikiyor oburu hep erteleniyor. eve her donusumde ayni hava yuzume carpiyor. neye benzedigini bir turlu soyleyemiyorum. uzun yillar acilmamis bir cekmecenin icinde bekleyen kagitlar gibi. kimsenin yuksek sesle dile getirmedigi seylerin de bir kokusu varsa evler onu sakliyor olmali. sandalyeler oturanlari degil kalkamayanlari hatirliyor. masalar ustlerine birakilan bardaklari degil yarim kalan cumleleri tasiyor. saat calisiyor ama odalar zamana ortak olmuyor. gunler disarida ilerliyor eve girince birbirinin ustune kapanip ayni gunu yeniden kuruyorlar. takvim kendi isini hic aksatmamis. sayfalar dusmus. mevsimler birbirine karismis. disarida bir suru hayat kurulmus bir suru hayat dagilmis. butun bunlar olurken ben sanki ayni cumlenin icinde oyalanmisim. acele ettigim de oldu durdugum da ama ikisi de ayni yere cikti. simdi canimi acitan sey gec kalmis olmak degil. gec kalmayi zamanla dogal bulmus olmak. beklemek o kadar uzun surmus ki beklemedigim bir gunun nasil gorunecegini unutmusum. en garibi de bu degil. en garibi hicbir seyin bir anda olmamasi. insani buyuk kirilmalar degil goz alismalari degistiriyor. ayni pencereyi her sabah acmak. ayni sessizligi fark etmeden dinlemek. ayni dusunceyi artik kendinden ayiramamak. tasin suya yenildigini kimse gormuyor. herkes son haline bakiyor. oysa tasi degistiren son damla degil ondan once gelen binlercesi. geriye dogru baktigimda aklima ilk gelen sey gecen yillar olmuyor. gecmeyen gunler oluyor. bunun telafisi var mi bilmiyorum. aklimi kurcalayan sey de gecmis degil. omrun bir noktadan sonra yasananlarla degil tekrar edilenlerle olculmeye baslamasi. bu yuzden bazi insanlar yaslanmiyor. sadece ayni gunu gerektiginden fazla yasiyor.
Dktt dinlersen eğer dktt-sen ve ben
tesekkurler
"değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli."
Şarkı önerir misin
bazen kendimi hicbir zaman yeterli olamayacak biri gibi hissediyorum. hic kimse icin. hicbir sey icin. sanki icimde surekli fisildayan bir ses var. ait olmadigimi, sevilmeye deger olmadigimi, kimsenin uzun sure yaninda tutmak isteyecegi biri olmadigimi soyluyor. bu sesi susturmanin yollarini ariyorum ama ne kadar ugrasirsam ugrasayim hep ayni yere donuyorum. cunku insan bazen yaralarini iyilestirmiyor, sadece onlari tasimayi ogreniyor. ne zaman bunlardan bahsetmeye calissam her sey yanlis cikiyor. kelimelerim birbirine dolaniyor, duygularim birbirinin ustune yigiliyor ve uzun zamandir susturdugum her sey bir anda disari dokuluyor. sonra yardima ihtiyaci olan biri gibi degil de, sorunun kendisiymisim gibi gorunuyorum. insanlar sesimi duyuyor ama anlatmaya calistigim seyi duymuyor. belki iyi bir evlat degilim. belki iyi bir kardes degilim. belki iyi bir dost da olamiyorum. bazen dusunuyorum da belki de gercekten onemli olan hicbir konuda yeterince iyi degilim. belki hep aski yazan ama hic askin kendisi olamayan biri olacagim. hep baskalarinin hikayesini anlayan ama hic kimsenin hikayesinde kalici olamayan. iste birazda bu yuzden durmadan kendimi gelistirmeye calisiyorum. her insanla sohbet edebilecek kadar farkli seyler ogreniyorum. kitaplar okuyorum, notlar aliyorum, arastiriyorum. edebiyat, felsefe, psikoloji, bilim. meraktan degil sadece. yasamak istedigim icin de degil. belki de kendimi bulabilmek icin. cunku bazen insan neyi sevdigini degil, neyi ogrenmekten vazgecemedigini fark ederek taniyor kendini. ogrendikce zihnim buyuyor ama ben hala ayni sorunun etrafinda dolaniyorum. yine de bir seyler biriktirmeyi birakamiyorum. belki bir gun eksik olan seyin bilgi degil, ben oldugumu anlamamak icin. her yeni bilgi bana kendime biraz daha yaklastigimi hissettiriyor. sonra donup baktigimda hala ayni yerde oldugumu goruyorum. altini cizdigim her cumle, ezberledigim her siir, uzerine saatlerce dusundugum her fikir sanki icimde adini koyamadigim bir bosluga birakiliyor. kutuphanem buyuyor ama o bosluk ayni kaliyor. belki de bu yuzden ogrenmeyi hic birakamiyorum. cunku kendimi bulamiyorsam, en azindan aramaya devam edebiliyorum.
