" Uçsuz bucaksız zamanlarım.. Ve yaşlanan tüm duygularım.. Ne bir ihtiyar gibi yavaş ne de hasta.. Sadece zamanının verdiği yorgunluğu vardır.. "

pixel skylines
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
official daine visual archive
Three Goblin Art
TVSTRANGERTHINGS
Not today Justin

oozey mess

Discoholic 🪩
Stranger Things
🩵 avery cochrane 🩵

Product Placement
occasionally subtle

No title available
Sade Olutola
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
untitled
No title available

izzy's playlists!
Lint Roller? I Barely Know Her
tumblr dot com

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Iraq

seen from United States
seen from Venezuela
seen from Iraq
seen from Indonesia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@isabellaorose
" Uçsuz bucaksız zamanlarım.. Ve yaşlanan tüm duygularım.. Ne bir ihtiyar gibi yavaş ne de hasta.. Sadece zamanının verdiği yorgunluğu vardır.. "
Başlamıştı bir hikaye orada, bir kadın ile bir adamın arasında yaşandı tüm olaylar. Lakin yıllar sürse de bir adım ileri bir adım geri, biri birini seviyorken diğeri ne hissedeceğini bilememiş. Yılların sonunda yaşanan son durumda kadın oturmuş beklemiş beklemiş. Amma lakin ne o adamdan bir tıklama sesi gelmiş, ne de kuşlar ona onun ismini söylemiş veyahut rüzgar onun kokusunu ona ulaştırmış ama o kadın durdu mu sence? Durmadı. Bir süre daha oturup bekledi.. Bekledi.. Bekledi.. Beraber olabildiler mi? Ne olması? Hiç karşılaşamamışlar bile. Sonun da kadın almış eşyalarını gitmiş. Tanrı veya melekler bile mi karşılaştırmamış? Evet. Aynen öyle. Sen düşün o defterin nasıl kapandığını. Şans varsa ya Isabel abla? Ya bir gün o adam bir anda çıka verirse? Yar o kadar bekletmez ablacım. Yar o kadar bekletmez.
Her ne kadar geri geleceğini de söylesen hepsi boş mösyö, kimse geri gelmek için bir yol yapmayacak ya da bir mektup yazmayacak.
Mazi mazide kalmışlığını parlak bir porselen gibi hatırlatıyor mösyö.
Gözyaşları bile bir deniz olup beni boğmaya devam ettikçe ölümü dilememden daha ne ağır olabilir mösyö? Bir insan beyni ölümü kavrayamadığından bir çok kez yolundan kuşkuyla saparken ben yol açmak için neden elime kürek alıyorum? Ve bu sadece bir tanesi mösyö.. Bir tanesi..
Kızgın bir yerlerim var sana karşı bilir misin? Ah sakın ama sakın kendini bana karşı eşit görmeye kalkışma. Benim nefretim bir gecenin karanlığına denk iken senin siyahlığın bir hiçtir karadolu bulutlarımın arasında. Bir şimşekten daha dakiktir ama bir kılıç kadar da keskin.. Söyle önemi var mıydı senin için?.. Çiçekler, bahçeler, en güzel yazılan kelimeler.. Ve daha niceleri.. Onları görmezden geldin.. Ama sen, sana yalan güneş olan ve daha sonra ağır bir yağmur yağdıran kişilere daha önem verdin.. Çok yazık.. Çok..
... Üç bardak su içtikten sonra, şakaklarındaki ağrı yüzünden Kalotski'yi tamamen unuttu, üstündeki paltoyu iniltiyle çıkardı ve halsiz, gözlerini yumup yatağına uzandı "Birkaç Pyramidon olsaydı iyi olurdu," Diye fısıldadı kendi kendine uzun bir süre, karanlık uyku kendisine merhamet gösterene dek.
Mihail Bulgakov - Şeytani
Sayfa 36-37
Uyuyamıyorum geceleri mösyö, uyuyamıyorum gözlerimden yaşlar aksa da uyku gibi değil ruhun acı çekmesi misali.. Yastığa kafamı koyduğunda beynim kendisini savunan bir davalı gibi konuşuyor ben bir hakimmişim gibi.. Susturamıyorum mösyö.. Uyumalıyım tekrardan yeşermek için..
Cennette ısırılıp yarım kalmış bir elma gibisin.. Yarım kalmış bir elma..
Basit mi görünmelidir duygular? Yoksa başa mı koymak gerekir hayata? Bizi biz yapan değil midir?
Duygular durgun bir göl gibidir benim için basit görünse bile içine çekebilir ama yaklaşmak da tehlikelidir yolunu bilmiyorsan girilmemelidir
Genede o göl o duygular olmadan bir anlamı yoktur etrafındaki güzelliğin
Borazanları örttürdüm kuşlar ağaçlardan uçtu. Ulu deniz dalgalandı, doğa hayvanları başlarını kaldırdı. Kim bilir, Tanrı bile gözünü oraya dikmiştir. Lakin sen mezarda gibisin. Bu ne sessizlik? Söyle bana şimdi, çiçeklerime ne söyleyerek sevmeliyim?
Ya içinde çok şey yaşamış birisin yada iyi bir yazar
Yaşatanlar sağ olsun.. Yaşadıkça sanata ulaşırsın, ulaştıranlar da malzeme. Ben hissetmedikçe hiç biri var olmazdı ne birinin değeri, ne de dünyamda bir yaşamı olacaktı..
Sessiz kalmıştır ruh, kendi tahtında oturan mutsuz bir soytarı.
Gökyüzünde yıldızlar varken. Yeryüzünde toprakta kanım vardı. Gözyaşlarım çiçeklere can. Bedenim bir hayattı.
Anlayacak hale büründüğünde sular dursun rüzgarlar esmesin, dağlarına kar bile yağmasın o bile nimet olmasın sana! Ağaçlarının yaprakları solsun dört mevsim bir olup küssün sana. Kanın donsun her bir belamı hatırlayarak.
Birer umutsuzluk üzerine örülmedi mi duvarlar? Bir kazanç uğruna üretildi toplar umutsuzluk duvarlarını yıksın diye. Ki böylece olmayacak mı zaten üslerin karşılaşması? Yüz yüze gelmedikçe neyin antlaşması? Her bir yeni kurulan duvarda sessizleşmiştir savaş meydanı. Zaten daha neyi feda edecek kaldı yâr? Umudunu yitirmiştir çiçek bahçesi yağmur gelmedikçe neye hayat? Sen bir ucu bitmiş mürekkep, yazılarla doldurulmamış kağıt.
... Ki göremediğinde o yüzeyde ki ışığı tamamen yok mu sayacaktı? Güller var olmadan önce zambakların beyazlığına aldandığım gibi. Yaptığım hataların kanları zambakların üzerine döküldüğünde gülleri var etmiştim. Oysaki o yüzeyde tekrardan bir şeylerin var olmasını mı bekleyecekti? Ben kanımı vermedikçe o çiçeklerin doğacak yeri yoktu. O da yüzeye kendisinden bir şey katmadıkça ışık var olmayacaktı.