İstanbul Tramvay
İçinden tramvay geçen şehir
Sertaç Kayserilioğlu ‘Dersaadet’ten İstanbul’a Tramvay’ adlı kitabında, İ.E.T.T’nin 1871 yılında atlı tramvaylarla başlayan toplu taşımacılık serüveninin öyküsünü anlatıyor. Kitap, aynı zamanda İstanbul şehircilik tarihini de ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor.
“Evet gerçek oydu ki; bir zamanlar tramvaylarla, o İs-tanbul’un caddeleri, sokakları arasında müthiş bir uyum güzelliği vardı.” Geçtiğimiz aylarda kaybettiği¬miz ve Türkiye’nin en eski spor yazarı İslam Çupi, tram-vaylarla bir uçtan bir uca İstanbul’u gezerken böyle ya¬zıyordu gazetedeki köşesinde. Yıllarca onunla yan ya¬na paylaştığım masamda otururken, birden aklına ge¬len tramvay anılarını anlatırdı. Kızlarla bakışmalarını, parası çıkışmadığı için gazete hediye ettiği vatmanla¬rı… Ardından bugün her bir tarafına reklam alan tram¬vaylara gülüp geçtiğini şahsına münhasır bir dille akta¬rırdı. Ne de olsa biz onun için nostaljik kelimesiyle adı¬nı duyduğumuz son tramvay gençliğiydik. R. Sertaç Kayserilioğlu’nun “Dersaadet’ten İstan¬bul’a Tramvay” adlı kita¬bını okuduğum zaman, aklımda beliren yine bu anılar oldu. Yazar, 1860- 1960 yılları arasında İs-tanbul’un atlı tramvay-larını anlattığı ilk kita-bından sonra şimdi de, 1912-
1960 tarihleri arasındaki elektrikli tramvay¬ların dünyasına götürüyor bizleri.
Elektrikli tramvaylara geçiş
Yazar, kitabının giriş bölümünde elektrikli tramvaylara geçişin öykü¬sünü şöyle anlatıyor: “Atlı tramvay¬lar, ortaya çıkışından 40, Avru¬pa’da ilk görünüşünden 18 yıl sonra İstanbul’a ulaşmış. 3 Eylül 1872 yılı Tophane’de yapılan merasimle hizmete girmiş ve İstanbul’a ayrı bir hava getir¬mişti. 56 yıl önce atlı tram¬vayı bulmuş olan Batı, bu defa elektriği keşfediyor ve bu icadını da tramva¬ya uyarlıyordu. Artık birçok Avrupa kentinde boy gösteren bu yeni araç, kendi kendine raylar üzerinde şık bir vagonla birlikte hızla kayıp gidiyor, ne at gürültüsü,ne kırbaç şıkırtısı, ne gübre kokusu ne de saman savrul- tusu kimseyi rahatsız etmiyordu.”
İstanbul’da ilk tramvaylar
İstanbul’da git gide artan ulaşım sorunu yeni çözüm-ler aramaya neden oluyordu. Yaşanan elektrik sıkıntı¬sı en büyük problem olarak İstanbulluların karşısına çıkıyordu. R. Sertaç Kayserilioğlu yaptığı araştırma so¬nucunda kitabına şu notları düşmüş: Dünya Savaşı’nın arifesinde İstanbul’daki atlı tramvay yokluğu¬nun yarattığı büyük sıkıntı bir bakıma faydalı olmuş¬tu. Amerika ve Avrupa’da çoktan çalışmaya başlamış olan elektrikli tramvaylar İstanbul için de artık kaçınılmaz olduğu fikri iyice yaygınlaşmıştı.
