“bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin”

pixel skylines
🩵 avery cochrane 🩵
No title available
Xuebing Du

No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
I'd rather be in outer space 🛸

Jar Jar Binks Fan Club
YOU ARE THE REASON
Game of Thrones Daily
macklin celebrini has autism

titsay
No title available
$LAYYYTER
Sade Olutola
EXPECTATIONS
untitled
sheepfilms
taylor price
Cosimo Galluzzi
seen from United States
seen from Argentina
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from India
seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@kahverengim
“bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin”
Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve dünya Amerika’dan ibaret değil.
-charlie chaplin
merhaba diyerek başlamak istiyorum buraya.derin bir nefes alarak başladım güne.sabahtı.gün doğmuş.ve karanlıktı.odam.diğer günlerden daha umutsuz başladım güne.birkaç şiir içtim.birkaç şiir döktüm saksıma.birkaç şiirde güldüm.birkaç şiirde öldüm bu sabah. geceden kalma bir yorgunluk içindeyim.birkaç hayat tecrübe edecek kadar büyük şiirler bitirdim.
Sizin alınız al inandım Morunuz mor inandım Tanrınız büyük âmenna Şiiriniz adamakıllı şiir Dumanı da caba Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız
Bütün ağaçlarla uyumuşum Kalabalık ha olmuş ha olmamış Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum Ama ağaçlar şöyleymiş Ama sokaklar böyleymiş Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yangelmişim dizboyu sulara Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum Hiçbirinizle döğüşemem Siz ne derseniz deyiniz Benim bir gizli bildiğim var Sizin alınız al inandım Sizin morunuz mor inandım Ben tam dünyaya göre Ben tam kendime göre Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız!
Ne zaman özlesem seni,çıkarım pencereme Bakarım masmavi gökyüzüne Ne zaman özlesem seni,bir bulut geçer üstümden Ne zaman düşünsem seni,gözlerimden bulutlara, senden bana bir hasret... Ne zaman düşünürsem seni,yağmur yağar ıslanır toprak,kokusu sarar heryeri. Ne zamandır ki yoksun, Toprak kokar heryer..
burayı bir nevi günlük olarak kullanıyorum bu yüzden düşüncelerimi çok açık bir şekilde dökebilirim.dün acayip mutluydum uzun zaman sonra,nedeni yok ve nedene ihtiyacım da yok.uzun zamadır dinlemediğim bir kaç müzik dinledim ve bu bana buruk bir mutluluk verdi,gökyüzüne baktım beni kendine bakarken esir alacak bir güzelliği vardı bu beni mutlu etti,deniz kıyısından gittim eve dupduru ucu bucağı anlaşılmayan masmavi deniz beni mutlu etti,bir kaç çocuk oyun oynuyordu parkta bir kaç nefeslik hayatta yaşamın bu kadar güzelliğinden ve zorluğundan bi'haber, onların mutluluğuyla mutlu oldum. sonra?..sonra eve geldim ve bilmemem gereken şeyleri öğrenmem ile o gün yaşadığım her şey üzerime kaynar su olup döküldü. bazı zamanlar öyle şeyler olur ki,ya geçmişe dönüp düzeltebileceğimizi zannederiz ya da bir rüyada olduğunu düşünüp kendimizi toparlamaya çalışırız hani,işte tam onu yaşadım.uyuduğumu hatırlayamıyorum sadece her şeyi unutup hayallerime sarılmayı denedim ama rüyamda yine aynı şeyleri tekrar yaşadım. şimdi daha iyiyim sanırım,çünkü Eylül ayınday.. .
yoksun burda hic
evet maalesef fazla giremiyorum.ve teşekkür ederim,birisinin benim yokluğumu fark etmesine sevindim.
