Biz “Lâ ilâhe illallâh” insanlarıyız.. Elhamdülillâh!
mektebisuffa

JVL
we're not kids anymore.
todays bird
Three Goblin Art

PR's Tumblrdome

oozey mess
Peter Solarz
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

#extradirty
i don't do bad sauce passes

shark vs the universe
$LAYYYTER
trying on a metaphor

Love Begins
Not today Justin
almost home
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
art blog(derogatory)
No title available
taylor price

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Finland

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from France
seen from Poland

seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from Ireland
seen from Argentina

seen from United States
@ismisehid
Biz “Lâ ilâhe illallâh” insanlarıyız.. Elhamdülillâh!
mektebisuffa
DİKKAT! YENİ ÜNİVERSİTELİ KARDEŞİM
Es-Selamu Aleyküm Değerli Kardeşlerim,
Bismillâh..
Hamd Âlemlerin Rabbine,
Salat ve selam Efendimiz Aleyhisselatu vesselam’a, al ve ashabına, Salihlere, Şehidlere ve İslam davasının izzetli yolunu takip edenlerin üzerine olsun..
“Oku, yaratan Rabbinin adıyla. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin en üstün kerem sahibidir. Ki o, kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.”(Alak Suresi, 1-5)
Okumak; ilim yolunda emek sarf etmek, bu yolda giderken Allah’ı hatırlamak ve tabiki de Rıza-i İlahi’yi gözetip adım atmak Yüce Rabbimizin bizlere bir emridir.
Bu hafta ilim almak için mücadele eden kardeşlere hasseten yeni üniversiteli olanlara yönelik bir yazı yazmak istedim.
Öncelikle bir yıl çalışıp emeklerinin karşılığını az ya da çok alan ve üniversiteli olan kardeşlerimi tebrik eder Yüce Mevladan kendilerine muvaffakiyetler dilerim.
Yeterli sonuç elde edemeyen veya gönlündeki hedefe ulaşamayıp bir yıl daha bekleyen kardeşlere de sabır gayret ve başarılar diliyorum..
Kardeşlerim!
Üniversite, lise yıllarında sınav stresi altında olan ve kendilerine göre aile baskısı hissettiklerini söyleyen bazıları için özgürlüğe geçişin ve aileden kurtuluşun yegane çaresi olarak görülmekte ve maalesef öyle anlatılagelmekte zihinlere böyle yerleştirilmektedir. Buram buram tehlike kokan bu anlayış ne yazık ki bugün islami hassasiyet sahibi gençlerimizde dahi görülebiliyor.
Bende bu söylemlerin etkisiyle 2013 senesinde Üniversiteye gittiğim ilk yıl açıkçası biraz korkmuş ve çekinmiştim. Acaba ne olacak? Kötü ortamlara girip bozulur muyum? Çok sevdiğim dinimin emrettiklerini yerine getirebilir miyim? Aksar mı ibadetlerim? Vs.. bu böyle uzar gider.. bu endişelerle gitmiştim taa uzak diyarlara..
İlk zamanlar mescit arkadaşlarım olmuş MaşaAllah herkes namaz kılıyor hiçte anlatıldığı gibi değilmiş diyordum. Anadolu’nun İslam kokan hanelerinden okumak için çıkıp gelen bu temiz gençler daha sonra nasıl olduysa(!) namaz kılmaz hala gelmiştiler.. Nasıl olurda bir anda böyle oluverirler diyebilirsiniz ama Allah nasip ederse işin bu boyutunu başka zaman farklı bir yazı ile dile getiririm.
Evet, aileden kopuk bir iki kitap okuyarak özgürlüğü yakaladım edasıyla salınan gençler kendini partilerde, eğlence merkezlerinde ve tabiki dolayısıyla küfrün kucağında buluyordu..
Bir kereden birşey olmaz dedikleri herşey gün be gün hiç tahmin edilmeyecek tavizlere ve yanlışlara götürüyordu.
Müslüman gençler olarak bizler en değerlimiz olan İslâm’ın emirlerini her zaman ve her yerde yerine getirmekle ve tebliğ etmekle mükellefiz. Gireceğimiz sıradan muhabbetlerin konuşulduğu hiçbir ortama uymamalı, mümkünse değerlerimizden taviz vermemeli ve ortamı güzel ve hayırlı şeylerin konuşulduğu bir sohbet halkası haline getirmeliyiz. Verilecek olan her tavizin hassasiyetlerimizi gözümüzde bitireceğini unutmamalıyız.