Bunun da sonucu olarak tramvayların elektrikliye çev-rilmesi hususunda, elektrik hatlarının biran önce dö-şenmesiyle ilgili olarak, Şehremaneti ve Nafı’a Vekale¬ti yetkilileri, Dersaadet Tramvay Şirketi’ni devamlı ola¬rak zorlamaya başlamış. Halen İstanbul’da atlı tram¬vaylar çalışmakta olup Dersaadet Tramvay Şirketi’nin mukavelesinin durmadan uzatılıyor olması bu işi ge-ciktiriyordu. Daha sonra yapılan baskılar sonucunda, 1913 yılı sonunda İstanbul tramvaylarının elektrikle iş¬ler haline getirilmesi kabullenmiş ve çalışmalara baş¬lanmış. ”
Tünel-Şişli ilk tramvay hattı oldu
Artık İstanbul’da heyecanlı günler başlamıştı. Tram-vayların elektrikliye çevrilmesi sırasında elbette bazı altyapı yetersizlikleri ortaya çıkmıştı. Yeni Galata Köp- rüsü’nün üzerine hat döşenmesine başlanması ise, kısa bir süre sonra köprünün üzerinden ilk kez tramvay arabalarının geçeceğini müjdeliyordu. İlk hat Tünel- Şişli hattıydı. Diğer hatlara elektrik verilişi ise tarihle-riyle şöyle sıralanıyordu: 16 Ağustos 1913: Tünel-Şişli, 10 Ocak 1914: Karaköy-Beşiktaş, 12 Ocak 1914: Gala- tasaray-Galata, 2 Şubat 1914: Eminönü-Sirkeci, 11 Şu¬bat 1914: Beşiktaş-Ortaköy, 20 Şubat 1914: Sirkeci-Be- yazıt, 30 Mart 1914: Beyazıt-Aksaray, 18 Mayıs 1914: Şehzadebaşı-Fatih, 23 Kasım 1914: Arnavutköy-Bebek. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’daki atlı tramvay yokluğunun yarattığı büyük sıkıntı bir bakıma faydalı olmuştu.
Tramvay tabelaları
1928 senesinin sonuna dek, hem eski Türkçe yazılı hem de Türkçe okunuşlu Fransızca gibi ne olduğu bel¬li olamayan bir yazım şekliyle görünüyordu. Elbette bunun sebebi İstanbul’da yaşamakta olan ve sayıları çok fazla olan azınlıklar, Levantenler ve çok sayıda ya¬bancı turistler içindi. Mesela, Chichli (Şişli), Eyoub (Eyüp), Matchka (Maçka), Karakeury (Karaköy), Bec- hictache (Beşiktaş) bu isimler birkaçına örnek. Tabii ki aynı yazım şekli biletlerde ve ikaz tabelalarında da görülüyordu. Okuma yazma bilmeyenleri de düşünen tramvay şirketi yetkilileri, onların istedikleri tramvay¬lara binmelerini sağlamak amacıyla tabelaların ve tramvayların üzerlerine gidilmek istenilen yerin sim¬gesinin resmini çizdirmişlerdi. Mesela, Yedikule tram¬vaylarında kule, Topkapı tramvaylarında ise top gülle¬si resimleri vardı.
Tramvay görevlileri
“Tramvayların kuşkusuz en ilgi çekici personeli vat¬man ve biletçiydi. Zaman zaman kontrolörün de tram¬vaya katılmasıyla görevli adedi üçe çıkardı. Tramvay yolcularıyla daha fazla muhatap olan görevli biletçi¬lerdi. Tramvay arabalarına arkadan binip, önden inil¬mesinin kural olduğu dönemlerde biletçiler genellikle vagonun arka kapısı içinde dururlar ve binen yolcula¬rın biletlerini keserlerdi.
Bir ellerinde içinde hattına göre cins cins bilet koçan¬ları bulunan iki taraflı ve iki kapaklı tahta bir kutu, kulak arkalarında ise binilen durak ile gidilecek dura¬ğı işaretlemek için kalem bulundururlardı. Vatmanlar ise, kendilerine özel sahanlıkta tramvayı sürerlerdi. Üniformaları biraz daha itinalı daha saygın görünen kişilerdi. İki yanı açık yerde görev yapan vatmanlara göre, kışın İstanbul’da kendilerini çok üşüten üç yer vardı. Bunlardan biri Arnavutköy, diğeri de Köprü üstü ve Saraçhanebaşı idi. Vatmanlar soğukta fazla kalma-mak için buralardan hızlıca geçerlerdi.” İşte böyle an-latıyor R. Sertaç Kayserilioğlu ‘Dersaadet’ten İstan-bul’la Tramvay1 adlı kitabında İ.E.T.T’nin bir aşırı aşkın¬dır süre gelen öyküsünü. Kaynak kitap niteliğindeki bu eseri elinizden bir an bile düşüremeyeceksiniz.