yapmacık insanları bir türlü anlamamışımdır.hele şu yüzüne on kat boya süren ve buna hiç üşenmeyip her gün yapanlara ne demeli?ya da her şeyi saatlerce sadece belgelemeye çalışan ve anı yaşayamayanlara?insan kalabalığını ve fazla ses olan yerleri sevmiyorum.ama bazı zamanlar oluyor ki nedeni olmadan insanların arasına karışmak istiyorum ama orada da çok fazla duramıyorum ve tekrar kitaplarımın yanına gideceğim zaman için sabırsızlanıyorum.öyle ya bazen kalabalığın içinde kendimi bulmamak üzere kaybetmek istediğimde oluyor.güneşi seviyorum ama yağmuru daha çok.yağmur tanesi olup karışmak istiyorum denize.sanırım kaybolmak istediğim günlerden birindeyim..yine anlatmak istediğim bir konun dışına çıkmışım yazının daha ilk başından.ama bu umrumda değil.çünkü daha anlatmak istediğim çok şey var ve ben bugünlerde anlatamayacak kadar yorgun hissediyorum.
sadece Eylül’ün yorgunluğu var biraz.
kahverengi en sevdiğim renktir daha önce kimseye söyleyemediğim renk sonbaharın rengi ölen yaprakların rengi taze kahve kokusunun rengi dinlemeye korktuğum listemden silemediğim şarkının bana verdiği his kahverengi oysa herkes sevmez bu rengi turuncu;kelebek yeşil;hanımeli mavi;deniz kırmızı;aşk bunları severken bazı insanlar bazı insanlar hüzünlüdür derin bir acısı vardır bitmişliği hiç başlamadan bitmişliği vardır siyahı sever bize; siyahtan daha koyu bir renk lazım kahverengi ne sarı,ne kurak,ne soğuk bir Eylül ayının rengi bir sonbahar ayında ölen yaprağın rengiydi kahverengi.
17.08.18 23:30
adı Eylül,soyadı kahverengi imza:son bahar
Bir süredir tumblr da paylaşım yapamıyorum.Nedenini sana uzun uzun anlatarak başını şişirmek istemem,en azından üşenmeyip okuyorsan:)Bugün de diğer günlerden farklı olarak şiir yazmayı denemek istedim.
biraz da mutluluktan söz etmek istiyorum rengarenk balonlardan taze kahve kokusu olan bayram sabahlarından çocuklar tontiş dede ve teyzelerin elini öperken ceplere koyulan şekerlemelerden biraz da mutluluktan söz etmek istiyorum yalan,belgelenen,anlamsız mutluluklardan değil! parklarda misket oynayarak başlardı günleri çocukların sonra topaç,saklambaç,sek-sek,beş-taş... bir tane pamuk şeker alınsa,hepsi mutlu olurdu beş çocuk berber yerlerdi bir baloncu abi görünce mutlu olurlardı hele evden yemek kokusu geldi mi... biraz da mutlulukta söz etmek istiyorum yeni alınan kitap kokusundan bitmemiş bir kitap kadar güzel, bitmiş bir kitap kadar üzücü akşamları yapılan aile sohbetleri bir babanın fıkraları, bir annenin yaptığı ve yapacağı işleri tekrar tekrar anlatması bir cibi beslemektir mutluluk bir plak açıp beyaz sayfalara yazı yazmaktır çiçeklerle konuşmaktır mutluluk. biraz da mutluluktan söz etmek istiyorum, yalan,belgelenen,anlamsız mutluluklardan değil!
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya onlardan birindeyim Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum. Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar Dursam ölürüm paramparça olur dünya Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak (Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç) Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı (Soluğunun elma kokması bundandı belki) Bir elma kokusuna tutundum düşerken Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle Çocuksun sen, çocuğumsun
.sen severdin hep uçurumları
“Bazı satırları herkes okuyamaz,satırları omuzlara ağır gelir.”
“Bazı şarkıları herkes dinleyemez,notaları omuzlarına ağır gelir.”
-DELİBAL’A
Şiirlerle Konuşmak Üzerine
bazan şiirlerle konuşuyorum atışıyorum onlarla ben a desem kalem b ile başlıyor dizelerle çekişiyoruz. aynı şiirde; güzel şeyler ile guzel olmayanları yan yana yazıyorum. sonra diyorum bu şiirde bir anlatım bozukluğu var şiirde anlatım bozukluğu olur mu hiç oluyor işte. dizelerle konuşuyorum. aklımla kalemim arasında bir küslük var, fakat ben dizelere kızıyorum.