uzun suren dusuncelerin bir yere vardigina hic rastlamadim. vardigi sanilan yerler, donup dolasip ayni sorunun baska bir bicimi cikti karsima. zihin, kendini ikna etmeye en yatkin yer sayiliyor. bense en buyuk inatlarin orada buyudugunu gordum. bir dusunceyi sonuna kadar tasimakla ondan kurtulmak ayni sey degilmis. aksine, fazla yaklasilan her sey kendi sinirlarini kaybediyor. secmeye calistiklarim birbirine benzemeye basladi, vazgectiklerim de. hangisinin dogru oldugu degil, hangisinin daha uzun sure katlanilabilir oldugu onem kazandi. huzur denilen seyin de buyuk bir iddiadan ibaret oldugunu dusunuyorum. kendini aciklayabilen zihinlere ait bir kelime. benim payima dusense aciklamaya direnen bir sessizlik. susmak istemedigim anlarda bile dilimin gerisinde bekleyen, konustukca cogalan, cogaldikca kendi agirligini ureten bir sessizlik. kalemi elime aldiran da o. yazmak bir rahatlama degil,dusuncenin kendi uzerine kapanirken cikardigi sesi kayda gecirmek. unutmakla hatirlamak arasinda duran o dar araligi korumak. cunku unutulan sey kaybolmuyor, yalnizca baska bir bicimde dusunulmeye devam ediyor. dusunceler de insanlar gibi degilki. uzaklastikca siliklesmiyor, uzaklastikca kendilerine daha cok benziyor. bir omrun ayni soruyu degisik cumlelerle yineleyerek gecmesi utanc sayilmamali. degismek kadar degisememek de bir hakikat. kendimden uzaklasmaya calistikca yine kendime rastliyorum. tanidik olanin agirligi da buradan geliyor. yeni bir yol acilmiyor, eski yollar kendi izlerini derinlestiriyor. kimi kirginliklar unutulmadigi icin degil, dusuncenin yapisina karistigi icin suruyor. oradan cekilip alinacak bir parca kalmiyor. insan kendi zihninin tanigi olunca, mahkumu olmayi da gecikmeden ogreniyor. yine de kalemden vazgecilmiyor. kagit ikna etmiyor, teselli de etmiyor. yalnizca dusuncenin dagilirken bile bir duzeni oldugunu hatirlatiyor. duzen dedigim de duzen degil, dagilmanin bile kendine ait bir usulu bulundugu gercegi. en buyuk yanilgi, cikisi uzaklarda aramak. cikis diye gosterilen yollarin cogu, ayni odanin icinde daha genis daireler cizmekten ibaret. o dairelerin ortasinda duran kisi degismiyor. yalnizca baktigi yer derinlesiyor.
"kendimden biktim, kendimi korkutmak icin hikayeler uyduruyorum, basima gelebilecek en kotu seyleri dusunuyorum, surekli kabus goruyorum. hayattan da olumden korktugum kadar korkuyorum. hangisini secmeliyim? unutmak icin iciyorum, hayat suyu iciyorum, oteki dunyanin suyunu icmekten korkarak. usulca ayrilmak isterim bu dunyadan, gurultu yapmamak icin yalinayak gecenin karanligina karisarak."
ortemedigim bir gecmis degil aslinda, ustunu ortmeye calistikca buyuyen bir sey tasiyorum. geceler boyu dusmelerim var, her dusus bir oncekinin devamiyla kaniyor. insan debelenmenin de bir aliskanlik oldugunu gec ogreniyor. ben de gec ogrendim. unutmak diye bir sey var sandim, meger insan sadece acisinin bicimini degistiriyormus. canima yakisani sevdim belki de bu yuzden. baska turlusu elimde uzun sure durmadi. neyi sevdiysem biraz eksildi, neyi kaybettimse bende kaldi. cocuklugum bir guzellikti demeye dilim variyor ama ardindan susuyorum. guzellik dedigim sey, belki de neyin eksik oldugunu bilmedigim gunlermis. sonra zaman gecti. yetisemedigim seyler eskidi, ardindan yetisemeyen tarafim. insan bir omur kosuyor da vardigi yer hep kendi gecikmisi oluyor. ben de her adimda biraz daha geride kaldim. geride kaldikca yurudugumu sandim. meger ayni yerde eskimisim. artik aynalara uzun uzun bakmiyorum. insan bir sure sonra yuzunu degil, tasidigi yorgunlugu goruyor. bende eksik olanin adini koymaya calismiyorum cunku adi olan seyler bir gun tamamlanabilir. benim eksigim ise hep ayni yerde bekliyor. bazen butun gunu bitiriyorum da hic yasamamis gibi oluyorum. bazen tek bir cumle gunlerce omzumda kaliyor. kirildigim yerler iyilesmeyi bilmiyor, sadece sessizlesiyor. belki de bu yuzden her seyin sonunda yine yaziyorum. cunku yazmak benim icin hatirlamak degil, dagilmamak. dagilirsam kimse fark etmez biliyorum. ama bir cumle yarim kalirsa onu ilk ben duyarim.