dünya kalabalık, ben tenhayım. konuşan çok ama söz hep eksik. bir cümlelik varlık hissi için bin susuş saklıyorum içimde. her sabah, başka bir ben'le uyanıp eskisini gömüyorum derinlere.

roma★
TVSTRANGERTHINGS
Jules of Nature
Keni
No title available

PR's Tumblrdome
Peter Solarz
I'd rather be in outer space 🛸
art blog(derogatory)
Acquired Stardust
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Sade Olutola

JVL
wallacepolsom

No title available

⁂
i don't do bad sauce passes
No title available
dirt enthusiast
cherry valley forever
seen from Kuwait

seen from United States

seen from Malaysia

seen from T1
seen from United States

seen from Germany

seen from Sweden

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from Belgium
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from Italy
seen from United States
seen from Sweden
@intiharedendusunceler
dünya kalabalık, ben tenhayım. konuşan çok ama söz hep eksik. bir cümlelik varlık hissi için bin susuş saklıyorum içimde. her sabah, başka bir ben'le uyanıp eskisini gömüyorum derinlere.
içimde bir mahkeme var, her gece yeniden kurulur. ne kapısı vardır ne çıkışı. ben içeri girerim, sanki kendi irademle değil de görünmez bir el ense kökümden tutup sürükler gibi. içeride ışık yarım yamalak yanar. ne tam aydınlık ne tam karanlık… sanki hüküm zaten verilmiş de sahne hâlâ oynuyormuş gibi. ben konuşmak isterim. mırıldanarak başlarım bazen, ama kelime daha dudaktan çıkarken eğrilir, yere düşer, çatlar. sonra aynı söz geri bana döner, daha ağır, daha keskin. orada herkes benim. hâkim de ben, yargılayan da ben, sanık da ben. garip olan şu, kimseyi ikna etmeye çalışmıyorum aslında, çünkü herkesin kararı çoktan verilmiş gibi. sadece ben, o karara yetişmeye çalışıyorum.
anlatmaya calisiyorum bazen ama her cumle daha kafamdan cikarken sahte hissettiriyor. yok diyorum, bu bile degil hissettigimin yarisi. kelimeler fazla temiz kaliyor cunku bunun yaninda. icimde kirik camlar var, sigara kulu var, yarim kalmis konusmalar var, sessizce kaybolan insanlar var, bi de donup bakmaya cesaret edemedigim eski benlerim. bazen 'ben' dedigim seyin sadece tasimaya alistigim bi cesetten ibaret oldugunu dusunuyorum. ve galiba artik tek bi seye kirgin da degilim. mesele birikme meselesi. yillarca icine atilan seylerin ruhunda pasli bi tat birakmasi. her hayal kirikliginin digerinin ustune koyulmasi. kimsenin yikamaya usenmedigi kirli tabaklar gibi birikmesi. bi yerden sonra temizlemeyi de birakiyorsun zaten. daginikligin icinde yasamayi ogreniyorsun. insanlar iyilesmeyi cok romantize ediyor. sanki huzurlu bi film sahnesi gibi anlatiyorlar. alakasi yok. iyilesmek cirkin bi sey. bazen seni senin onlari sevdigin kadar sevmemis insanlari kabullenmek demek. eski mesajlara bakip sohbeti ayakta tutan tek kisinin sen oldugunu fark etmek demek. zaman insanlari yakinlastirmiyor cunku, rahatlik yakinlastiriyor. insanlar sana alistigi an seni secmeyi birakiyor. birbirinizin hayatinda arka plan gurultusune donusuyorsunuz.
bazı geceler insan kendi bedeninin içinde misafir gibi hissediyor. ne oturduğu koltuk tanıdık geliyor ne de ellerinin ağırlığı. sanki uzun zamandır yanlış bir hayatın içine bırakılmışım da herkes bunu kabullenmiş, bir tek ben fark etmişim gibi. hiçbir şey büyük bir felaketle olmuyor üstelik. her şey sessiz ilerliyor. insanın içindeki istek önce küçülüyor, sonra sesini kaybediyor. bir sabah uyanıyorsun ve sevdiğin şeylerin yüzüne bakmak bile yorucu geliyor. pencereyi açıyorsun ama içeri giren hava bile yabancı. sonra garip bir hissizlik başlıyor. üzülmek değil bu, öfkelenmek de değil. daha çok iç organlarının arasına sıkışmış soğuk bir boşluk gibi. günler geçiyor ama zaman ilerlemiyor sanki. herkes bir yere yetişiyor, bir şeyler anlatıyor, kahkahalar atıyor; sen ise bütün bunların biraz uzağında, camın arkasında kalmışsın gibi bakıyorsun. dahil olmayı istemiyorsun ama tamamen kaybolmaktan da korkuyorsun.
uyuyamıyorum artık. sadece gözlerimi kapatıyorum, gerisi bitmiyor. düşünceler sanki odamın tavanından damlıyor da ben onların altında saatlerce bekliyormuşum gibi. eskiden dört duvar boğardı beni, şimdi kalabalıklar boğuyor. dışarı çıksam insanlardan yoruluyorum, eve dönsem kendi kafamın içinden çıkamıyorum. bir yere kaçayım diyorum ama insan insanı her yerde buluyor zaten. aynı bencil cümleler, aynı yapmacık tavırlar. herkes kendini dünyanın en temiz kalpli insanı ilan etmiş. bir de utanmadan uzun uzun kendilerini anlatmaları daha da mide bulandırıcı.