Günde en az 1-2 sayfa Kur’an’ı mealiyle beraber okumalı, namazlarımızı asla aksatmamalıyız. Rabbimizin ve ailemizin bizden beklentilerinin olduğunu ve bu beklentilere mutlaka cevap vermeliyim bilinci ile hem ibadetlerimizi hemde derslerimizi ihmal etmemeliyiz. Mümkün mertebe harama sebep olacak ortam ve muhabbetlerden kaçınmalı, islâmi sohbet ve söylemlerin konuşulduğu kişilerle hasbihal içinde olmalıyız.
Bir rengimizin olduğunu(İslâm) ilk günden belli etmeli ve en basitinden bundan sonra karşı cinsle yaşanabilecek bir selamlaşma faslına dahi kapıları ilk anda kapatmalı ve karşıdaki bireylerin buna cesaretlenmesine dahi izin ve sebebiyet vermemeliyiz.
Müslüman bireyler olarak bu ismin hakkını en güzel şekilde hangi ortamda olursa olsun vermeliyiz. Yurtta veya evde ortak yaşamak zorunda olduğumuz arkadaşlarımızla muhabbetimizi güzelleştirmeye yani islamileştirmeye gayret etmeli bunu hayatımızın bir ahengi olarak görmeliyiz.
Kalabalığın akışına kapılmamalı, kapılan arkadaşlarımızı uyarmalı ve hayırlı ortamlara götürüp bu işin yanlış olduğunu anlamasını sağlamalıyız.
İslâmi Tebliğ görevimizin hayatımızın her alanında devam ettiğini unutmamalıyız. Ona göre hareket etmeli, sürekli kardeşlerimiz ile bağlantı içinde olup sohbet halkaları oluşturmalı, Asr-ı Saadet kokan evler inşa etmeliyiz.
İslâmi bilinç, İslâmi uyanışa vesile olacaktır. Yanan bir mumun sadece etrafını değil, çevresindeki tüm sönük mumları tutuşturarak, yeniden doğacak olan İslâmi güneşin habercisi olduğunu aklımızdan asla çıkarmamalıyız.
Bu vesileyle tekrardan kazandığınız bölümlerin başta Alemi İslâm olmak üzere ailenize, size ve coğrafyamıza hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan temenni ediyorum.
Kapanışı Yunus Emre’nin şu düşündüren sözleriyle yapmak istiyorum:
‘’Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir’’
Bilinçli Müslüman gençlik olarak sizler daima dualarımdasınız ve sizlerden de dua istirham ediyorum.
Vesselam..
Davamızın sonu Allah’a hamd etmektir.
Mehmet Şirin ŞENKUL
SURİYE'DEN,
el-Kudsü âsımetü Filistın
Kudüs, Filistin'in başkentidir.
Yedi kere düştüğünde, sekizinci için kalk.
Darısı benim başıma, amin
paro moodboard
Bunu paylaşın. Gerçeklerle yüzleşin !
Leyla'ya söyleyin, biz Kudüs'e turist olarak gönderildiğinde kendini Selahattin sanan şairlerden değiliz.
Muammer Bilgiç (via sayinhakim)
Alman gazeteci Todenhöfer “Daha ciddi olmam gerekirse” dedi ve o çarpıcı gerçekleri anlattı.
“Büyüyünce yine kardeşlerim mi bana bakacak?”
Bir planlayıcı alarak ne yapmış olursunuz?
Aldığınız her bir ürünle Reyyan Kampı'nda kalmakta olan 1760 aile, 9368 kişinin ihtiyaçlarını karşılamaya ve Endonezya Açe’ de bulunan İstanbul Yetimhanesi'nde kalan 78 yetim kardeşimizin ihtiyaçlarını karşılamaya destek olmuş oluyorsunuz.
Ürünleri almanın yanında etrafınıza duyurup satışına destek olmak hayır yapmanıza vesile olacaktır. Yaptıklarınızdan ve yapacaklarınızdan Mevla razı olsun.
([1 adet ] Günlük Planlayıcı Bloknot : 8 tl / Haftalık Planlayıcı Bloknot : 15 tl )
Sakarya Genç İHH
Bir Ramazanda dört hatim. Sâhi, biz ne yapıyoruz?! Bizi kaplayacak, içimizi titretecek bir nedâmet olsa da yaşamaya başlasak; alevler içinde nedâmete düşmeden..
Şahane Bir Endülüs Hikayesi
Endülüs Emevi Devleti yeni yıkılmış. Ortalık zulümden geçilmiyor. Müslüman kadınlar saçlarından atlara bağlanarak Endülüs sokaklarında dolaştırılırken, engizisyon mahkemeleri tarihin gördüğü en vahşi cinayetlere imza atıyor. Canlarını kurtarabilen Müslümanlar ise “Elveda Kastinya, elveda Valencia” diyerek bindikleri kayıklarla Akdeniz’e açılıp gözyaşları içinde Endülüs’e veda ediyor.