tam yakaladım gibi bi an oluyor sonra karmakarışıklaşıyor yine her şey. kim konuşuyor belli değil ama susan da yok biri bastırıyor öteki çekiyor arada kalan ben miyim o bile net değil sonra düşünce geliyor tutayım diyorsun dağılıyor, bir daha geliyor bu sefer daha bulanık, kendime kızıyorum niye böyle diye. sonra kendi kendine açıklama yapmaya çalışıyorsun bir sike yararmış gibi. yapmam gerekenler aklımda ama elim gitmiyor, gitmeyince içim sıkışıyor kaçıyorum, kaçınca daha çok geliyorlar, gece olunca iyice üstüme biniyor hepsi, sessizlikte sesleri daha net duyuyorum ama hiçbirine güvenemiyorum, sanki aynı yerde dönüp duruyorum çıkış var mı yok mu bilmiyorum ama durmuyor, devam ediyor ben içinden geçip gidiyormuşum gibi.
bazen düşünüyorum, insan kendini ne kadar taşıyabilir, ne zaman kadar bu yaralarla varolabilir. bir sınırı var mı bunun, yoksa biz o sınırı çoktan geçip hâlâ yürüyormuş gibi mi yapıyoruz, bilmiyorum, bildiğim tek şey şu anın ağırlığı ve bu ağırlığın içinde yine de yazıyor oluşum, belki de bu benim kaybolmadığıma dair tek kanıtım.
uyursam gecer mi
anlatamadıklarım içimde birikirken, her sabah yabancı bir yüzle uyanmanın yorgunluğu bu. sanki herkes sözünü söylemiş, sahneyi terk etmiş de ben boş koltuklara bakıyorum. kelimelerim boğazımda birer kaya parçası, ne dışarı çıkıyorlar ne de içimde eriyorlar. sadece duruyorlar öylece, varlıklarıyla beni eksilterek. nefes almak bile artık kendiliğinden olan bir şey değil, bir hatırlayış meselesi. kaburgalarımın ardında kıpırdayan o sızıyı, yeni gelmiş bir misafir gibi ama gitmeye hiç niyeti yokmuşçasına ağırlıyorum. bir yerden bir yere varmıyorum aslında, sadece olduğum yerde dolanıp duruyorum. insan bazen yaşamayı değil de, sadece dağılmayı erteliyor. her gün kendimden biraz daha uzağa düşerken, asıl korktuğum o boşluğun tam ortasında buluyorum kendimi. ne bir fazlalığım var ne de tam bir bütünüm, sadece bu noksan halimle devam etmeye çalışıyorum.
velhâsıl, bazı duygular vakti gelince terk etmez. yalnızca geri çekilir, bir daha eskisi gibi görünmemek üzere. geriye kalan ise ne tam bir boşluktur ne de bir doluluk. daha ziyade, tarif edilmesi güç bir sükût hâlidir. bu sükût, zamanla insanın içinde yer eder. ne bozulur ne de tamamlanır, yalnızca varlığını sürdürür.
içim, dışımdan çirkin. anlamıyorsun. kapkaranlığım.
onlar benim örneklerim, farkında olmadan yüzümde bulduğum maskelerimdi. zaman zaman insanların arasına onlardan birisini benimseyerek çıktım. hâlâ bile bazen aynaya baktığım zaman, kendi çehremde onlardan birini tanır gibi oluyorum.
demir kokusu alıyordum uzun zamandır, nereden geldiğini bilmediğim, nasıl bu kadar kesin olduğuna akıl erdiremediğim bir koku. yine de sormadım, üstüne gitmedim. bazı şeylerin kaynağını kurcalamak yerine onlarla yaşamaya devam etmek daha kolay geliyor insana. ben de öyle yaptım. koku vardı ve ben hayatıma devam ediyordum. sanki mesele bana ait değilmiş gibi, sanki bir vakit kendiliğinden zail olacakmış gibi. sonra bir gün, neredeyse tesadüfen, ellerime baktım. o vakit fark ettim ki o koku parmak uçlarımdan geliyor. bu idrak büyük bir telaş doğurmadı. daha ziyade sessiz bir kabulleniş gibiydi. insan bazen bir şeyin sebebini öğrendiğinde ferahlamaz, yalnızca biraz daha sükûta meyleder. parmak uçlarıma uzun uzun baktım. deri aynı deriydi, çizgiler aynı çizgiler. fakat yine de bir yabancılık vardı. sanki bedenimde bana ait olmayan küçük bir parça taşıyormuşum gibi, eğreti ama inkârı da mümkün değil.
kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime
hicbir zaman eve erken gitmek istemedim. eve gitmek istemedim. evim neresi bilemedim.
ve aslinda en agir yuk sevilmek icin minnettar kalmak zorunda hissetmektir
kimseler bilmesin diye dizlerimin üstüne sakladığım çizikler, gecenin karanlığıyla çoğalıyor sanki. kendi içimde büyüyen bir dili, yine kendimden saklamaya çalışıyorum. her adımım, dönüp dolaşıp aynı dar koridora çıkıyor; hangi ışığı açsam gölgem daha uzun sürüyor. yüzüme bakanların göremediği, içimde yankılanan bir uğultu var, ben bile duymamak için kulağımı kapatıyorum. kendime yaklaşmaya çalışan herkes, içimde çoktan mühürlediğim sokaklara çarpıyor. kelimelerim dönüp dolaşıp çıkmazlara sürüklüyor onları. konuşmak istiyorum bazen, ama dudaklarımda hep yarım kalmış bir cümle duruyor. içimde biriken ağırlık, dışarıda hiç görünmüyor; herkes beni düz bir yol sanıyor, oysa ben katlanmış haritalardan ibaretim.