İşte böyle bir ortamda başlıyor onun hikâyesi. Ailesi Müslüman olduklarını sır gibi saklayan, canlarını kurtarmak için Hıristiyan görünen bir aile. Yani Morisko… O da yaşıtları gibi okula gidiyor ve bir Hıristiyan ismi kullanıyor. Kendinin bir İspanyol olduğunu sanıyor. Fakat kısa zaman sonra garip giden bir şeylerin olduğunu fark ediyor. Örneğin arkadaşları okulda İncil’den bölümler ezberleyip ailelerine haber verdiklerinde aileleri büyük bir sevinç yaşarken, aynı şeyi kendi yaptığında anne ve babası bir köşeye çekilip sessizce ağlamaya başlıyor.
Bir gün diyor bir kardeşim dünyaya geldi. Büyük bir sevinçle koştum ve babama haber verdim. İspanya’daki tüm babaların sevindiği gibi babamın da sevinmesini beklerken babam üzgün bir halde kiliseye gitti ve papaza bir oğlunun doğduğunu haber verdi. Papaz evimize geldi. Papazı görünce annemin yüzünün rengi birden değişti. Kardeşimi adeta bir cellada teslim eder gibi papaza teslim etti. Papaz anne ve babamın üzgün bakışları eşliğinde kardeşimi vaftiz etti.
Bu arada evlerinde bir de oda vardır. Bu odaya onun girmesi yasaktır. Anne ve babası bazı vakitler bu odaya girip bir süre sonra dışarı çıkarlar. O ise hep bu odayı merak eder.
10 yaşına geldiğinde babası bir gün elinden tutar ve birlikte bu gizemli odaya girerler. O anları şöyle anlatıyor: “Babam önce bana ‘Yıllardır senden sakladığım bir sır vardı. Şimdi babanın sırrına, acısına ortak olur musun?’ diye sordu. Ben de ‘Olurum baba’ diye cevap verdim. Bunun üzerine babam tekrar konuşmaya başladı ve bu sefer de bana ‘Şu duvarda asılı olan nedir, biliyor musun?’ dedi. Ben de ‘Bilmiyorum baba, benim bu odaya girmem yasaktı’ dedim. Babam da sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Bu gördüğün kitap bir olan Allah’ın Hz. Muhammed’e (a.s) indirdiği kitaptır oğlum. Bu kitap Akdeniz’in öbür tarafındaki çölde bizim peygamberimize indi. Bundan 8 asır önce dedelerimiz Endülüs’e gelip bu Kitabı İspanya’ya taşıdılar. Yıllardır gördüğün El Hamra Sarayı, şu an minarelerinde çan çalan, mihraplarında papazların konuşma yaptığı camiler, bunların hepsi bizim oğlum. Ayrıca sen bir Hıristiyan değil; Müslümansın. Senin gerçek ismin de Muhammed’dir. Sen, Hz. Muhammed’in ümmetindensin. Bizim şimdiye kadar sakladığımız bu sırrı bundan sonra sen de saklayacaksın.”
“O günden sonra” diyor küçük Muhammed: “Yine okula, kiliseye gidiyordum. Fakat bu sefer El Hamra’nın önünden geçerken sanki ezan seslerini duyar gibi oluyordum. Bambaşka bir ruh haline bürünmüş, bambaşka bir dünyaya ait olmuştum.”
Yıllar geçer ve bir gün babası Muhammed’i yine karşısına alır ve ona şunları söyler: “Oğlum ben artık amacıma ulaştım. Sana Endülüs’te yasak olan dinini, Kur’an’ı öğrettim. Şimdi de seni Fas’a göndereceğim. Orada dinimizi daha iyi öğreneceksin. ”
Bunun üzerine Muhammed, babasının mahalleden bir arkadaşıyla gece vakti gizlice bir kayığa binip Fas’a geçer. Orada medreselerde, ilim halkalarında derslere katılır. Küçük Muhammed zamanla eserleriyle Âlem-i İslam’ı aydınlatan, ardından unutulmaz bir iz bırakan büyük âlim Muhammed İbni Abdirrafiğ el Endülüsi’ye dönüşür.
Suriyeli âlim Ali Tantavi’nin kaleme aldığı ve burada bir kısmını sizlerle paylaştığım bu nefis Endülüs hikâyesini, bir gün önce gece vakti okurken gözyaşlarına boğuldum. Dün Endülüs’te bugün ise Suriye’de, Mısır’da, Doğu Türkistan’da, Arakan’da yaşananları düşündüm. Bir taraftan Muhammed İbni Abdirrafiğ el Endülüsi’nin yaşadıklarını zihnimde canlandırdım. Diğer taraftan da rövanş alacağımız günlerin hayalini kurdum. Çünkü bağlısı olmaktan onur duyduğumuz Ümmet-i Muhammed son sözünü daha söylemedi. Bundan dolayı umut, umut, umut…
Adem Özköse
Mutlaka okuyun